Savcılık Suç Duyurusu (Taksirle Adam Öldürme)

(OLAYIN GEÇTİĞİN YERİN BAĞLI OLDUĞU İLÇE) CUMHURİYET SAVCILIĞINA
Suçu İhbar Eden : …………………….
Adres yazılacak

Varsa Vekili : …………………….
Adres yazılacak

Sanık veya sanıklar: …………………….
Adres yazılacak
Suç : Taksirle adam öldürme. TCK 455. Madde.
Suç Tarihi : ……………………
Konusu : Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet veren sanıklar Prof…………… ve Dr……………….. Hakkında suç ihbarımızdan ibarettir.

A-OLAY:

1-Müvekkilimiz …….’nin eşi…………. (Bundan sonra gerekli yerlerde hasta olarak anılacaktır) , yapılan tıbbi tetkikler sonucunda kendisinde teşhis edilen on iki parmak bağırsağı darlığı (Duedenom) nedeni ile 11.6.1996 tarihinde Prof…….’ın muayenehanesine gider. Prof…..’ın mevcut tablo karşısında ameliyat önermesi üzerine kendisi tarafından…………….. Hastanesi’nden(Özel bir hastane) randevu alınır ve hasta 12.6.1996 tarihinde hastaneye yatar.
Burada yapılan tetkiklerde ameliyat engel bir halin tespit edilmemesi üzerine ertesi gün yani 13.06.1996 Perşembe günü saat 11.00’de ilk ameliyat yapılır.

2- Ameliyat hemen sonrasında hasta karın ağrılarından yakınmaya başlar ve bu ağrılar giderek artar. Söz konusu durum 24 saat içinde gerek sabah gerekse akşam doktoru Prof. …………………..’a iletilir. Bu süre içerisinde gerek serum içinde, gerekse damar yoluyla sürekli yoğun bir şekilde ağrı kesiciler verildiği halde ağrıları bir saniye olsun dinmez. Ameliyattan 24 saat sonra ise hasta yatamayacak duruma gelir. Öyle ki, karnındaki ağrı nedeniyle hareket edemez ve yatağa uzanamadığı için geceyi kanepe üzerinde karnının üstüne eğilerek geçirir.

3- 15.06.1996 günü saat 12.00’de yani ameliyattan yaklaşık 48 saat sonra dayanılmaz ağrılar nedeniyle lokal anestezik (bölgesel ağrı kesici) ve morfin vermek için hasta’ya sırtından ağrı kateteri takılır. Yüksek etkiye sahip bu ağrı kesiciler sonucu hastanın ağrılarında bir hafifleme olur ve günü uyuyarak geçirir. Ancak bu süre içerisinde tüm çabalara rağmen Prof……’a maalesef ulaşılamaz. Hastane yetkilileri kendi doktorundan başka kimsenin müdahale edemeyeceğini söylemektedir.

4-15.06.1996 Cumartesi günü gece saat 23.00 sularında, yani ameliyattan yaklaşık 59-60 saat sonra hasta’nın durumu iyice kötüleşir. Hastanın karnının giderek şiştiği, durumunun daha ağırlaştığı, nöbetçi doktorun görmesi gerektiği eşi …. tarafından ilgililere ısrarla iletilir. Kendi doktorundan başkasının müdahale edemeyeceği , hastane çalışanları tarafından tekrar yinelenir. Bu arada ameliyata giren diğer bir Dr…………’e defalarca telefon edildiği, ancak adı geçen kişinin gelmediği de ilgililerce bildirilir.

5- Hastanın gece saat 02.00 sularında gözleri görmemeye başlar, tansiyonu 5’e düşer, nabzı 180’e çıkar ve ağzından kan gelir. Bu durum karşısında nöbetçi doktorlar ve evi hastanenin hemen yanında olar Dr…….’ de gelir.

6- Saat 04.00 sularında hastanın yeniden ameliyat olması gerektiği eşi ……..’ye bildirilir. Komplikasyonun hafta sonuna rastlamış olması büyük bir şansızlıktır. Prof…………’ın hafta sonları hastaneye gelmemesi ve diğer hekim(ler) in Prof……. görmeden hastaya cerrahi müdahalede bulunmaktan çekinmeleri, bağırsak kangreninin önlenmesi için son derece önemli olan kritik saatlerin harcanmasına yol açmıştır. Prof…………… ‘da saat 06.00 civarında hastaneye gelir. Hasta ameliyattan yaklaşık 66 saat sonra ikinci kez ameliyata alınır. ( Ek. 1 Ameliyat eden hekimin Prof. …….. nın, ……. adlı kitabının …. sayfası)

7- Ekte sunulan ve hastanenin 06.11.1996 tarihli raporundan da anlaşılacağı gibi hasta’nın ilk ameliyattan sonra gerekli takibin yapılmaması sonucu, ikinci ameliyat sonrası ortaya çıkan ince bağırsakların tamamındaki dolaşım bozukluğu sebebiyle birbirini takip eden 7 ameliyat daha geçirir.

