GEREKÇELI KARAR ESAS NO : 2010/843 Esas KARAR NO : 2012/161 HAKIM :
KATIP :
DAVACI : ******* - TC 164***** ****** Kadiköy ISTANBUL [VEKILI] : Av. HAKAN EREN - Eren Hukuk Bürosu Kasap Sk. No:10 Altinay Is Merkezi K:5 Esentepe Sisli/ ISTANBUL DAVALI : SOSYAL GÜVENLIK KURUMU BASKANLIGI - Sgk Il Müdürlügü Merkez/ SIVAS [VEKILI] : Ziya Gökalp Cad. No:10 Kizilay Çankaya/ ANKARA DAVA : Alacak DAVA TARIHI : 07/09/2010 KARAR TARIHI : 29/03/2012 Mahkememizde görülmekte bulunan Alacak davasinin yapilan açik yargilamasinin sonunda, GEREGI DÜSÜNÜLDÜ:
Davaci dilekçesinde 39 yil 11 ay ögretmenlik yaptiktan sonra 2008 yilinda emekli oldugunu, göreve devam ederken 1992 yilinda meme kanseri teshisi ile tedavi görmeye basladigini, kismen sagligina kavustugunu 15 yil sonra 2007 yilinda lenf modu metastasi ile karsilastigini, tedavi gördügünü, 2009 yilinda akciger metastasi ile karsilastigini, bu nedenle kemoterapi aldigini ancak kullandigi ilaçlarin tedaviye cevap vermedigini, bunun üzerine doktorunun "....400 mg" adli dünyada yeni kullanilan bu ilaci önerdigini, söz konusu ilacin kalin bagirsak ve rektum kanseri disinda bedellerinin Saglik Bakanliginca karsilanmadigini, bunun üzerine ilaci kendi imkanlariyla aldigini, doktor tavsiyesiyle söz konusu ilaci 24/08/2009 tarihinden itibaren kullanmaya basladigini, 12 seans kullandigini ve hastaligin vücudundan tamamen kayboldugunu, bu ilaç için toplam 27.800,00 TL ödeme yaptigini, ilaç ve eczacilik genel müdürlügü standart ilaç prosedürü uygulanmadigi gerekçesiyle söz konusu ilacin kullanilmasina yönelik talebini red ettigini, Saglik Bakanligina yaptigi basvuru neticesinde ilgili genel müdürlügün inceleme neticesinde hastaligin sifa ile sonuçlanmasi üzerine 12/05/2010 tarihli yazi ile bu ilacin tarafinca kullanilmasina izin verdigini, o günden sonra kullandigi ".... 400 mg" ilaçlarinin bedelinin SGK tarafindan karsilandigini, dava konusu meblagin bu izin öncesi kullandigi 12 kutu ilacin bedeline yönelik oldugunu, ilaç bedeli olan 28.205,00 TL nin tahsilini talep etmistir.
Davali kurum vekili cevap dilekçesinde, dava konusu ilaç bedellerinin davacinin hastaligi için hekimin uygun gördügü, ancak Saglik Bakanligi tarafindan ilacin endikasyon disi kullanimi için izin verilmedigi döneme ait oldugundan Saglik Bakanligindan görüs istendigini, alinan 15/10/2010 tarih ve 70106 sayili yazi ile ilacin kullaniminin uygun görüldügünün hastanin doktoruna bildirildigini, 25/03/2010 tarih ve 27532 sayili resmi gazetede yayimlanan 2010 yili SGK saglik uygulama tebligi ile kurumca finansmani saglanan saglik hizmetlerinin usul ve esaslarinin belirlendigini, buna göre bir ilacin Saglik Bakanligi tarafindan izin verilmedikçe endikasyon disi olarak tedavide kullanilmasi halinde bedelinin kurumca ödenmesinin mümkün olmadigini belirterek davanin reddini talep etmistir.
Yapilan yargilama sonucunda , davaci *******'in 2008 yilinda ögretmenlikten emekli oldugu, 1992 yilinda kendisine meme kanseri teshisi konuldugu, hastaligin tedavisinde ".... 400 mg" adli ilacin kullanildigi, söz konusu tedaviden olumlu sonuç aldigi,davacinin doktorunun Subat 2010 tarihinde ilaç ve eczacilik genel müdürlügüne ilacin kullanimi için talepte bulundugu ancak genel müdürlügün standart tedavi seçenekleri tüketilmediginden söz konusu ilacin kullanimini uygun görülmedigi ancak Mayis 2010 tarihinde söz konusu ilacin kullanimina onay verdigi, söz konusu ilacin kullanimindan olumlu sonuç almasi hususuda gözönüne alinarak, dosyamizda mevcut 10/01/2012 tarihli onkoloji uzmani Dr.D. U.'nun raporu ile 11/10/2011 tarihli hesap raporu mahkememizce uygun görülerek davacinin davasinin kabulü cihetine gidilmistir.
