Temel Sağlık Hizmetleri Bedelsiz Olmalıdır.

Ev / Basın Açıklamaları / Temel Sağlık Hizmetleri Bedelsiz Olmalıdır.

Temel Sağlık Hizmetleri Bedelsiz Olmalıdır.

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 4618 şayili “SAĞLIK BAKANLIĞI`NA BAĞLI SAĞLIK KURUMLARI IİLE ESENLENDİRME (REHABİLİTASYON) TESİSLERİNE VERİLECEK DÖNER SERMAYE HAKKINDA KANUNUN BAZI MADDELERİ İLE 190 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN” 11.01.2001 tarihinde Resmi Gazetemde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu yasanın gerekçesinde; “Bilindiği gibi Türkiye çapında tüm hastanelerde vardiyalı sisteme geçilmiş olup, hastaneler 24 saat hizmet vermektedir. Ancak, sağlık personelinin bu özverili çalışmalarına karşılık hak ettikleri ücreti aldıkları söylenemez. İnsan hayati gibi çok önemli bir konuda hizmet veren bu personelin maaşlarında yapılacak iyileştirmelerin hizmetin kalitesini de artıracağı ve personeli olumlu yönde motive edeceği yadsınamaz” denilmektedir. Bu kanun gereği olarak kurulacak olan Döner Sermaye İsletmeleri’nin gelirlerinden elde edilecek kaynaklarla sağlık çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.
Böylelikle Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurumlarının tümünde, bu arada birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık ocaklarında da Döner Sermaye İsletmesi kurulması ya da kurulmuş olanlara katılması zorunlu hale getirilmektedir. Bunun doğrudan bir sonucutemel sağlık hizmetleri arasında yer alan koruyucu ve sağlığı geliştirici sağlık hizmetlerinin de artık bir bedel karşılığında verilmesi olacaktır. Birinci basamak sağlık kurumlarında; mevcut Sosyal Güvenlik Kurumlarına bağlı bireyler için döner sermaye geliri alınması tartışılabilir olsa da bunun dışındakilerden ücret alınması basta anayasaya ve halen yürürlükte olan 224 şayili “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası“na da aykırı bir durumdur.

Sağlık hakki temel insan haklarının basında yer alan “yaşama hakkı“na gerçek anlamını veren bir haktır. Başka bir deyişle, yasama hakkı ancak sağlıklı yaşamak söz konusu ise vardır.

Günümüzde çağdaş ülkelerde sağlık hizmetleri kamu eliyle verilir. Bu “sosyal devlet” olmanın bir gereğidir. Ülkemizde sağlığın finansmanında karma bir ekonomik model benimsenmiştir. Sağlık hizmetlerinin bedeli ya hizmeti alan tarafından ya da onların bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumlarınca ödenmektedir. Ancak toplam nüfusun yaklaşık üçte biri sosyal güvenceden yoksundur. Sağlık Bakanlığı tarafından sosyal güvencesi olmayanlara verilen Yeşil Kart uygulaması ise sağlık hizmetlerinin bütününü kapsamamaktadır.

Birinci basamak sağlık kurumlarının yerine getirdiği hizmetlerden ücret alınması sosyal güvenlik kurumlarına şimdiye kadar olmayan ek bir mali yük getireceğinden, su anda ciddi sıkıntılar yasayan bu kuruluşların daha da yoksullaşmasına yol açacaktır. Öte yandan SSK kapsamı içinde olup tedavi edici sağlık hizmetlerini bu kurumun olanaklarından sağlayan yaklaşık 25 milyon vatandasın koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanması da tümden olanaksız hale gelecektir. Çünkü SSK bu tür sağlık hizmetleri için birinci basamak sağlık kurumlarına ya sevk işlemi yapmayacak, ya da su anda kendisine yetmeyen kaynakların bir de bu konuda sarfı nedeniyle daha da sıkıntıya düşecektir. Bunun önüne geçmek için SSK’nın yeni bir sağlık örgütlenmesi gündeme getirmesi de uzak bir olasılık değildir. Bu koşulda sağlık hizmetinin tek elden verilmesi ilkesi de ortadan kaldırılmış olacaktır.

