PARA, ETİK ve HEKİMLİK

PARA, ETİK ve HEKİMLİK
Ülkemizde doktorluk, diğerlerini duvarın bu tarafında bırakıp, duvarın arkasına atlamanın, zengin olmanın aracı olarak görülmektedir. Çocuğa ailesi tarafından ilkokul çağlarından beri işlenen bu güdüleme, etkisini hayat boyu devam ettirmektedir. Yeteneği ve ilgisi olanı mesleğe yöneltme şeklinde planlı bir eğitim politikası olmayan bir ülkede, ailelerin bu eğilimini normal görebiliriz; ancak bu durum travmatik sonuçlar yaratmıştır. Hedef köşeyi dönmek, zenginleşmek olunca, insanlığa hizmet, farkında olmadan arka plana atılmış olur. Bu yoğun güdülemeye ve beklentiye rağmen bencilliklerden sıyrılmasını bilen, meslek ve insanlık onuruyla toplum için çalışan doktorların var olması ve çok sayıda olması umudu yitirmemek için büyük nedenlerden biridir.

İlkel toplumların, hastalıkları tedavi eden insanları üstün görmeleri, onlara tanrısal değerler atfetmeleri ve onlara köle olmaları elbette ki bilimin, bilinçlenmenin, uygarlaşmanın yetersizliği ve eksikliğindendi. Günümüzde ise bunun yansımalarını yaşıyoruz. Eğitimde, kültürde, çağdaşlaşmada (görece) ileri ülkelerde toplumsal işbölümü bilinci, vergi vermenin bilinci, devletin asli görevlerinin bilinci oturmuş olduğu için; bir meslek gurubu diğer mesleklerin önüne geçemiyor. Kandırılabilir, cahil insanlardan oluşan toplumlarda sağlık her zaman sömürü aracı olarak kullanılmıştır. İletişimin, eğitimin, hak arama bilincinin, yurttaş olma bilincinin yükselmesiyle beraber, ülkemizde de çok büyük paraların döndüğü sağlık sistemi sorgulanmaya başlanmıştır. Bu toplum, kendi sağlığı üzerinden birilerini zengin etmek gibi bir görevi olmadığını, sağlık hizmeti almanın bir hak olduğunu öğrenme ve bunu talep etme kültürünü zamanla oluşturmaktadır.

Peki, deve misali her şeyi eğri büğrü olan bir ülkede, neden sürekli “Sağlık” diyorum? Çünkü sağlık ve eğitim diğer sorunlara benzemez. İkisi de çok önemli; eğitim en az sağlık kadar belki de daha önemlidir. Bu ikisi sorun olmaktan çıkıp hizmet olmaya başlayınca, toplumun diğer sorunları da kendiliğinden çözülecektir. Ya da sancıları yaşanabilir düzeye inecektir. Peki sağlıktan sebeplenen onca kesim varken neden doktorlar diyorum? Çünkü ameliyat malzemesinden, tedavi cihazlarının alımına, ilaçtan, devlete kesilen fahiş ya da gereksiz tanı-tedavi faturalarına kadar; ya uygulayan, ya uygulatan ya da karar (onay) veren durumundalar. Sistemin değişmesine ya da bozuk sistemin korunmasına yönelik de güç sahibidirler.

Avrupa ülkelerinde doktorlar diğer akademik eğitim gerektiren mesleklerden çok da fazla kazanmıyorlar. Toplumsal bir işbölümü içinde sadece insanlığa hizmet ederek emeklerinin karşılığını alıyorlar. Kazandıkları tüm para da yasaldır. Kayıtdışı (muayenehanelerde kesilmeyen makbuzlar) ve kanunların suç saydığı yollardan para kazanamazlar. Çünkü içinde bulundukları toplumun sistemi ve bilinci buna asla izin vermez. Hastayla para alışverişleri yoktur ve hastane dışında muayenehane çalıştırmaları veya bir başka yerde çalışmaları yasaktır.