8- Hasta, hastanede aldığı enfeksiyon sonucu ağır sepsis ve şok tablosu ile 26.102996 tarihinde vefat eder.

B-TIBBİ DEĞERLENDİRMELER VE AÇIKLAMALAR

1-Yukarıda açıklanan olay sebebiyle öncelikle belirtmek isteriz ki, ameliyat sonrası verilen bu kadar ağrı kesiciye rağmen ağrıları sona ermeyen bir hastada ameliyatla ilgili bir komplikasyonun düşünülmesi tıbben zorunludur. Tıp dilinde “akut batın” denilen karın içerisinde kanama, dikiş açılması, bağırsak dönmesi, delinme, damar tıkanması durumlarında ağrı çok ciddi bir bulgudur. Prof…….. ‘ın da …….. ……………… adlı eserlerinde de belirttiği üzere (Ek. 2……………………adlı kitabın ….sayfası …….. kitabın ………. sayfası ) özellikle dolaşım yetersizliği, yani iskemi olup olmadığının saptanmasında bağırsağın beslenmesinin bozulduğunun belirtisi olan abdominal ağrı, yani sürekli ağrı dikkate alınacak en önemli hususlardan biridir. Aslında genel olarak tanı yapılırken hastanın öyküsü, fizik bulguları vs.nin yanı sıra birinci derecede göz önünde bulundurulması gereken semptom ağrıdır. ( Ek.3 Prof…………. ‘ın……. adlı kitabının ….. sayfası)

2-Ancak konuya objektif bir biçimde ortaya koymak gerekirse., bu tip bir ameliyatta Pilor Sitenoz’u nedeniyle ameliyat sonrası ince bağırsakların tamamında ağır iskemik bozukluk görülmesi pek rastlanır ve beklenir bir komplikasyon değildi. Ne var ki, ince bağırsakların tamamında iskemik bozukluk oluşması Arteria Mesenterica Süperior’u etkileyen bir menipilasyon hatasını da düşündürmektedir ( Ek.4 Prof…………’ın …….. adlı kitabının…..sayfası)

3-Prof…….. imzalı raporda “ince bağırsak mezo radiksinin ters saat istikametinde 180 derece dönerek volvulus oluşturduğu ve hemen hemen ince bağırsakların tamamında ağır iskemik bozukluk geliştirdiği tespit edildiği, eski gastrojejunostomi açılarak roux-y (Ameliyat şekline verilen isim) tarzında yeni anastomoz yapıldı” denilmektedir. Az önce sözünü ettiğimiz gibi arteria mesenterica superior’u etkileyen yada mezo torsiyonuna neden olan bir menipilaslon hatası yok ise neden yalnızca detorsiyon ile her şeyi düzgünce yerleştirmekle yetinilmeyip eski gastrojejunostomi açılarak roux-y tarzında yeni bir anastomoz yapılmasına gerek duyulduğu da anlaşılmamaktadır. Bu da söz konusu kuşkuların varlığını artıran diğer bir faktördür. Çünkü bağırsaklarda nekroza bağlı tam bir demerkasyon hattı oluşmadığı ve bağırsakların beslenme durumunun daha sonraki second look ameliyatlarında karar verilmesi düşüncesiyle bağırsaklarda herhangi bir bölüm alınıp anastomoz uygulanması gerçekleştirilmezken- ki bu düşünce hastanın 7 kez daha öpere edilmesin yol açmıştır- kusursuz ve çalışan bir gastrojejunostomi anastomozunun açılarak değiştirilmesi doğal olarak kuşkuları önemli ölçüde artırmaktadır.

4- Ancak bize göre daha da önemlisi ilk ameliyat sonrası ortaya çıkan bu tablo karşısında ve devamında hastaya ne gibi önlemlerin hangi süreler içerisinde yapıldığına ilişkindir. Savcılığınıza sunmuş olduğumuz dilekçe eklerinde de görüleceği gibi ilk ameliyattan (13.06.1996) ikinci ameliyata kadar (16.06.1996) süre içerisinde hastaya her defasında daha etkili analjezikler uygulanmış ve son aşama olarak 16.06.1996’da ağrı tedavisi için epidural kateter konmuş ve bu yoldan lokal anestezik0 ve narkotik analjezik verilmiştir ( Ek.5 Hasta takip formu, hemşire notları, hastane kayıtları.)