Sağlık Örgütlenmesi açısından ise durum en az bu kadar tehlikelidir: Öncelikle bu uygulama, birinci basamak kurumlarda tedavi edici hizmetlerin ödüllendirilmesi, hatta ödüllendirmek bir yana özendirilmesi buna karşılık koruyucu hekimlik hizmetlerininde daha az getirisi olacağı için cezalandırılması anlamına gelecektir. Oysa temel sağlık hizmetleri ağırlıkla koruyucu hekimlik hizmetlerinden oluşmaktadır. Yeterli sayıda ayaktan hasta bakamayan, değişik tetkik ya da girişimleri yapan kurumlarda çalışanlar daha çok pay alırken, bunun tersine koruyucu hekimlik hizmetlerini verenler daha az döner sermaye geliri sağlayacakları için daha az kazanacaklardır. Bu nedenle personel daha da artan bir hızla nüfusun daha yoğun olduğu kentlerde çalışmayı talep edecek, bu da kırsal kesim aleyhine olan şimdiki tablonun ağırlaşmasına yol açacaktır.

Bu uygulama aslında sağlık çalışanlarını da mağdur edecek bir uygulamadır. Sağlık çalışanları “artık tüm sağlık çalışanları döner sermayeden pay alıyorlar” rahatlığı ve aldatmacası ile diğer gruplara verilen veya verilmesi planlanan maaş zammından mahrum edileceklerdir. Oysa bir özlük hakkinin bir hizmet ya da işlem koşuluna bağlanması, prim anlayışıyla verilmesi emeğe gerçek karşılığını vermeyen bir anlayışın sonucudur. Diğer taraftan sağlıkçılar, özellikle emekli oldukları zaman döner sermayeleri kesileceğinden, buradaki farkın önceden kapatılması gibi bir yandan israfı bir yandan da haksiz kazanca yol açacak uygulamaları gündeme getirebilecektir. Sonuçta sağlık çalışanlarının ekonomik anlamdaki mağduriyetleri ister istemez verdikleri hizmete de yansıyacaktır. Bu ise sağlık hizmeti alanların birer hasta ve insan değil giderek daha çok “müşteri”, “aptal tüketici”, hatta “yolunacak kaz” olarak görülmesine yol açacaktır. 

Kurulacak “Döner Sermaye İsletmeleri“nine il bazında kurulacak olması ve bir havuzda toplanan paranın öncelikle sağlık çalışanlara dağıtılması bu paranın hizmette (ve tabii ki koruyucu hizmette) kullanılmaması sonucunu da doğuracaktır. Böylelikle kurumlar hem kendilerini hem de bu hizmeti alanların sağlığını geliştiremeyeceklerdir. Döner sermayeden verilecek bu küçük sus paylarının sağlık örgütlenmesinin geliştirilip daha etkin kılınmasına ve canlandırılmasına en ufak bir katkıda bulunmayacağı öngörülmelidir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında; sağlık kurumlarının tümünde yürürlüğe konulan döner sermaye uygulaması, tüm sağlık hizmetlerini bir maddi karşılık koşuluna bağlayacak, bu karşılığı veremeyenlere sunmayacak, böylelikle de sağlıklı yasama hakkına en ciddi saldırılardan birisini oluşturacağı açıktır.  

Basta bu ülkenin yöneticileri ve sağlık çalışanları olmak üzere sağlık hizmeti alan tüm bireyler ve onların oluşturduğu gönüllü örgütlenmeler, yasama ve sağlıklı yasama hakkına sahip çıkarak bu yeni duruma karsı tavır almak zorundadırlar. Biz Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği olarak tüzüğümüzde yer alan amaçlarımızın gereği olarak sağlık ve sağlıklı yaşama hakkına sahip çıkarak söz konusu uygulamanın yanlışlığını işaret ediyor, şimdiye kadar sahip olduğumuz hakları savunacağımızı duyuruyor ve toplumu uyarma görevimizin gereği olarak bu açıklamayı kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

HAYAD YÖNETIM KURULU 10 Şubat 2001

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.