HÜKÜM: Davacinin davasinin KABULÜ ile, 1-28.205,00 TL ilaç bedelinin 6/7/2010 tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte davalidan alinarak davaciya verilmesine, 2-Davaci vekili için 3.352,55 TL vekalet ücretinin davalidan alinarak davaciya verilmesine, 3-Davali kurum harçtan muaf oldugundan harç alinmasina yer olmadigina, karar kesinlestiginde ve talep halinde davaci tarafindan yatirilan 436,00 TL harcin davaciya iadesine, 4-Davaci tarafindan yapilan 447,10 TL yargilama giderinin davalidan alinarak davaciya verilmesine, Dair taraf vekillerinin yüzüne karsi tefhimden itibaren 8 gün içinde temyizi kabil olmak üzere verilen karar açikça okunup usulen anlatildi. 29/03/2012
T.C. YARGITAY 10.Hukuk Dairesi Esas Karar 2012/15285 2012/21976 Y A R G I T A Y I L Â M I Mahkemesi :Ankara 10. Is Mahkemesi Tarihi :29.03.2012 No :843-161 Davaci : ******* adina Av. Hakan Eren Davali :Sosyal Güvenlik Kurumu Baskanligi adina Av.
Dava, tedavide kullanilan ilaç bedelinin tahsili istemine iliskindir. Mahkeme, ilâminda belirtildigi sekilde davanin kabulüne karar vermistir. Hükmün, davali Kurum avukati tarafindan temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteginin süresinde oldugu anlasildiktan ve Tetkik Hâkimi Aydin Eser tarafindan düzenlenen raporla dosyadaki kagitlar okunduktan sonra isin geregi düsünüldü ve asagidaki karar tespit edildi. Dosyadaki yazilara, hükmün Dairemizce de benimsenmis bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanagi maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA , 15.11.2012 gününde oybirligiyle karar verildi.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet gün geçtikçe artmaktadır. Sağlık hizmetlerinin neredeyse her aşamasında kendini göstererek, sağlık çalışanlarının ruh ve beden bütünlüklerini, hatta yaşamlarını hedef alan şiddet olayları; sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli bir sorun haline gelmiştir. Şiddete karşı neredeyse hiç ya da yeterli önlem alınmaması sağlık çalışanlarının, hastaları ile güvene dayalı ilişki ve hizmetin gerektirdiği sağlıklı iletişimi kurmalarını engellemektedir. Şiddet tehdidi; sağlık çalışanlarının işyerlerinde kendilerini güvende hissetmemelerine neden olmaktadır. Sağlık çalışanlarının ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin korunması, çalışma güvenliğinin garanti altına alınması, hastalar ile karşılıklı saygı ve güvene dayalı ilişkiler kurulması için ivedi önlemlerin alınması gereklidir. Sağlık çalışanlarının ve konu ile ilgili sivil toplum örgütlerinin katılımı ile şiddetin önlenmesine yönelik bugüne kadar çıkarılan düzenlemeler kamuoyu, meslek örgütleri ve sağlık çalışanlarınca yapılan eleştiriler çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir. Artan şiddetin sağlık çalışanlarının ruhsal ve bedensel sağlıkları üzerinde yarattığı olumsuz etkiler ve sağlık çalışanlarının temel haklarının ihlali, insan haklarını temel alan derneğimizce kaygı ile izlenmektedir. Derneğimiz sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesi için her türlü tedbir ve çalışmayı destekleyecektir
Sağlıkta gerçekleşen her şiddetten sonra hasta haklarının gündeme getirilmesi hasta haklarının anlamı ve kapsamı dışında gündemde tutulmasına ve gerçek kapsamı ve içeriği dışında tartışılmasına neden olmaktadır. Sağlık hizmetlerinde kendini gösteren şiddetin hasta hakları veya hastaların haklarını kullanması ile ilişkilendirilmesi hasta haklarını gerçek anlamından uzaklaştırmaktadır. İnsan haklarının bir uzantısı olan hasta hakları başta şiddet olmak üzere insan hakları ile bağdaşmayan hiçbir tutum veya yaklaşım ile bağlantılandırılamaz. Bu yönde yaklaşım içeren açıklama ve tutumlar sağlıkta şiddetin önlenmesine katkı sağlamayacaktır. Hasta hakları, insan haklarına uygun sağlık hizmeti sunulabilmesi ve alınabilmesi temeline yasalara ve evrensel insan haklarına dayalıdır. Hasta hakları savunuculuğu sağlık politikalarının ve uygulamalarının getirdiği olumlu ve olumsuz sonuçlar üzerinde eleştirel yaklaşım içerebilir. Bu savunuculuk adalete hakkaniyete uygun hizmetin sağlanması amacını taşır. Hasta haklarının hiçbir yönü ve içeriği şiddet yanlısı ve taraftarı olamaz.