Batın ameliyatı olmuş sübjektif ve objektif ağrı yakınmalarında bu yaklaşımla ağrı tedavilerinin uygulanması doğru değildi. Başka bir anlatımla böyle bir yaklaşım hastada var olan yada ortaya çıkabilecek diğer bulguları önler. (Ek.6 prof….. ‘ın…… adlı kitabının …. sayfası)
Mide, bağırsak yapısından ameliyat olmuş olan hastada morfin kullanılması peristatik hareketleri yavaşlatıcı ve engelleyici ektisinden ötürü kontrendikedir.

5- Hastanın 12.06.1996’da 7.700 olan lökosit sayısının 14.06.1996’da 15.700’e çıkması, 15.06.1996’da 13.700’e seyretmesi, Amilaz enziminin 15.06.1996’da 602 U/L çıkması, Lipaz enziminin 15.06.1996’da 1385 U/L çıkması hastada gelişen akut bir tablonun olduğunu açıkça gösterir. (Ek.7- Hastaya yapılan tahlillerin sonuçları)

6- 15.06.1996’da çekilen batın tomografisi post operatif komplikasyon geliştiği ve de gelişen bu tablonun araştırılması için çekildiğine göre neden kontrastlı tomografi de çekilmemiştir. (Ek.8- prof….. ‘ın…… adlı kitabının …. sayfası)
Dahası ………. imzalı rapora ve filmlere bakılırsa hastada mezenter torsuyonu ve ince bağırsak volvulusu atlanmıştır.

7- BT raporunda görülen ince ve kalın bağırsak anslarında yaygın sıvı dolu anslar sadece mekanik değil paralitik bir ileusu da akla getirmektedir. Aynı manzara her iki patolojide de görülebilir. Ancak hangisi olursa olsun hekimin hasta üzerinde ciddi olarak durmasına işaret eden bir bulgudur.

8- Sonuçta hastanın sübjektif yakınmaları, objektif muayene bulguları, tahlil sonuçları, tomografi sonuçları ve geçirdiği operasyon göz önüne alındığında, bu bulguların saptanmasıyla ikinci müdahalenin 59-60 saat sonra değil derhal yapılması gerekirdi.( Ek.10- prof….. ‘ın…… adlı kitabının …. sayfası)

C- HUKUKİ AÇIKLAMALAR

Bilindiği gibi yasalarda açıkça tanımlanan suç tipine uygun, hukuka aykırı bir eylemden dolayı failin sorumlu tutulabilmesi için ayrıca kusurlu davranması da şarttır. Çağdaş ceza hukukun temel prensiplerinden biri olan “kusursuz suç ve ceza olmaz” ilkesi gerek Anayasamızın 38. Ve TCK’ un 45.b maddelerinde bu prensip önemle vurgulanmıştır. TCK’n un 45/1. Maddesi “Cürümlerde kastın bulunmaması cezayı kaldırır. Failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır.” Demektedir. Söz konusu maddede metnin 1. Fık.1. cümlesi cürümlerde kural olarak kast şeklindeki kusurun bulunması gerektiğine işaret etmekte; ikinci cümle ise, kast olmadan dahi bir kimsenin cezalandırılabilmesine imkan tanımaktadır. Başka bir ifadeyle, istisnai de olsa bir taraftan objektif sorumluluk hallerinde failin cezalandırılabileceğini belirtirken diğer taraftan taksir nedeniyle de bir kimsenin cezalandırılabilmesinin mümkün olduğunu ifade etmektedir.

Bu çerçevede hemen altını çizmek gerekirse ceza hukuku sahasında öncelikle karşımıza kast, daha sonra da taksir şeklindeki kusur türleri çıkmaktadır. Hernekadar madde metninden objektif sorumluluğun da mümkün olabileceği sonucu ortaya çıkmaktaysa da, çağdaş ceza hukukunda bu sorumluluk şekli kabul edilemez.
Yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız ön bilgilerden de anlaşılacağı üzere, ihbar konusu yaptığımız olayın esası Hasta’ya yapılan müdahalelerde tıbbi açıdan herhangi bir tedbirsizlik yada dikkatsizliğin var olup olmadığına ve şayet varsa bu ihmalin söz konusu ölüm neticesine neden olabilecek özellikler gösterip göstermediğine ilişkindir. Durum bu şekilde ortaya konulunca toplumun bireylere yüklediği dikkat ve özen gösterme gerekliliğinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan taksir şeklinde istisnai kusur biçiminin de unsurlarıyla birlikte ortaya konulması gerekir.
Gerek bilimsel eserlerde gerekse mahkeme kararlarında yer alan taksirin unsurlarını şöyle sıralayabiliriz:

