NTV / GÖLGE KABİNE

Ev / Televizyon Haberleri / NTV / GÖLGE KABİNE

NTV / GÖLGE KABİNE

Tarafından
Içinde Televizyon Haberleri

NTV / GÖLGE KABİNE / 05.08.2003 / SAAT: 20:32 / SÜRE: 02:05:00

ÜMİT SEZGİN : Efendim iyi akşamlar. İlerleyen yaz günleri ile beraber meclis çalışmalarına ara verdi. Millet vekillerimiz tatile gitti: ama gölge kabine görevinin başında yine toplandık. Bu akşam konuğumuz Sağlık Bakanı Recep Akdağ. Hoşgeldiniz efendim.

RECEP AKDAĞ : Hoşbulduk.

ÜMİT SEZGİN : Gölge Kabine’miz yine üç değerli isimden oluşuyor. TESEV Bş. Sayın Can Paker. Siz de hoş geldiniz.

CAN PAKER : Hoşbulduk.

ÜMİT SEZGİN : Hasta ve Hasta Yakını Derneği Başkanı Sayın Leyla Ezgi. Siz de hoşgeldiniz.

LEYLA EZGİ : Hoşbulduk.

ÜMİT SEZGİN : Ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkan Yardımcısı Sayın Oğuz Engiz. Siz de hoşgeldiniz.

OĞUZ ENGİZ : Hoşbulduk.

ÜMİT SEZGİN : Ben sizlere söz vermeden önce yine ilk soruyu yine her zaman olduğu gibi Sayın Bakan’a ben sormak istiyorum; izin verirseniz. Sayın Bakan aslında sıcak sayılabilecek bir-iki gelişme var. Geçtiğimiz bir iki gün önce enflasyon açıklandı. Yine eksi çıktı, herkez çok mutlu. Her ne kadar vatandaş yine bize yansımadı diyorsa ama sonuçta hepimiz mutlu olduk. Ama dikkat çeken bir unsur var. Yine enflasyon şampiyonu, enflasyondaki en fazla artış sağlık harcamaları; 3,4. Neden bu sağlık harcamaları düşmüyor, neden enflasyon şampiyonu olmaya devam ediyor? Bununla başlayalım efendim, buyurunuz!

RECEP AKDAĞ : Aslında sağlık harcamaları açısından ilaçta son aylarda herhangi bir artış olmadı. İlaca son verdiğimiz zam aylar önce %7 civarında bir zamdı. Bu daha önce üç aylık aralarla, tefeye bağlı olarak yapılan zamlar olarak devam ediyor. Sektörle yaptığımız görüşmeler ve yapmakta olduğumuz görüşmeler çerçevesinde ilaç fiyatlandırmasına yeni bir anlayış getirmek üzere çalışıyoruz. Bu itibarla sağlık harcamalarında en büyük payı alan ilaçta her hangi bir zam yok.
Bu hususta özel muayenehanecilikte belli zamlar oldu. Yani yakın zamanda, Temmuz ayında bir Türk Tabibler Birliği’nin hasta muayeneleri ile ilgili bir zam kararı var, sanıyorum bunun etkisi oldu.

ÜMİT SEZGİN : Asgari fiyatları artırıldı.

RECEP AKDAĞ : Onlar artırıldı. Bunu da biliyorsunuz.

ÜMİT SEZGİN : Peki efendim, şimdi hakları konusuna gelmek istiyorum, Leyla Hanım’a söz vereceğim ama; burada geçtiğimiz hafta yine bir olay yaşadık. Antep’te bir anne evde doğum yaparken maalesef hayatını kaybetti. Hepimiz üzüldük. Bu da aslında Türkiye’de örneğini çokça yaşadığımız bir olay ama son günlerde önümüze geldi. Buradan da bakıyoruz ki bir hasta hakları konusunda istediğimiz noktaya ulaşamadık gibi. Ne dersiniz?

RECEP AKDAĞ : Çok haklısınız. İstediğimiz noktaya ulaştığımızı asla söyleyemeyiz. Bahsetteğiniz vak’a örneğin, son derecede önemli bir olayın örneğidir. Yani Türkiye’de yaşamakta olduğumuz ciddi sorunun bir örneği olarak siz de gayet güzel bir biçimde müşahade etmişsiniz.
Şimdi bu meseleyi anında takib ederek yerinde soruşturmasını yaptırdım ve aynı gün bana gerekli bilgiler geldi, ertesi gün de soruşturma sonuçları geldi. Ama bu soruşturma sonuçları beni tatmin etmedi ve şimdi bakanlığımdan bir müfettiş ile meseleyi soruşturuyorum. Tabii sağlık sisteminin dağınık yapısı, aile hekimliğinin olmayışı, dolayısıyla bu kabil işlerde nerede hata olduğunu da bazen tespit etmeyi güçleştiriyor. Yani acaba hatalar sağlık personelinin bizatihi kendisinden mi kaynaklanıyor? Yoksa sistem mi hatanın önemli bir kardeşi. Bu meselede de bunu araştırıyoruz. Ama hasta hakları konusunda ülkemizde yapacak çok çok çok işimiz olduğu da bir gerçek.

ÜMİT SEZGİN : Leyla Hanım buyurun siz bu son sözünü ettiğimiz olayı, hasta hakları açısından nasıl yorumlarsınız ve bu konuda Sayın Bakan’a ne sormak istersiniz.

LEYLA EZGİ : E şimdi hasta hakları deyince aklımıza sadece tedavi hataları yüzünden açılan davalar, hastanede rehin kalmalar gündeme geliyor; bunlar hep konuşuluyor. Ama hasta hakları sadece bunlar değil. Tabii bunlarda üzücü olay, bir annenin. Şu anda internet sitelerinde, hukuk sitelerinde dolaşan bir bayana tecavüz ve doğum yapıyor; yeşil kartlı. Hastane yeşil kartlı ve evli olduğu, olmadığı için hastane masraflarına ödemiyor. Baro dava açmaktan yana şu an. Bu tür haberler dolaşıyor sitelerde, internet sitelerinde. Yani bunlar çok hoş şeyler değil, oldukça insanların canlarını yakan, acıtan şeyler. Ama sadece bunlar değil bu ülkenin hasta hakları ile ilgili sorunları. Bilgilendirme haklarından tutun, tedaviye ulaşma hakkına kadar her şey engellenmekte.
Ama bu ülkede hasta haklarından bahsedebilmemiz için önce bizim tedaviye ulaşmamız gerekiyor. Maalesef tedaviye ulaşmamızda çok mümkün değil. Ne kadar bir takım sosyal kurumlar varsa da, bunlardan da hizmet almakta zorlanıyoruz. Sağlık hizmetlerinin kamu ayağının SSK, Devlet Hastaneleri, PTT Hastanesi, işte Demiryolları Hastanesi gibi, sağlık ocakları v.s. biçimde parça parça edilmesi; 40 yıllık bir çarpıklığımız.

ÜMİT SEZGİN :Şimdi oraya onlara birazdan geleceğiz ama isterseniz ben şuradan yola çıkayım. Sizin bakanlıkla, Sayın Bakanla daha önce görüşmeleriniz olmuştu, hasta hakları konusunda, yeni adımlar atılması konusunda… Bu konudaki gelişmelerden memnun musunuz? Geldiğiniz noktadan memnun musunuz? Bu konuda Sayın Bakan’a sormak istediğiniz bir şey var mı gelinen nokta konusunda en azından?