Sağlıkta şiddet toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi artmaktadır. Bunun nedenleri toplumsal yaşayışın her alanına yayılmış şiddetin dışında aranmamalıdır. Toplumsal yaşamın neredeyse her alanına yayılmış şiddetin sosyal ekonomik ve kültürel nedenleri belirlenip doğru bir yaklaşım ile çözülmedikçe şiddet sağlık alanında da devam edecektir.
Hiçbir sekil ve koşulda hasta hakları ile bağdaşmayan sağlıkta şiddetin önlenmesi, insan hakları acısından önemli adımlardan birini oluşturacaktır.
Saygıdeğer Bakanım Prof.Dr. Recep AKDAĞ ve Sayın Yetkililer;
Ortalama insan ömrünün 65-70 yıl olduğu ülkemizde Allah’ın bize bahşettiği bu yaşamı hakettiğimiz şekilde insanca, sağlıklı ve huzurlu geçirebilmek hepimizin ortak gayesidir. Bu nedenledir ki vatandaş olarak Devletimize her açıdan güvenir, sosyal sınıf ya da statü ayrımı olmaksızın her konuda haklarımızın korunacağına inanırız. Haksızlığa uğradığımız zaman da gerekli yetki ve sorumluluğa sahip erdemli devlet büyüklerimizin ve başvurduğumuz mercilerin uğradığımız mağduriyete ve maruz kaldığımız haksızlığa karşı tarafsızca yanımızda olacağını biliriz.
Bakanlığımızın sağlık alanında yaptığı yenilikleri sevinçle karşılıyor ve insan hayatına verilen önemin üzerinde hassasiyetle durulmasını takdirle karşılıyoruz.
Sizlere bir hasta yakını ve bir doktor mağduru olarak yaşadıklarımızı anlatmayı başta bizden sonraki hasta yakınlarının da aynı sıkıntıları yaşamaması adına sorumluluk ve borç bilirim, Konunun diğer yönü ise hassasiyetle üzerinde durduğunuz sağlık hizmetinin alanında adı büyükler arasında geçen bir Devlet Hastanesinde nasıl verildiğinin ve Tıp Fakültesinin biteren her insanın gerçekten Doktor olmayı hak edip etmediğinin sorgulanmasıdır.
Bu mesleğe gönül vermiş büyüklerimiz olarak sizler de bilirsiniz ki Hipokrat yemini şöye der;
Hayatımı tüm insanların iyiliğine adayacağıma, işimi her zaman vicdan çerçevesinde uygulayacağıma, hastalarıma saygı göstereceğime ve bana gösterdikleri güvene layık olmaya çalışacağıma namusun ve serefim üzerine and içerim.
Her mesleğin kendine ait teknik yetkinlikleri ve bilgi gereklilikleri olduğu gibi ahlaki ve vicdani sorumlulukları da vardır. Doktorluk mesleği insan hayatının emanet edildiği en kutsal görevlerden biridir ve en üst değerleri taşımayı gerektirir. İşini ve insanı sevmeyen bir kimse hangi teknik donanım ve bilgiye sahip olursa olsun bu ahlaki değerlerden yoksun ise kendisine Doktor dememelidir.
01.09.2012 tarihinde sevgili babamız ……….. felç geçirmesi nedeni ile …………….Hastanesine kaldırdık. Durumu gereği acil olarak ara yoğun bakım ünitesine alındı. Kendisi daha önce de geçirdiği birtakım rahatsızlıklar nedeni ile tam olarak konuşamamakta, fiziksel birtakım ihtiyaçlarını tek başına görememektedir. Bu nedenle annemiz kendisine refakat etmektedir.