1-Taksirli eylemin cezalandırılabileceği konusunda kanunda hüküm bulunması.
Taksirin istisnai bir kusurluluk şekli olmasından ileri gelmektedir. Sözgelimi, TCK’n un çeşitli maddelerinde “hata en, kayıtsızlıkla, tedbirsizlikle”şeklinde ifade edilen 130/2,303,399,455,459 maddeleri örnek olarak verilebilir.

2-Dikkat ve özen görevinin yerine getirilmemesi.
Birey yasalar ve ortak tecrübeler sonucu ortaya çıkan ve kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmez ve zararlı bir neticeye sebep olursa sorumlu olacaktır.

3- neticeye sebep olan eylemin iradi olması.
Bu unsurla kastedilen neticeyi ortaya çıkaran eylemi bilerek ve isteyerek yapmasıdır.

4-Neticenin öngörülebilir (tahmin edilebilir) olması.
Sözkonusu yükümlülüğün yerine getirilmesinde, bireyin bu durumu öngörebilme imkanı var mı mutlaka araştırılacaktır. Daha yerinde bir deyimle, bu netice öngörülebilir bir neticesidir ve öngörülebilir bir netice olsa bile bireyin dikkatli ve özenli davranabilme imkanı var mıdır? Neticenin öngörülebilirliğinin saptanmasında failin sübjektif durumu dikkate alınacaktır. Yani; yaşı, tecrübesi, zeka derecesi, tahsili. Bu nedenle de taksir şeklinde kusur saptanırken bir tıp profesörü ile bir tıp öğrencisinin ya da bir çocukla yetişkinin durumu farklılaşacaktır.

5- Failin neticeyi istememiş olması.
Failin bilerek ve isteyerek yaptığı hareketten kaynaklanan hukuka aykırı neticeyi istememiş olması gerekmektedir. Bu nedenle de taksirli bir hareketin cezalandırılabilmesi için neticenin meydana gelmesi şarttır.

6- Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması.
Hareket ile netice arasında bir nedensellik bağının varlığı failin cezalandırılabilmesi için şarttır.
Yeri gelmişken unsurlarını açıkladığımız taksirin çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini de belirtmemiz uygun olacaktır. Kanunumuzun bu konu ile ilgili kullandığı terimler arasında bir birlik yoksa da taksirin başlıca şekilleri şunlardır: Tedbirsizlik, dikkatsizlik., meslek ve sanatta acemilik, nizamlara, emirlere ve talimatlara uymama.
Ayrıntılarıyla ele aldığımız taksir şeklindeki kusuru bu şekilde açıkladıktan sonra, ihbar konusu olayda yer alan ve bize göre hekimin ceza sorumluluğuna neden olan olayları., anılan unsurları da dikkate almak suretiyle irdeleyelim.

a- Öncelikle ifade edelim ki, dilekçemizin tıbbi değerlendirmeler ve açıklamalar bölümünün 2 nolu bendinde de vurgulandığı üzere, ince bağırsakların tümünde meydana gelen dolaşım bozukluğu tıbbi vakıalar arasında nadir de olsa görülebilmektedir. Ancak barsakların tamamında böyle bir bozukluğun oluşması, bunun da pek rastlanır ve beklenir bir komplikasyon olmaması, yapılan tıbbi müdahalede Arteria Mesenterica Superior’u (Üstü mezenter atardamarı) etkileyen bir manipilasyon hastası olduğunu ortaya koyabilecek bir görünüm arz etmektedir. Başka bir anlatımla, açıklanan durum hekimin kendisine mesleki açıdan yüklenen dikkat ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı bir tutum içerisinde olabileceğini ortaya koyabilecek özelliktedir.

b- Prof………’ın kendi eserlerinde de haklı olarak belirttiği gibi, teşhiste en önemli semptom ağrıdır. Bu ağrıların en anlama geldiği tam olarak kavrayabilmek için de Sn…… şu önerilerde bulunmaktadır” Ağrı kesiciler vermek yerine. Ne ile karşı karşıya olduğumuzu tanımaya çalışacaksınız. Ağrı kesiciler vererek semptomlarla aranıza perde çekmeyin… o zaman, ateş yanmaya devam edecek ama görünmeyecektir
(BKZ. Ek.6 Sahife…..)