LEYLA EZGİ : Şimdi tabii ki biz 1997 yılında kurulan bir derneğiz ve bu dönem içinde yaklaşık 4 tane falan Sağlık Bakanı değiştirdi, hükümet; ama bizimle irtibata geçen tek bakan Recep Bey’di ve biz bundan tabii ki memnunuz. Bizim görüşlerimizi alması yada hasta hakları yönetmeliğini değiştirirken bizden fikir istemesi tabii ki bunlar olumlu şeyler. Ama bu zaman geçti. Biz bilgilerimizin bir kısmını aktardık. Ama ve hasta hakları birimleri kurulurken bunların eğitimlerini verecektik; veremeden hasta hakları birimleri açıldı. Şu an alt yapıları hiç hem de uygun değil hasta hakları birimlerine ve orada insanlar çalışıyor ve hastalar ne olduğunu bilmeden buraları danışma birimleri gibi kullanıyorlar. Orada çalışanlar ise sandalye, sedye buluyorlar hastalara, yada tekerlekli sandalya buluyorlar yada yeşil kartlılara çözüm bulmaya çalışıyorlar. Ya hasta hakları birimi ile ilgili biz eğitim verecek miyiz? Ne zaman vereceğiz vereceksekde Hasta Hakları Derneği olarak? Yada bu birimlerin içinde diğer sosyal toplum örgüleri yer alacak mı? Bizim dışımızda yada bizim hizmet verden diğer sağlık birimleri yer alacak mı? Bunların görüşleri fikirleri alınacak mı?

ÜMİT SEZGİN : Evet buyurun efendim!

RECEP AKDAĞ : Şimdi Leyla Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Hatırlayacaklar bakanlığımın ilk günlerinde çok yoğun biçimde bir sivil toplum ziyareti ile karşı karşıya kaldım. Onlarca sivil toplum örgütü randevular aldılar, geldiler, görüştük, kendileri ile fikir alış verişinde bulunduk. Bu arada bende ismini duyduğum, ama kendileri ile tanışma fırsatı bulamadığım Hasta Hakları Derneği’nden de bir randevu talebi bekledim. Bu randevu talebi zannediyorum gelmemişti sizin tarafınızdan.

LEYLA EZGİ : Sizden geldi bize evet.

RECEP AKDAĞ : … ve ben bu ihtiyacı duydum. Belki de daha önce görüşememiş olmanın yahut her ne şekilde olmuşsa bu ilişkiyi kuramamış olmanın bir sonucu olarak dernek bizimle Leyla Hanım bizimle irtibat sağlamak için teşebbüse geçmemişti. Ben kendilerini aradım. Sizler aradınız diyorsunuz ve bu irtibatı sağladık.
Aslında benim bu noktada istediğim net olarak şudur. Eğer hasta haklarından bahsediyorsak, hasta haklarını çeşitli sağlık kuruluşlarında takib edecek birimlerden bahsediyorsak; bunların mutlaka hasta hakları ile ilgili sivil toplum örgütü tarafından yönetilmesi lazım. Şimdi biraz çalışmalar bu yüzden de yavaş yürüdü. Çünkü Hasta Hakları Derneği’miz veya derneklerimizde şu anda ülkemizde çok gelişmiş bir alt yapıya sahip değiller. Mesela ben Leyla Hanım’dan kamuoyu önünde şunu hemen rahatlıkla isteyebilirim ve buna hazırım. Bütün hastanelerimizde kuracağımız hasta hakları birimlerini kendileri kursunlar ve oralara kendileri sivil toplum elemanlarını koysunlar. Çünkü bakanlık bürokrasisinde arkadaşlarımız bu meseleyi ele aldıkları zaman şöyle mütalaa edildi. Biz yeni bir birim kuruyoruz, bunu bürokrasi kuruyor, işte hastaneye sağlık müdürlüğünden eleman veriyoruz. Ama doğrusu bence bu çözüm değil. Yani bu birimler ilgili sivil toplum örgütünün ağırlıklı olarak yer aldığı, yönettiği birimler olmalı, mutlaka bizde orada olmalıyız.

LEYLA EZGİ : Tabii ki bizde bundan yanayız zaten. Ama…

RECEP AKDAĞ : Bunun alt yapısını oluşturması hususunda derneğinde biraz daha güçlenmesi gerektiğine ben inanıyorum.

LEYLA EZGİ : Biz dernek olarak size yardıma hazırız, bunu her zaman söyledik. Hasta hakları konusundaki bilgi birikimimizi aktarmaya hazırız. Ama bizim ekonomik olarak orada sürekli bir eleman istihdam etmeye gücümüz yok.

RECEP AKDAĞ : İşte aynı şeyi söylüyoruz. Evet…

LEYLA EZGİ : Ama bakanlığın, hasta hakları yönetmeliğini işte 7 ve 48. maddelerine göre, orada bir birim açması ve orada insan istihdam etmesi gerekiyor ve bu insanların nasıl nitelikte olması gerektiğini biz İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne aktardık, bu insanlar seçildi ve bu insanlar seçildikten sonra biz eğitim verecektik. Hasta haklarının neler olduğunu anlatacaktık. Gerçekten çok özel ve bilinmeyen bir konu bu ülkemizde henüz. Ama bu yapılmadan hasta hakları birimleri açıldı. Oraya İletişim Fakültesi, Hukuk Fakültesi mezunu insanlar oturtuldu. Ama hizmetleri yeterli değil. Hasta hakları ile ilgili hiç bir şey bilmedikleri için hiç bir şey aktaramıyorlar. Bunun sonucunda korktuğumuz şey şu: hasta haklarına zarar verileceği ve bu birimlerin kendi işlevlerini yerine getirmedikleri için bir süre sonra işe yaramadıkları düşünülerek kapatılacağı.

ÜMİT SEZGİN : Kaldı ki bu yalnız İstanbul’da.

LEYLA EZGİ : Dernek olarak bundan korkmaktayız.

ÜMİT SEZGİN : Değil mi yalnız İstanbul’da, İstanbul için konuşuyoruz? Daha Türkiye geneli var.

RECEP AKDAĞ : Yani İstanbul’u işte biz model olarak -ben pilot kelimesini çok sevmiyorum- bir model olarak aldık. Dernek İstanbul’da olduğu için. Yani bu husustaki bu yani bu açılmış olan birimlerdeki elemanların yetiştirilmesi konusunda hemen yarından başlayarak derneğin yardımını ve katkısını alırız.

LEYLA EZGİ : Memnuniyetle, memnuniyetle…

RECEP AKDAĞ : Yani bu hususta niye aksama oldu bilmiyorum ama bu hemen halledilebilecek bir şey. Asıl benim üzerinde durmak istediğim şey şudur: Bir kamu hizmeti veriyoruz ve bu kamu hizmetinin verdiğimiz binanın içerisinde bir birim oluşturuyoruz, bu birim yine bizim tarafından atanan bir memur tarafından yönetiliyor; bu eksik kalacaktır. Biz bunu yapalım, ama buradan birlikte kamuoyuna seslenelim, sizi yalnız bırakmasınlar. Bu derneğimiz güçlensin, yani bu derneğimizin kamu tarafından güçlendirilmesi doğru değil. Çünkü bu dernek bir anlamda…

LEYLA EZGİ : Tabii ki biz bundan kaçındık hep zaten, bakanlık…

RECEP AKDAĞ : Bu dernek bir anlamda kamuyu kontrol edecek, kamuya karşı hastanın hakkını koruyacak, koruması gereken bir dernektir. Dolayısıyla derneğin bir sivil toplum örgütü olarak sivil hüviyeti ile güçlü olması lazım. Bütün bakanlık hastanelerinde, diğer hastanelerde bunu açık tutacağımı kamuoyunun önünde ilan ediyorum yani bu hususta açık tutacağıma…

LEYLA EZGİ : Biz de destek vereceğimize söz veriyoruz.

RECEP AKDAĞ : Mutlaka bu birimlerde sivil toplumu temsil eden kişilerin bulunması lazım. Tabii burada müsaade ederseniz ben şunu söyleyeyim. Üzülürek gördüğüm şudur. Onlarca sivil toplum örgütü, bunların bir çoğusuda güçlü sivil toplum örgütleri… Kimler? Meslek kuruluşları var, sağlıkla ilgili kuruşluşlar var..v.s. Bunlar bayağı güçlüler, hem örgütlenme açısından güçlüler, hem maddi açıdan da güçlüler ve maalesef herhalden en maddi açıdan güçsüz olanların içinde Hasta Hakları Derneği bulunuyor.
O halde biz şimdi buradan bence sizinle birlikte kamuoyuna bir mesaj vermeliyiz. Bu dernekleri Türk halkı güçlendirmelidir ve ben Sağlık Bakanı olarak kamuoyunun önünde bu ifadeyi açıkça söylemekte hiç bir beis görmüyorum, bütün hastanelerimi, ülkedeki bütün sağlık kuruluşlarını, sivil toplum adına denetlenen kurumlar haline getirmeye ben hazırım.