Yüksek ulusal gelire sahip olmanın nimetlerini nasıl ki ülkenin tüm meslekleri ve kesimleri (görece) paylaşıp yaşıyorsa, düşük ulusal gelire sahip olmanın dertlerini ve sıkıntılarını paylaşmasını bilmek gerekiyor. Bu ülkede kamuda çalışan uzman bir doktorun aldığı maaşla; bir hakimin, kamuda çalışan bir mühendisin, kamuda çalışan avukatın maaşlarını karşılaştırmak gerekiyor. Yan ödeneklerle, döner sermaye ile bu insanların 2-3 katına kadar gelir elde eden uzman doktorların “Daha çok bana” diye feryat etmelerini bizim toplumumuz ancak “arsızlık” olarak tanımlayabilir. Avrupa ülkelerinde bir uzman doktor asgari ücretin kaç katı maaş alıyorsa bizde de aynısı uygulansın. O zaman doktorlar sokaklara ve meydanlara yoksul insanların asgari ücreti için insinler.
Doktor eylemi olarak bilinen sağlık çalışanları eyleminde, elinde daha çok ücret isteyen bir döviz taşıyan kırk yaşlarında bir erkek doktorla, hastane önünde TV muhabiri röportaj yapıyor.
Bu hastanede mi doktorsunuz?
Evet.
Uzman mısınız?
Evet.
Ayda elinize ne kadar geçiyor? (elindeki dövize istinaden soruyor)
Döner sermaye ile 2.5 milyar.
Eşiniz çalışıyor mu?
Evet, o da bu hastanede uzman doktor.
O ne kadar alıyor?
Hemen hemen aynı.
Muayenehaneniz var mı?
Evet var.
Eşinizin muayenehanesi var mı?
Evet var…………..

Bundan sonra muhabir sadece teşekkür ediyor. Çünkü muhabir onun adına utanıyor. O doktor, arkasında hakkını arayan ve 600-700 milyonla ailesini geçindirmek zorunda olan sağlık emekçilerinden hiç utanmıyor. 2.5 + 2.5 = 5 milyar. Muayenehanede günde sadece 5 hasta gelse, ayda toplam on milyardan az kazanç olmaz. Toplam en az 15 milyar. O muhabir belki evine giderken kendi aldığı maaşı düşünerek o röportajı anımsıyordu; ya da 350 milyonla şansı varsa iş bulabilen ülkesindeki asgari ücretli insanların ahvalini…

Doktorların öncelikle meslek içi hesaplaşması gerekmektedir. Kamuda çalışıp da başka geliri olmayan, sadece aldığı maaşla yaşayan pratisyen ve uzman doktorlarla, kuruma ek olarak özel muayenehanesinde veya kurumla aynı zamanda bir başka özel kuruluşta çalışan doktorlar arasında da etik bir sorun vardır. Çalıştığı ve maaş aldığı kurumun tüm olanaklarını kullanarak, hastane dışında hastalardan yasal veya yasadışı para alan doktorlarla; çalıştığı kurumun bu şekilde kullanılmasından, seçtiği mesleğin bu şekilde kullanılmasından rahatsızlık duyan doktorların demokratik yollarla hesaplaşması gerekmektedir. Bakanlık nasılsa herkes yolunu buluyor mantığında, mevcut meslek örgütlerinin böyle kaygıları yok. Ben bu kaygıyı taşıyan hekimlerin, içinde “Etik” sözcüğü de geçen aktif bir dernek kurmalarını öneriyorum.

Aydın olmanın görevi biraz da dürtmektir, rahatsız etmektir. Sağlık üzerinden, toplumun en zayıf noktasından doyumsuzca beslenenleri, sömürenleri rahatsız ederek toplumsal bilincin oluşmasına bu yazılar katkı olsun; böyle gelmiş böyle gitmesin.

Bülent TOP
bulenttop1@hotmail.com

23.3.2005

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.