Ne var ki, söz konusu vakıada anılan bu bilgiler adeta yok sayılmıştır. Ağrıları giderek artan ve dayanılmaz hale gelen hasta’ya ilk ameliyattan (13.06.1996) ikinci ameliyata kadar (16.06.1996) olan süre içerisinde her defasında daha etkili analjezikler( ağrı kesiciler) uygulanmış ve son aşama olarak 15.06.1996’da ağrı tedavisi için epidural kateter konmuş, bu yoldan lokal anestezik ve narkotik analjezikler verilmiştir. Hasta takip formunda da görüleceği üzere, hastaya 15.06.1996’da morfin ve Marcaire tatbik edilmiştir. Kanımızca söz konusu olaydaki en vahim tıbbi hatalardan birisi budur. Daha sonra da tekrar belirteceğimiz gibi, bu müdahale biçimi tanının zamanında yapılmasını önemli ölçüde zorlaştırmıştır. Öyle ki, mide, barsak yapısından ameliyat olmuş bir hastada morfin kullanılmasının peristaltik hareketleri yavaşlatacağı bilinmektedir. Ağrı kesicilerin bahsedilen şekilde verilmesi bu açıdan da hatalı olmuştur.

c- İlk ameliyattan 59-60 saat sonra ikinci ameliyatın gerçekleşmesine neden olan bir diğer ihmal ise, hastaya ilişkin tahlillerin gereği gibi değerlendirilmemesinden ileri gelmiştir. Bu tahliller dikkatle incelendiğinde görülmektedir ki; hastadaki lökosit sayısı, amilaz ve lipaz enzimleri normal değerlerin çok üzerindedir. Özelliklen amilaz ve lipaz enzimlerinin normal değerlerin neredeyse 10 katına ulaşması ve bu veriler karşısında derhal yeni bir müdahale için gerekli tüm koşulların oluşmasına rağmen, ilgililerin anlaşılmaz bir biçimde beklemeye devam etmesi, yapılan önemli ihmallerden bir diğeridir.

d- Yine tıbbi değerlendirmeler ve açıklamalar bölümünde vurgulandığı üzere, rektal tuşe yani parmakla muayene de zamanında yapılmamıştır. Şayet yapılmış olsaydı, 16.06.1996 saat 02.00 sularında görülen ve artık sonuç bulgusu olan ağızdan kan gelmesi aşamasına da gelinmeyecekti. Aslında bu savımız dahi Prof……..’ın kendi eserlerinde”Rektal muayeneyi boşlamayın” ifadesiyle açıkça doğrulanmaktadır.(BKZ. Ek. 8) Bununla birlikte kontrastlı bir filmin çekilmemesi de aynı nevi bir ihmali ortaya koymaktadır.

e- Aslında sıraladığımız tüm bu ihmallerin arasında, ameliyattan sorumlu doktorların arandığında bulunmaması da yer almaktadır.

f- Görülüyor ki, açıklanan dikkatsiz ve özensiz davranışlar a-ilk ameliyattan sonra 89-60 saatlik bir gecikmeye neden olmuş ve zamanında müdahale yapılmamasından dolayı da hasta vefat etmiştir. Bir bilim adamı olan Prof……… aslında bu tip vakalarda 48 saatlik sürenin alınmaması gerektiğini de vurgulayarak, bizim iddialarımıza kendisi de eserlerinde sahip çıkmıştır.

SONUÇ: Kanımızca, objektif bir biçimde ortaya koymaya çalıştığımız tüm bu ihtimallerde taksir şeklinde kusurun bütün unsurları bizce gerçekleşmiştir. Özellikle neticenin öngörülebilir bir netice olması, bu neticenin önlenebilmesinin imkan dahilinde bulunması ve yapılan ihmallerle söz konusu ölüm neticesi arasında açık bir illiyet bağının bulunması bizce belirgin bir şekilde ortadadır.

Açıkladığımız nedenlerden dolayı, Prof……. ve ameliyata katılan Dr……… ‘ün TCK’n un 455. Maddesi çerçevesinde cezalandırılmasını, her türlü şahsi hak isteklerimiz saklı kalmak koşuluyla talep etmekteyiz. Saygılarımla.

Suçu İhbar Eden veya
Suçu İhbar Eden Vekili

EKLER
1…..
2…..
3…..
4…..
5…..
6…..
7…..
8…..

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.