ÜMİT SEZGİN : Evet Sayın Paker, sivil toplum örgütleri deyince size dönüyoruz. Buyurun!.

CAN PAKER : Evet değil mi? Teşekkür ediyorum. Sayın Bakan ben tabii konunun hiç bir şekilde uzmanı olmayan, sadece sivil toplumu temsilen bir kişi olarak; programa gelmeden önce anlamaya çalıştım ve şöyle bir saptamada bulundum. Şimdi dünyada aksaklıkları olan her sistem, ki Türkiye’de sağlık sisteminin eczanelerden ilaç fabrikalarına, ilaç fabrikalarından doktorlara, doktorlardan hastanelere kadar pek çok aksaklıkları olduğu her gün konuşmalar içinde. Dünyadaki pek çok aksak sistemler yavaş yavaş bireyin kararlarına yönlendirilerek, kullanıcının kararlarına yönlendirilerek ve deregülasyonla çözümlenmeye doğru gidiyor. Özellikle küreselleşmenin getirdiği bir olguda bu.
Şimdi tabii bu sağlıkta bu biraz zor. Çünkü burada kullanıcı ile -aslında burada nasıl tabir etmek, tüketici mi demek lazım, kullanıcı mı demek lazım bunu çok iyi bilmiyorum da- önemli olan bu işin ücretini ödeyeni ile, hizmetin nasıl şekilleneceğini karar verenler ayrı. Dolayısıyla burada bir şey zorluğu var, bireyselleşme zorluğu var. Bireye karar verdirme zorluğu görüyorum. Böyle olduğu için de devlet giriyor işin içine doğal olarak, diyor ki ben bu bireyin hakkını koruyacağım diyor. Sen diyor ilacı her istediğin fiyata satamazsın diyor; işte doktorlar şöyle çalışmalıdır diyor, muayenehane üniversiteler muayenehane açmamalıdır diyor. Yani bir regülasyon şeyine çünkü parayı veren yahut ücreti ödeyenler farklı olduğu için devlet kendini haklı görüyor burada. Fakat böyle oluncada devletin bence her girdiği yer gibi bir aksaklık çıkıyor ve özellikle sınırları kapalı ekonomilerde, devletin her girdiği yerde çok aksaklık çıksada çok görünüyordu. Ama bu sınırlar açılıpta dünya ile etkileşim içine girince devletin bu konudaki açıkları ortaya çıktı. Yalnı devletide burada devre dışı bırakamıyoruz. Çünkü Türkiye değil, bütün dünya bırakamıyor, belli.
Acaba -sualim- sistem nasıl bir otokontrol meydana getirmeli. Bu sistem içinde bir otokontrol mekanizması mümkün müdür? Dünyada bu nasıldır ve bireyin bu kendi kendini koruyamadığı hakkı…
Siz çok açık bir şekilde bunu sivil topluma şey ettiniz, buna çok saygıyla bakıyorum ve çok önemli bir açılım da yaptınız. Yani gelin siz kontrol edin dediniz. Ama bunun yanında sistemin bir otokontrolü var. Başka şekilde mümkün mü, bir? İkincisi, sivil toplum açısından bu bence sadece buyurun bence herşey kontrol değil; birey haklarının bir siyasi iktidar tarafından çok önemle üzerinde durulması, çünkü sağlık hakkıda bir birey hakkının bir alt başlığıdır. Siyasi iktidarın birey hakkı üzerinde çok durması ile mümkün diye düşünüyorum. Bu konuda fikrinizi söylerseniz sevinirim.

ÜMİT SEZGİN : Yani yalnız sivil toplum örgütlerine bırakılmaz bu… Buyurun efendim.

RECEP AKDAĞ : Şüphesiz…şüphesiz. Ben Sayın Paker’e çok teşekkür ediyorum. Gerçekten böyle bir mesele böyle algılanmamalı. Evet sivil toplum buyurun gelin, siz bunu kontrol edin, biz bunu söyleyemeyiz. Biraz önce konuştuğumuz sivil toplumun bu husustaki bir hakkının yerine konmasıydı. O hakkın yerine verilme çabasından ben bahsettim. Bu bireye bırakılan kararlar, deregülasyon meselesi aslında hakikaten çağın gereği. Şimdi sağlıkta da meseleyi tamamen deregülasyona bırakamazsınız, ama dünyada bulunmuş orta yollar var. Biz bu orta yolları bulmaya çabalamalıyız.

CAN PAKER : Çok merak ettiğimiz bu zaten.

RECEP AKDAĞ : Şimdi Türkiye’ye bakalım. Türkiye’de sistem nasıl çalışıyor? Türkiye’de 1961 yılında yapılan bir sosyalizasyon yasası var. Bu yasa zamanına göre hakikaten en modern yasalardan birisi ve bu yasayı Türkiye’de bu yasa yapıldığı zaman büyük emeği olan Prof.Dr. Nusret Fişek’i biz rahmetle anmalıyız. Yani 1961 itibari ile bir çok Avrupa ülkesinden daha ileri bir hizmet mantığı getirilmiştir bu yasa ile. Bütün yurtta sağlık evleri, sağlık ocakları, bölge tabanlı hizmet mantığı getirilmiştir ki hakikaten çok doğrudur ve o zamanlar hizmetin büyük, hizmetle alakalı sektörde büyük rolü bir çok yerde devlet üstlenmiş durumdadır. Ülkemizde de bu iyice bu böyledi. Ancak 2000’li yıllara geldiğimizde biz şunu görüyoruz. Biz artık hastalarımıza hekimlerini, gidecekleri hastaneyi seçme hakkı vermeliyiz.

CAN PAKER : Birey hakkı o.

RECEP AKDAĞ : Şimdi birey o zaman hakkını korumaya başlayabilecektir. Biz devlet olarak yine regülasyon yapacağız. Genel planlamalar, genel rehberlikler, denetlemeler bunları yapmalıyız. Ama birey bu noktada bir defa kendi hakkını tercih hakkını kullanarak aramaya başlamalıdır. Nasıl olmalıdır? Bir defa bireyin bir aile hekimi olmalıdır ve bu aile hekimini birey kendisi seçmelidir. Bakınız 61’le fark burada… Aslında sistem birbirine benziyor. 61’de bölge tabanlı bir hizmet modeli oluşturmuşsunuz, insanlara diyorsunuz ki “İstanbul’da işte Kadıköy İlçesi’nde işte şu kadar insan yaşar. İşte şu kadar sağlık ocağı, şu kadar doktor var. Bu insanlar buraya giderler buradan hizmet alırlar”. Şimdi bunu söylemeyeceğiz. Söyleyeceğiz ki, Kadıköy’de şu kadar aile hekimi var ey vatandaşım ! Bunlardan istediğini seçebilirsin.” Buradan başlamamız lazım, hastaneye gittiğinde de bu olmalı.
Bakınız biz hükümet olarak bunun ilk adımlarını atmaya başladık. İşte Sosyal Sigortalar Kurumu Hastaneleri ile diğer kamu kurumu hastanelerimizin, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerimizin ortak kullanımını başlatmış olmamız bunun en önemli göstergelerinden birisindir. Siz herhangi bir sigorta kurumuna ait bir hasta olacaksınız, orayı kullanan bir hasta olacaksınız. Ama yanı başınızda bulunan bir sağlık ocağını yahut bir hastaneyi kullanamayacaksınız. Sadece belli dispansere, belli hastaneye gitmek zorunda kalacaksınız. Bunu yapamamalıyız.
Ayrıca döner sermaye kanunumuzda bir değişiklik tasarısı şu anda taslak halinde, bunu meclisin yeni yasama döneminde hemen gündeme getiriyoruz. Orada da şöyle bir şey var. Birinci basamaktan hastanelere giden hastalarımız orada da hekimlerini seçebilecekler. Yani gittiğiniz zaman bir grubun küçük bir parçası gibi hastaneye gitmeyeceksiniz. Bir birey olarak gideceksiniz ve diyeceksiniz ki “Ben şurada yazılı listedeki doktorlardan falancayı seçiyorum.” Biz inanıyoruz ki bu şekildeki bir model hastalara verilecek hizmetin kalitesini artıracak ve hasta memnuniyetini de artıracaktır. Bu arada bazı orjinal çalışmalarımız var. İsterseniz bunlardan da kısaca bahsedeyim.