Babamın durumunun anlaşılması için götürüldüğü 1. Nöroloji servisinde o anda görevli olan Doktor! ………. hastamızla ilgilenmek bir kenara sergilediği gayri profesyonel tavır ile hastamızın ve bizlerin içinde bulunduğu durumu yok sayarak yakışıksız diye nitelendirilebilecek tavırlar sergilemiştir.
Doktor Hanım o gece bizlerde oradayken aşırı sinirli ve agresif bir şekilde ara yoğun ünitesine giriş yaptı. Bizler durumun şaşkınlığı ve üzüntüsü içinde doktordan alacağımız bilgiyi bekliyorduk.
Babam konuşamayacak kadar kötü durumda olduğu için babamın yanında mecburi refakat göstermek durumunda olan annem …….doktor hanıma yardımcı olmak için hastalığı hakkında bilgi vermeye çalıştı. Fakat doktor hanım sinirli hal ve haraketlerine devam ettiği için ben de yanlarına giderek durumu anlamaya ve derdimizi anlatmaya çalıştım. Bu sefer de bizleri dinlemediği gibi “ Hepiniz defolun burdan. Eğer çıkmazsanız hastanıza da bakmayacağım defolun gidin” şeklinde hasta olan babamın yanında bizleri saygısızca odadan çıkardı. Hastanede nasıl davranılması gerektiğini, doktorun işini yapması için nasıl müsade edilip bilgi verilmesi gerektiğini bilmeyen insanlar olsak maruz kaldığımız durumu belki hak ettik diyebilirdim.. Ama şükür ki cehaletle ödüllendirilmeyen bir bilince sahibiz...
Aklıma hasta hakları geldi; Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik ve şefkatli ve şekilde davranmak zorundadır. Ben bile bunu biliyorken bir doktorun bilmemesi ya da bilip de uygulamaması ne kadar ironik ve acı değil mi? Hadi bizler bilinçli insanlarız. Hakkımızı arıyoruz arayacağız.Ya hiçbirşeyden haberi olmayan, eğitim alamamış, geliri olmayan ama devlete ve hizmete muhtaç vatandaşlarımız ne yapacak. Gördüğü muameleye sırf hastası için ya da kendi için sesini çıkaramayacak ve bu çark durmadan dönecek..Öyle mi????
Doktor Hanımın bu tavrına artık sözle tepkimizi gösterip yanına giderek yaptığının doğru olmadığını anlatmaya çalıştığımız anda da bizi polise şikayet edeceğini belirtti ve nitekim etti. Üstelik bir de darp raporu alarak!!!
Şunu sormak isterim; Devlet teşkilatımızın herhangi bir mercisinde çalışıyor olmak o kurumun verdiği hakları kendi çıkarları için kullanmayı haklı kılar mı? Bir polis geçersiz bir zabıtla dükkan kapattırabilir mi, bir doktor hiçbir şiddete ( şahitlerle sabittir) maruz kalmadığı halde darp raporu alabilir mi? Eğer bu raporu alabiliyorsa bu hastanede İNSAN HAYATININ GÜVENLİĞİNDEN nasıl emin olabiliriz. Ölüm raporu düzenlendiğinde doktor hatası yoktur yazıyorsa mukadderat mı demeliyiz? Şaşkınız, üzgünüz ve güvensisiz...
Kaldı ki doktor hanımın bundan sonra sergilediği tavır da düşüncelerimizde haklı olduğumuzu göstermeye yetti. Kaşla göz arasında alınan darp raporundan sonra o anda görevli güvenlik ekibi arkadaşları da kendisi adına lehte şahitlik yapmadıkları takdirde işlerinden olmakla tehdit etti. Bu tehdite kulak asmayan vicdan sahibi bayan güvenlik yetkilisi “ben geldiğimde hasta yakınlarına bağırıp küfür ediyordunuz. Şimdi benden nasıl şahitlik etmemi istiyorsunuz dedi”Aldığı cevap işini kaybedebileceği kaygısını taşımaya yetti. Anneme gelip eğer işten atılırsa kendisi adına şahitlik yapıp yapmayacağını sordu ve telefonumuzu aldı. Güvenlik memurlarının verdiği bilgiye göre bu doktor hanımın ilk vukuatı ve ilk üzdükleri biz değilmişiz.Tabiki şahitlik ederiz. Hak yerini bulana kadar. Yeter ki sizler bu gidişe bir dur deyin ...