LEYLA EZGİ : Ben bu arada pardon. Bütün bunlar için kaynağı nasıl yaratmayı düşünüyorsunuz, onu bir sorayım? Aile hekimlikleri, sağlık ocaklarından daha fazla bir yük getirecektir Sağlık Bakanlığı’na ve %2-2.5 gibi bir bütçe ile bunu nasıl yapacaksınız?

RECEP AKDAĞ : Aslında isterseniz şu meseleyi bir bitireyim, hemen döneyim ona müsaade ederseniz. Şimdi 184 numaralı bir hat var, Sağlık Bakanlığı’na ait vatandaşların problemlerini aktarabileceği. Ama bu hattı bir çok kişi bilmiyor şu an. 112 Acil Yardım Hattı’nı bilenimiz çoktur ama bu hattı bilenimiz çok az. Şimdi bütün şehirlerimizden, bu 184 numaralı hatta merkezi olarak Ankara’da ulaşabilecekleri bir sistem kuruyoruz. Bunun alt yapısınız telekominikasyon açısından hazırladık. Personel altyapısını hazırlıyoruz. Ağustos ayının sonlarına doğru sistemi çalıştırabileceğimizi düşünüyoruz. Belki başlangıçta bir alışma dönemi olacaktır. Herhangi bir sağlık kuruluşunda bir sıkıntı hissettiğinizde, sağlıkla ilgili bir probleminiz olduğunda bu hattı doğrudan arayabileceksiniz ve bu hat size cevap verecek.

ÜMİT SEZGİN : Sayın Bakan çok özür dilerim. Kısa bir aramız var, onu verelim; ondan sonra kaldığımız yerden devam edelim isterseniz. Evet efendim, kısa bir reklam arasından sonra yeniden birlikte olacağız.

ÜMİT SEZGİN : Tekrar hoş geldiniz. Sayın Bakan Alo 183 demiştiniz..oldukça enteresan. Biraz daha detay alabilir miyiz? Oradan devam edelim.

RECEP AKDAĞ : Şimdi Alo 184 ‘ü şöyle düşündük. Vatandaş olarak sağlık hizmetini almak istediğiniz bir yerde bir sıkıntı ile karşılaştınız.Poliklinikte sizi gereksiz yere bekletiyorlar.Acil servisi gittiniz.Hizmet alamadığınızı düşünüyorsunuz en azından. Bu hattı arayabileceksiniz. Bütün şehirlerde bu hatla ilgili görevlilerimiz var.24 saatin 24 saatinde bu görevlilere biz bakanlıktan ulaşıyoruz..Meseleyi çözün bizede bilgi verin. Meselenin büyüklüğüne göre de vatandaşa dönerek, vatandaşımıza, halkımıza şu meseleniz vardı, çözüldüğü ifade edildi.Meseleniz çözüldü mü?şeklinde bir geri bildirim alacağız.Şimdi biz bunun hazırlığı içindeyiz, ağustos ayının sonuna doğru da bu sistemi yürürlüğe koyacağız. Bunun yanısıra bir de

ÜMİT SEZGİN : Sağlık ocakları ile mi ilgili, bütün hastaneler mi,her türlü sağlık sorunları ile

RECEP AKDAĞ : bütün hastanelerle ilgili, her türlü sağlık sorunları ile. Yeni bir kavram geliştirmeye çalışıyoruz.Hukukçularımız, konu ile ilgili arkadaşlarımız bunu inceliyorlar. Hasta müfettişler kavramı. Şimdi trafik müfettişleri var biliyorsunuz.Fahri müfettişler.bu hasta müfettişlerde normal sistemin içerisine girip,sistemin içerisindeki olayı gözleyip,hem müspet yürüyen işleri, hem bize rapor edecekler. Bu öyle enteresan bir şey ki her hangi bir yere denetlemeye gittiğimiz zaman bu formel bir hale dönüşüyor.Bir hastaneye gidiyorum, bir çok sağlık ocağına gittim.Ve mümkün olduğu kadar basınla gitmiyorum oralara.Sonuçta biz nereye gidersek, orada hemen formel bir

ÜMİT SEZGİN : Hazırlık

RECEP AKDAĞ : Hazırlık, hemen bir denetleme haline dönüşüyor.Hani eskiden yöneticiler tebdili kıyafet yapıp giderlermiş. Bazen öyle mi yapsak diye düşünüyoruz.Dolayısı ile bunu sağlayacak bir sistemin, sistemi oluşturma düşüncesi içrisindeyiz.

ÜMİT SEZGİN : Kimler hasta müfettişi olabilir?

RECEP AKDAĞ : şimdi söylediğim gibi kimler olabileceğine henüz tam olarak karar vermiş değiliz. Hukuki anlamda alt yapısını araştırıyoruz.Arkadaşlar inceliyor. Ama kavram olarak böyle bir kavram geliştirmeyi düşümdüm arkadaşlarıma bu talimatı da verdim.

OĞUZ ENGİZ : Yurtdışında da var aslında.Bu hasta memnuniyeti ölçüm yöntemlerinden bir tanesi.Yani anketle hastalara gidip yaklaşırken, tebdili kıyafetlehastane yönetiminden yada dışarıdan belirleyeceğiniz danışmanlarca hastanenizdeki memnuniyet düzeyini bu yollar ölçebiliyorsunuz.Belki bu formül olabilir.Öneri olarak ben sunmak istedim.Aslında ben sayın bakanımızın çok şanslı bir bakan olduğunu düşünüyorum. çünkü sayın başbakan daha başbakan olalı 2 ay olmadan sağlıkla ilgili çok önemli açıklamalar yaptı. Ben uzun süredir sağlık sektöründeyim, bir başbakan ilk defa bu kadar planlı programlı ve içten yakarırca bir şekilde sağlıkla ilgil sorunları çok güzel ortaya koyduğunu görüyorum.Bakın çok hasta başbakanlarımızda oldu, hastanelere gidip gelenler oldu. Sağlık sorunlarının hiç birinden haberdar değillerdi. Bunları da zamanında eleştirmiştik zaten. Dolayısı ile aynı zamanda sağlığın çok önemli problem ayağı olan finansman ile ilgili maliye bakanımız bugün çok duyarlı.Sayın sağlık bakanlığına, sağlık bakanına bu konuda maliye bakanının çok gizli desteği var. Belki bugün kıymetini anlamayabilirler ama daha sonra çok anlayacaklar. Çok değerli katkıları olduğuna inanıyorum. Bir üçüncü konuda son derece uyumlu bir çalışma ve sosyal güvenlik bakanı var sayın bakanla birlikte çalışan kabinede. Onlarında uyumunu çok net görüyoruz. Sivil toplum kuruluşu olarak kamu da görüyor. Sayın bakan bu nedenlerle aslında oldukça çok rahat ve önü açık bakanlık yapacaklarını ümit ediyoruz.Çok yeniler. Sağlık sorunları çok fazla ama ben izin veririseniz sayın başbakanın bir toplantı sonrası yaptığı konuşmayla sorularımı yöneltmek istiyorum. Çünkü oralarda aslında mutlaka kabinede veya bire bir görüşmelerde sorunları dile getirmiştir kendisi ama çok önemli konulara temas etmiş sayın başbakan. Diyor ki modern tıp bilimi alanında bilim adamı yetiştiriyoruz.Sağlıklı bir sağlık teşkilatına sahip değiliz.Karmaşayı biliyor.Yani insanların oradan oraya koşuşturmasını, doktor beklerken hayatlarını kaybetmeleri, ialç kuyruklarında günlerini geçirmelerini işleri güçleri yokmuş gibi bütün gün. Bütün sorunlar sağlık müdürlüklerinin çalışmasını çok iyi anlamıştır mutlaka. Çünkü bürokrasinin çalışmasına bakmıştı ilk şeyinde. Dolayısı ile bu karmaşayı görmmüş ve buna temas etmiş. Burda neler olacak? Sağlıklı bir sağlık teşkılatın önce sağlık teşkilatımızı, sağlık sistemimizi sağlıklı hale getirmek konusunda neler yapılacak.Yani bir modern bir sağlık bakanlığı dolayısı ile ondan sonrada açılımları ve diğer sağlığın ayaklarının oluşması.
İkincisi, açık söylüyorum diyor, “Kurum hekiminin yazdığı ilaç için hastaneye artık gidilmeyecek.” diyor.Yani burada tababetin geldiği noktayı söylüyor. Yani hekimliğin geldiği noktadan bahsediyor.Hekimlik reçete yazmaktan ibaret gelmiş bu ülkede. Hekimlik hastanın yüzüne bakmadan muayene edip kağıtlatı doldurma haline gelmiş. Ve buna da insanlar itibar eder hale gelmiş.Doktoru gördüğünü zannedip, muayene edildiğini, o reçete de yazan ilaçla şifa bulacağını zanneden insanlar haline gelmişiz.Buna ayak basmış. Yani tababet nereye gidiyor. Hekimler güzelde hekimler nerede, diyor. Bu da önemli bir soru bence. Bir holdingte beş diş hekimi olmayacak, diyor. yani bunları sağlığın içinde olmayan birisi söylüyor. Muş’taki, Bitlis’teki hasta Ankara’ya, İstanbul’a taşınıp,aylar sonrasına gün alırken, Ankara’da Tedaş’da tomoğrafi olmayacak, diyor. Şimdi Ankara’ya gittiğiniz zaman, o mahkemenin , yüksek mahkemenin bir polikliniği var, o bankanın kliniği var.Kapısında ambulansları var. Sanki ülkede sağlık sistemi yok, herkes kendi sağlık sistemini kurar hale gelmiş. Sistem fragmante olmuş. Kimin ne yaptığı konusunda en ufak bir bilgi bile yok, fikir yok. Bu taraftan kurumun önünden geçenlerde ah şu kurumda çalışsakda sağlığımız güvence altında olsa diye böyle bir sosyal parçalanmaya nerdeyse götürecek kargaşa var. Öte yandan bu fragmentasyon, kargaşa ne olacak diyor.
Bir diğerinde özel hastanelerde milyon dolarlık cihaz boş dururken, devlet cihaz alma yoluna gitmeyecek, işte İstanbul’da MR sayısı diyor dolayısı ile özelle kamunun bir paylaşıma girmesi gerektiğini, yani herbiri aynı yatırımları yapması. Bu bütün sektörler için geçerli, çünkü sağlık dört duvardan ibaret değil, biz yıllarca bunlarlar kandırıldık. Maalesef

ÜMİT SEZGİN : Şimdi bu sorularınız içindeki son soruyu bir kenara bırakalım, özel sektör ilişkisini. Ona ayrı bir bölüm ayıralım.Diğer

OĞUZ ENGİZ : İsterseniz cümlemi bitireyim.Çok öenmli bir noktaya temas….

ÜMİT SEZGİN : efendim sorunuzu alayım?

OĞUZ ENGİZ : Sorumda ..Sorularımda geldi. 200 soru geldi. Sayın bakan not aldılar. Cumhurbaşkanlarımız bile hastane açmayı büyük marifet olarak gösterdiler. Oysa Hastane açmak en kolayı. Dört duvarı, inşaatı, sıvası dahi ısıtılamayan, duvarları ısıtılamayan duvarları açmak çok kolay. Kredi buluyorsunuz ordan burdan.Zaten dünyanın şeyi yapıldı, kamu yatırımı yapıldı bu yolda. Ama içini ne insan kaynağı ile donatabiliyorsunuz, ne de o cihazları bakabiliyorsunuz. mesele dört duvardan çok fazla. Keza eğitimde de böyle. bina koymak çok kolay ama getirmek zor. Dolayısı ile özelle kamu paylaşımı ne olacak? Devlet özel sektöre güvenebilecek mi? güvenmeye başlayacak mı? Ve bunu kontrol edebilecek mi? Suistimalare önleme açısından çok kalıcı çözümler getirilebilecek mi? Ve bu dinamikleri hayata geçirebilecek mi? bunlar soruluyor sayın başbakana. Sonra neşterden bahsetmiş, bu suistimalaerin maalesef doktor merkezli olduğu, bunu sayın bakanda söyledi. Hastanın cebinden elinizi çekin dediler, herkes ayağa kalktı. Çünkü biz biliyoruz ki Ankara’da bir köşe de 500 doları zor kazanan doktorumuzda var,uzman doktorumuz. Öbür köşede 50 bin dolar gelir olan doktorlar var. Bu da hastanın cebinde birilerinin eli olduğunu kesin gösteriyor.bunlarla ilgili nelr yapılacak? Bu sorun tespit edilmiş mi? çözümü nasıl onu öğrenmek lazım asıl.

RECEP AKDAĞ : Tabii..Önce anayasamıza bakmaz lazım acaba bize ne söylüyor.Aslında anayasamızda sağlıkla ilgili metin; kısa, öz, 10 kelime ile yazılmış. Anayasa bize bir defa devletin halkının ruh ve beden sağlığını korumak durumunda olduğunu, görevinin bu olduğunu söylüyor. Bunu nasıl yapacağını tarif ederken, devlet tek elden planlar, son derece de önemli, biz bütün bu parçalanma ayrışma içindesağlık bakanlığına şöyle bir rol biçiyoruz hükümet olarak. Sağlık bakanlığımız kürek çeken değil, düven tutan bir bakanlık haline gelecek. yani planlamayı yapacak, rehberliği yapacak, denetlemeyi yapacak.Ve hizmeti her alanda, her şekilde devletin eliyle vereceğim diye bir şart yok. Yine anayasa devam ediyor. Diyor ki yine bu görevini devlet kamu ve özel sektör kaynaklarını uygun bir şekilde kullanarak yapar. Özeti bu. Anayasamız bize şunu diyor. Kamu ve özel kaynakları kullanarak yapar diyor. geldiğimiz noktada budur. Bakınız şöyle bir örnek vereyim. Bu sıcak bir gündem maddesi de oldu. Basınada yansıdı yakında. Biz bir genelge yapmışız ve biz demişiz ki “Artık hastanelerde cihaz almayacak.”Sağlık bakanlığı cihaz alımını durdurdu diye böyle basına çıktı. ahlbu ki yok böyle birşey. Sağlık Bakanlığı cihaz alıyor, yine alacak. Ancak biz şunu yapmaya çalışıyoruz, biz diyoruz ki bu cihaz alımlarını yaparken bir taraftan da hastanelerimizin döner sermayeleri, imkanları çerçevesinde bu gerektiğinde hizmet satın alması yoluyla kullansınlar. Niçin söylüyoruz bunu.Çok gündemde olan MR konusu mesela. Türkiye’de çok MR var.Aslında Türkiye’de çok MR yok. Türkiye’deki MR sayısı, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında hiç birinden fazla değil. Durumlar böyle olunca MRlar kimin elinde, hangi sektörde ne kadar MR var. İstanbul örneğini ele alırsak, İstanbul’da 200’ün üzerinde MR var. Bunun 150 üzerindeki özel sektörün elinde. Benim Sağlık Bakanlığı’mda, bütün Türkiye’de 200’ün üzerinde MR var pardon, bunun 150’nin üzerindeki kısmı özel sektörde benim bakanlığımda 15 tane MR var. Sosyal Sigortalar kurumunda, 35 milyon kişiye hizmet veren sosyal sigortalar kurumunda 2 tane MR var.