Doktor hanımın bizi şikayeti! üzerine hastaneye gelen polis ekibi ile birlikte, yoğun bakımdaki hastamızı ve annemizi yaklaşık 2 saat yanlız bırakarak karakola gittik. Hiç suçumuz olmadığı ve bununla birlikte bizim şikayetçi olmamız gerektiği halde ailecek ifadelerimiz alındı. Düşünün yaşamak zorunda bırakıldığımız durumu. Bir yanda yoğun bakımdaki hastamızın tedavisini düşünürken , bir yanda yanında tek başına kalan annemizin bir şeye ihtiyacı olup olmadığını merak ediyorduk. Bir yandan da içinde bulunduğumuz tuhaf durumu anlamaya ve insanlara anlatmaya çalışıyorduk. İfadesi alınmayan sadece annem kalmıştı. Bunun için de biz hastaneye döndükten sonra 2 polis geldi. Babamın yanında bulunan annemin ifadesini almak için nöroloji servisine çıktıklarında kendileri de doktor hanımın bu tavırlardan nasiplerini aldılar.Üstelik bu sefer doktor hanımın kendisi gibi doktor olan babası! da aynı şekilde polislere de hakaret yağdırdı. Bir an aile şirketi bir hastahanede mi yoksa devlet idaresinde büyük bir hastanede mi olduğumuz şüphesine düştüm. Herşey öyle kişisel organize edilmiş ki. Hastamız yoğun bakımdaymış, bizler perişan olmuşuz kimsenin umrunda değil. Babamın tedavi edilmesi herkezin bununla ilgilenmesi gerekirken bizler kişisel tavırların ve haksızlıkların ortasında kalakaldık. Ve doktor hanım dediği gibi babamı tedavi etmedi..Verdiği sözü bu kez tuttu...
Bununla da bitmedi eğer nasıl olur bunca şey diyorsanız devamını anlatayım..Babam şu anda nerede mi ? Evde..Neden mi? Erkenden taburcu ! edildiği için. Nasıl mı?
……… Hanımın babamın tedavisini yapmamasından sonra sağduyulu servis yetkilileri yatış işlemimizi yaptı ve tedavi süreci başladı. Tam tedavi ve ilgii demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Üstünkörü dersiniz ya belki de tabiri budur...Renkli dobbler çekilmek üzere bizi özel hastaneye sevk ettiler. Ayın 4 ünde Üsküdarda özel bir hastaneden gün ve sıra aldık çektirdik. Aynı gün …….hastanesine geri döndük. Şöyle bir göz atıldı, biz hastamız yatacak sanırken( ki serumla beslenebilen, ayağa kalkamadığı için yerinde tuvalet ihtiyacını gideren ve baktığınız zaman taburcu statüsüne henüz gelememiş bir hastadan söz ediyoruz) hastanız iyileşti, ayrıca yatıracak yer yok evinize götürebilirsiniz denilerek apar topar! Taburcu edildik. O kadar hazin bir çıkış ki beslendiği serumun kelebeği bile kolundan çıkarılmadı, bulunduğumuz odadaki eşyalarımız yerlerinde kaldı. Geldiğimiz ambulansla eve gönderildik...
Saygıdeğer Bakanım Prof.Dr. Recep AKDAĞ ve Sayın Yetkililer;
Burada sizlere aktarılan trajik bir öykü ama bir memleket gerçeğidir aynı zamanda. Babamın penceresinden baktığınızda da o akşam yaşadıklarını size kendi penceresinden anlatacak olsa eminim hiçbir vicdan hissettiği duyguları görmezden gelemez...Biz yakınları olarak bunları yaşadık. Kaldi ki hasta olan o..Hala da hasta...
Biz ……… ailesi olarak konuyu öncelikle birinci merci olarak sizlere taşımayı görev biliyoruz. Olayın şahitleri ve yaşadıklarımız açıkça burada yer almaktadır.
Mücadelemizi sizlerden de alacağımız bilgi ve destekle gerekli karar organlarıyla yürütmeye kararlıyız. O akşam görevli Doktor …….. hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz...Soruşturma açılmasını talep ediyoruz... Biliyoruz ki bu süreçte yaşadıklarımızı hiçbirşey unutturmayacak..Lakin adaletin yerini bulması aynı mağduriyeti başka ailelerin yaşamasına engel olacak..İşte bizim vicdanımızı rahatlatan sadece bu...