OĞUZ ENGİZ : Ama son uygulamalarda devlet memurları MR görüntüleme merkezlerine gidemiyorlar. Biliyorsunuz.

RECEP AKDAĞ : O ayrıntıyı doğrusu bilmiyorum.

OĞUZ ENGİZ : Evet.

RECEP AKDAĞ : Şimdi biz ne yapıyoruz. Mesela Şişli Etfal hastanesinde çok uzun tomografi kuyruklarımız vardı. Bizde Etfal haztanesine bir tomografi kiraladık. Bir MR kiraladık. Bunların değerleri çok yüksek. Bütçemizde bunları alıp buraya koyma şansımız yok. Şişli Etfal ‘e koysak başka yere koyma şanşımız yok. Ancak özel sektörün imkanları ile kamunun imkanlarını buluşturmuş olduk.Şimdi elimizdeki bütün bu MRları yok sayarak, kamuya yeni MRlar almayı öngörebiliriz..Yani bunları yok sayıyoruz. 150 tane bize MR lazım. 2’şer milyon dolardan 300 milyon dolar yapıyor. Benim bakanlığımınyatırım bütçesi 200 trilyonun altında. ülke bu kadar borçlu iken, bu kadar kaynağa ihtiyacı varken, o zaman biz niçin ülkenin kaynakları birlikte kullanmayacağız. Ama değerli arkadaşım da söylediler. Mutlaka bu kaynakları kullanırken, istimarın yolunu da kapatmak zorundayız. Ha istismar! Eğer istismarın yolunu açık tutarsanız.

ÜMİT SEZGİN : İstismara geçmeden Leyla Hanım’ın bu konuda size bir itirazı olabilir. Çünkü yayın öncesinde konuşurken tam da bu konuya değinmişti. Bu tür özel sektöre yönelmenin salında birazda devletin, kamunun görevden kaçmanın anlamı geldiğini söylemişti. Bilmiyorum. ne dersiniz?

RECEP AKDAĞ : Pardon, cümlemi tamamlayabilir miyim? Tamamlıyorum. İstismarı, eğer örnek vermek gerekirse kamuda da, özel sektörde de yapabileceğimizi örneklerle anlatabiliriz. Her iki tarafta da istismar söz konusu olabilir. Bu önlemenin entrumanlarını, bunu inlemenin yollarını bulmak lazım. Buyrun.

LEYLA EZGİ : Şimdi hizmeti özel sektörden satın almak, şu an hastalarımızın yada toplumun çok işine gelebilir. Çünkü SSK’larda ya da diğer devlet hastanelerinden hizmet almak gerçekten çok zor bu koşullarda. Söylediğiniz gibi donanım yok bir kere.Ama özel sektörden o hizmeti satın alırken tamam ordaki bir makineyi değerlendireceğiz ama ona da bir para ödeyeceğiz biz.Devlet olarak bir para ödeyeceğiz değil mi? Emekli sandığı ve ya SSK hizmeti satın alırken. Onun yerine oraya ödeyeceğimiz parayı, hastanelerimize yatırım yapalım, hastanelerimizi donatalım. Ve hastaneleri özelleştirmekten vazgeçelim diye düşünmekteyim ben. Dernek olarak da böyle düşünüyoruz biz , özelleştirmeye karşıyız zaten. SSK’larıda özel hastanelerin, şey devlet hastanelerini den hizmet almasını sağlarken ordaki hizmeti verecek alt yapıyı biz yaptık mı? personel sayısını artırdık mı? Donanımı sağladık mı? SSK’lı hastalarda şimdi oraya giderken, ordan emekli sandığı veya diğer hastalar hizmet alırken şimdi bir de SSK’lı hastalar yığıldı. İnsanlar bir ne yapacaklarını bilmiyor. Bir de bürokrasi var şimdi orda. Kağıtlar var devreye giren. Bir yığın birşeyler imzalamalanıyor. Bütün bunlarla..

RECEP AKDAĞ : Leyla Hanım, kağıtlar Türkiye’de yeni mi var? Ne dersiniz?

LEYLA EZGİ : Hayır yeni yok, tabii ama

RECEP AKDAĞ : Bunları azaltmaya uğraşıyoruz.

LEYLA EZGİ : Ama maalesef bu böyle bugün.SSK’lı bir hastane devlet hastanesine hizmet almaya gittiğinde, ne hekim ne yapacağını biliyor, ne hasta ne yapacağını biliyor. Üstüne üstülük yığılmalar başladı devler hastanelerinde. Orda iyi bir hizmet varken, iyi bir hizmet alan insan sayısı varken, şimdi SSK’lıların da gitmesiyle yığılmalar başladı oralarda. Biz bunların hepsinin birleşmesinden yanayız. Onu söyleyim ama alt yapı ve donanım sağlandıktan sonra. Personel sayısı yaptırıldıktan sonra

ÜMİT SEZGİN : Aslında evet aslında Leyla Hanım

RECEP AKDAĞ : Leyla hanıma bir şey sorabilir miyim?

ÜMİT SEZGİN : Buyrun

LEYLA EZGİ : Ben bir şey daha söyleyim. İstanbul’daki Çapa ve Cerrahpaşa etrafındaki röntgen ve MR sayısı şu an İngiltere’dekinden fazla. Yapılan sayım, istatistikler böyle.Sadece Çapa ve Cerrahpaşa etrafındakiler

RECEP AKDAĞ : Yok. Bunlar abartma. Bunu bilin.

LEYLA EZGİ : Hayır değil, değil.

RECEP AKDAĞ : Bakın, bunlar abartma. Çünkü kaynaklar, elimizde şeyler var.

OĞUZ ENGİZ : Doğru değil demek istiyor sayın bakan.

RECEP AKDAĞ : Bunlar doğru değil. Bakınız İngiltere’de, İngiltere ile bizim nüfusumuz birbirine benziyor.Yani işte bizim 70 milyona yakın bir nüfusumuz var. İngiltere’de 1 milyon kişiye düşen MR sayısı, 3.5 civarında. Türkiye’de de 3. civarında.dolayısı ile bunu nasıl söyleyebiliriz.

ÜMİT SEZGİN : Belki yöresel olarak

LEYLA EZGİ : Keşke yanıma alsaydım yani.İstatistikleri yanıma almadım. Daha geçenlerde bir çok banda tartışıldı bunlar.

RECEP AKDAĞ : Ben çok iyi biliyorum. Özellikle incelettiğim bir konu bu. Burada asıl ben şunu sormak istiyorum. Biz son iki ay içerisinde İstanbul’daki birinci basamak poliklinik sayısını kaça çıkardık malumatınız var mı?

LEYLA EZGİ : Hayır

RECEP AKDAĞ : Sağlık ocaklarımızda, dispanserlerde

LEYLA EZGİ : Hayır.

RECEP AKDAĞ : 300 olan polikilinik oda sayısı şu an 600’e çıkarıldı.

LEYLA EZGİ : Olması gereken ne?

RECEP AKDAĞ : Ağustos sonu itibariyle de 900’e çıkarmayı planlıyoruz. Şimdi olması gerekenin ne olduğunu konuşurken sanki 50 senelik bir iktidarız gibi, AKP hükümeti olarak konuşmayacağız.

LEYLA EZGİ : Bu sizin suçunuz değil tabii.

RECEP AKDAĞ : Yani şunu anlatmak istiyorum. Siz hükümet olarak 6 ay içinde 300 poliklinik oda sayısını 600’e çıkarmışsanız ehh büyük iş yapmışsınız demektir. Bunu 8. ayın sonunda, 9. ayın sonunda 900’e çıkarmışsanız, yani 3 misline çıkarmışsanız büyük iş yapmışsınız demektir. Ama bunları yapmakla bu işler bitti mi? Hayır. Bütün yaptığımız iyileştirme çabaları için ben komuoyuna hep şunu ifade ettim ve şunu ifade etmek isterim: Bunlar bizim halkımızın sağlık hizmeti adına attığımız başlangıç adımlarıdır. Biz bunlarla meseleleri çözdüğümüzü falan hiç iddia etmiyoruz.Meseleleri çözmek için attığımız adımlardır. 35 milyon nüfusa, SSK’lılara kasdediyorum, 170 hastaneyi reva göreceksiniz bir ülkede 10 yıllar boyunca. Benim 600 tane hastanem olacak ve SSK’lılar bu hastanelerden istifade etmeyecek. Böyle mantık olmaz Leyla.

LEYLA EZGİ : Tabii ki olacak.Yani tabii ki istifade edecek. Biz ondan…Böyle bir şey demiyorum ama..

RECEP AKDAĞ : Şimdi alt yapıdan, hastaneden bahsediyorsun. O zaman bekleyelim. Hastaneler inşaa etmeye başlayalım, Türkiye’de sarii ihaleler yapalım paramızda yok. 10 sene sonra bu hastaneleri yaparız.10 sene sonra SSK’lılara deriz, o da yapabilirsek. Bakın oraya da geleceğiz. Biz bir envarter çalışması yaptık, Türkiye’de ne adar yarım hastane var, ne kadar yarım bina var onları da söyleyeceğim. 10 yıl sonra SSK’lılara dersiniz ki “uyrun sizi de diğer insanların safına kattık,siz de onlar ne kadar sağlık hizmeti almaya hakkları varsa sizleri de şimdi onların arasına katmaya başlıyoruz.” böyle bir şeyi söylemeye hakkımız var mı?

LEYLA EZGİ : Hayır. Tabii ki yok.

ÜMİT SEZGİN : Sayın bakan ortak kullanıma girmişken, bu uygulama bir süredir devam ediyor. Tespit ettiğiniz aksaklıklar neler? Böyle bir çalışma yaptınız mı? Rakamlar verebilir misiniz bize? Ortak kullanımla ilgili.

RECEP AKDAĞ : Şöyle söyleyim sayın Sezgin, Bir defa günlük olarak yerinde mahallinde olayı takip ediyoruz. 3 büyük ilimizde bu uygulamayı başlattık biliyorsunuz bu uygulamayı başlattık. 2/3 diğer illerimizde başlattık. Günlük olarak ekiplerimiz geri bildirim alıyorlar. SAğlık grup vasıtasıyla ve hastanedeki görevli elemanlar vasıtasıyla. Bütün meseleleri çalışma bakanlığımızla masaya yatırıyoruz, süreç içerisinde birçok meseleyi de çözdük. Ama hala Leyla Hanım’ın bahsettiği bürokrasi var hala kasayan meseleler var. Hala hastanelerimizde altyapı sorunları var. Alt yapı sorunları bir gün iki gün içerisinde halletmemiz mümkün değil. bunları da mümkün olduğu kadar asgariye indiriyoruz, indirmeye çalışıyoruz.Mesela hastanelerimizde de poliklinik sayılarını artırmaya çalışıyoruz. İstanbul’dan bir örnek vermek isterim. Şişli Etfal Hastanesi bu son çalışmalarımın sırasında hasta sayımız 1.5 misline çıkmış olmasına rağmen hasta kuyrukları açısından daha iyi bir duruma gelmiştir, hasta hizmeti açısından da çok daha iyi duruma gelmiş durumdadır. Niçin? Çünkü orada 80 olan poliklinik olan sayımızı 120’ye çıkardık. O hastane içerisinde yaptık bunu. Yani bir yerde ölü bir alan bulduk, hasta polikliniği yaptık. Bir yerde idareci odası bulduk, hasta polikliniği yaptık. Büyük odaları böldük hasta polikliniği yaptık.

ÜMİT SEZGİN : Ek doktor mu geldi? Yoksa o doktorların üzerine mi yük bindi?

RECEP AKDAĞ : Doktorlar var bu hastanelerimizde…

ÜMİT SEZGİN : Var, var.

RECEP AKDAĞ : Bakınız Türkiye şöyle bir gerçeği yaşıyor. Özellikle büyük şehirlerimizde, hastaneler açısında 10 tane uzman var, 10 tane dahiliye uzmanı var, 2 tane poliklinik var. 2 kişi poliklinik yapabiliyor ama geri kalan 8 kişi herhangi bir şey yapamıyor.Bu sağlık ocaklarımızda da böyleydi. Ben 300 odayı 600 odaya çıkardık derken, o gerçeğe işaret ediyorum. Nasıldı biliyor musunuz: Diyelim ki 10 sağlıkocağı hekiminin bulunduğu bir sağlık ocağı var. 2 tane polikliniğimiz vardı.Geri kalan ise başka işlerle meşgul idi.Ama biz olabildiğince odanın poliklinik yapılama talimatını verdik.Şimdi bu odalarda da artık, 1 numaralı poliklinik, 2. numaralı poliklinik diye yazmıyor. Ya? doktorun ismi var, isimliği var. yani doktora da bir hüviyet kazandırıyoruz. Dolayısı ile300 olan Poliklinik oda sayımız 600 çıkmış oldu.Bu tam olarak net olarak anlamı nedir? İstanbul’ da sağlık ocaklarımızda günde 300 kişi aynı anda poliklinik yaparken şimdi 600 kişi poliklinik yapıyor.Ama bu yeterli mi? Yeterli değil.bunu 900’e çıkaracağız, 1200’e çıkaracağız, bunu 1500’e çıkaracağız.

ÜMİT SEZGİN : Devlet hastanelerindeki doktorların iş yükünün ağırlaştığından şikayetleri vardı? Bize gelmişti. Muhakkak size de gelmiştir.Bir de SSK bu işi ne kadar kaldırabilecek? Çünkü SSK sonuçta bu sizden, devlet hastanelerinden satın alıyor, bir süre sonra bunun paralarını ödemeye başlayacak.Rakamlara baktığımız zaman ssk kendi içerisinde hasta başına 75 yada 100 dolar harcarken, sağlık bakanlığı devlette 250 dolar gibi bir rakam, eğer yanlış değilse. Yani bu sistem ne kadar kendi kendini götürebilecek.

RECEP AKDAĞ : Bu devlette değil. Burda da bir yanlış anlama var. Bakın SSK’nın 80 dolar, 100 dolar olan kişi başı asğlık harcaması, yeşil kartlılar için 20 ile 40 dolar civarında. Çok daha düşük.Asıl Sağlık Bakanlığı’nın hastaları diyebileceğimiz hastalar diyebileceğimiz hastalar yeşil kartlı hastalardır.Bağ-kurlu hastalarda 100 dolarların üzerine çıkıyor. Emekli sandığında 200 dolarları üzerine çıkıyor, yapılan hesaplarda. Bu aslında ilgili sosyal sigorta kurumunun davranış modelleriyle yakınen ilgili bir husus. Biz SSK’lı hastaların bütün sağlık kuruluşlarında tanı ve tedavilerinin yapılmasıyla madraflarının artacağına inanmıyoruz.Niçin? Bu hastalar öncelikle birinci basamağa gidiyorlar. Sağlık ocaklarında bunların önemli bir bölümünün işleri hallediliyor. Şu anda SSK’lı hastalarımızın yarısının işi sağlık ocaklarında işleri halledilebiliyor.Masrafları dolayısı ile burada artımıyor.

ÜMİT SEZGİN : Aslında bize gelen bilgilerde bu birinci basamaklarda aslında çoğunun bir sevk mekanizması haline geldiğini, pek de söylediğiniz gibi olmadığını

RECEP AKDAĞ : Ben size rakamları vereyim

ÜMİT SEZGİN : Hayır orada tedavi.Yani orda nereye kadar.

RECEP AKDAĞ : Kim sevk oluyor, kim tedavi görüyor. Onların rakamları benim elimde.Şimdi şöyle söyleyebilirim:

ÜMİT SEZGİN : Mesela yüzde verebilirsiniz? oraya başvuranların. Yüzde kaç orda tedavi oluyor, yüzde kaçı hastanede tadevi oluyor.

RECEP AKDAĞ : Şu anda kümülatif olarak üst üste topladığımız zaman 100 hastamızın 33’ü sevk ediliyor. 67’sinin işi sağlık ocaklarında bitiyor. Bu oran bunun altındaydı daha önce. İşte bu iyileştirmelerle bu oranı bu noktalara getirmiş olduk. Gelişmiş ülkelerde birinci basamakda, aile hekimliğinde verilen sağlık hizmetlerinde hastaların % 85 ile 90’nın işleri bitirilir, hastaneye sadece % 10’u gider. Bu bizde şu anda % 70 % 30 bu civarlarda. Yapacağımız çalışmalarla da bu % 30’luk kısmı daha aşağılara indirme çabaları içerisindeyiz. Sağlık ocaklarına giden herkes hastanelere gitmiyor.

ÜMİT SEZGİN : Anladım. buyrun can bey

CAN PAKER : Sayın bakanım benim genel kamuoyu açısından baktığımda özel olarak ya da kamudan hizmet almak, hiç önemli değil.ve bu hizmeti alma kararını bireyin vermesi. Eğer bunu bireyselleştirebildiğimiz sürece bu öyle bir rekabettir ki, bu öyle bir dünyadır ki kim iyi ise o kazanır işi diye düşünüyorum. Şu anda sizde üzerinde durdunuz. Türkiye’de dört sistem var. SSK, Emekli Sandığı, Bağ-kur ve üniversiteler. Bildiğim kadarıyla, konunun uzmanı değilim.Hepsinin maliyetleri, maliyet yapıları ayrı.Bir standartdizasyon yok ve bir maliyetleri birbirine uymayan dört tane dünyayla karşı karşıyayız. Dolayısı ile böyle bir sistemde özel sektörden hizmeti nasıl alacağız? Yani maliyeti belli olmayan bir şeyde yani o rekabet dünyasını nasıl yaratabileceğiz, diye bir sual benim aklıma geliyor. İkincisi

ÜMİT SEZGİN : pardon, buna ek olarak memurların özel hastanelerden yararlanması uygulaması 1 temmuzdan itibaren gündemde.Bu uygulama sayın Paker’in sorusu çerçevesinde bize bir cevapbir ışık olabilir.

CAN PAKER : İkincisi bilmiyorum rakam doğru mu? SSK gelirlerinin % 42’sini ilaca harcıyormuş. Halbuki acaba koruyucu hekimlikle ilgili bakanlığın bir düşüncesi var mı? Biraz önce verdiğiniz misal çok altı çizilecek bir misal, biz kürek yerine dümen olacağız. bakanlık olarak. Bu bütün kamu ve özeli içeren bir şey bu. Fakat koruyucu hekimliği bu konseptte nasıl düşünüyorsunuz, diye bir soru aklıma geliyor. Diğer suallerimi başka sürede.

ÜMİT SEZGİN : Sayın bakan, cevaplara geçmeden kısa bir aramız var onu verelim. Diğer bölümde sizden cevapları alalım. Evet bir reklam arası daha veriyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Evet ,sağlık bakanı sayın Recep Akdağ ile sohbetimiz kaldığı yerden devam ediyor. Sayın Pakerin soruları vardı ben size söz imkanı vermemiştim buyrun efendim

RECEP AKDAĞ : Şimdi,önce koruyucu hekimlikten başlayalım sayın Paker isterseniz.Çünkü;hakikaten hükümetimizin ve bakanlığımın en önem verdiği konudan bahsettiniz şimdi koruyucu hekimlik iki ana başlıkla mütaala etmek lazım. Bunlardan birisi genel koruyucu sağlık hizmetleri ki bu birçok başka kuruluşu ,kurumu, bakanlığı ilgilendiren bir alandır.Yani siz sanitasyonla, yani işte alt yapı,kanalizasyon vs ile ilgili şartaları düzeltmedikçe aslında oradaki sağlık hizmetini düzeltemezsiniz.Ekonomi düzelmedikçe bir ülkenin sağlık işlerini tam düzene koyamazsınız.Çünkü;bir çocuğun gelişmesi sadece hekimin onu muayene etmesi ile ilgi değildir ailenin onu beslemesi ile de aynı zamanda ilgilidir.
Dolayısıyla genel anlamda korucu sağlıktan bahsettiğimizde bunun;eğitimi,ekonomiyi,çevreyi,belediyeciliği birçok alanı ilgilendirdiğini biliyoruz ve sağlık bakanlığıda bu hususta planlayıcı denetleyici bir rol üstlenmelidir baştan söylediğim gibi dümeni tutmalıdır.Kişisel korucu sağlık hizmetlerine gelince bir hamilenin takip edilmesi bir yeni doğan bebeğin doğru yerde doğurtulması ve takip edilmesi beslenmesinin gelişmesinin takip edilmesi bebeğin aşılanması işte riskli yaştaki bir annenin meme kanserinden korunmak için muayenenin yapılmasi veya bir erişkin erkeğin buna benzer muayenelerinin yapılması gibi.Kişisel koruyucu sağlık hizemtlerinin biz aile hekimliği sistemiyle doğru verilebileceğine biz inanıyoruz.Şimdi aile hekimliği dediğimiz şey bir slogan değil aslında bu bize şunu ifade ediyor kişinin bir hekimi oluyor ve bir kayıtı oluyor Türkiyede malesef sağlık sistemimizin en önemli efektlerinden eksiklerinden birisi kayıt sistemimizin yetersizliğidir.Türkiyede hemen hemen hiç kimsenin çocukluğundan itibaren tutulmuş düzgün tıbbı kayıdı yoktur.Dolayısıyla koruyucu sağlık hizmetleri bu noktada ciddi ölçüde aksamaktadır.Aile hekimi kişinin hamile bir annenin hamileleğinden başlayarak çocuk için konuşalım yani annenin karnında başlayalım bu işe doğduktan sonra da devam eden bir süreç içerisinde o kişiyi takip edecektir bir anlamda onunla birlikt büyüyecektir o dosya hekiminizi değişseniz bile sizin artık bir dosyanız vardır. ki bunun artık ikibinli yıllarda bir elektronik dosyalama sistemi içinde olmasıda açıktır,bu hususta bakanlığımız olarak ciddi çalışmalar yapıyoruz,bunun da planlamasını şu an yapmış durumdayız.

CAN PAKER : Yani her kişinin bir sağlık dosyası mı olacak şimdi? sayın bakanım.

RECEP AKDAĞ : Her kişinin mutlaka bir sağlık dosyası olmalıdır ve bu sağlık dosyası o kişiden sorumlu bir hekim tarafından takip edilmelidir o zaman bir şey atlanmaz.Şimdi kişiller kendi…

ÜMİT SEZGİN : Bu ne zaman hayata geçecek efendin bu epeydir dile getirdiğiniz bir proje

RECEP AKDAĞ : Aile hekimliğini biz genel sağlık sigortası ile at başı gitmesi gereken bir sistem olarak görüyoruz bunların her ikisi içinde 2004 yılı ön gördüğümüz yıldır.

ÜMİT SEZGİN : Peki ozaman şöyle sorayım genel sağlık sigortasında geldiğiniz nokta nedir?

RECEP AKDAĞ : Yani 2004 yılı içersindehem bu iş ile ilgili mevzuatları tamamlamış olucaz hem de uygulamaları başlıycaz.Şüphesiz tıpkı sosyal sigortalarla ortak hizmet anlayışına geçtiğimiz gibi bütün ülkede birdenbire bu uygulamalara başlamayacağız.

ÜMİT SEZGİN : Model şehirler

RECEP AKDAĞ : Belli şehirlerde başlayarak bunu çıkabilecek aksaklıkları sahada görüp görülen aksaklıkları bir taraftan tamir ederek düzelterek bütün ülkeye bunu yayacağız.

ÜMİT SEZGİN : 2004 içinde diyorsunuz.

RECEP AKDAĞ : 2004 te başlıyoruz

ÜMİT SEZGİN : Evet evet.Şimdi sayın Pakerin soruları arasında vardı

RECEP AKDAĞ : Maliyetler var

ÜMİT SEZGİN : Maliyetler.Birde özel sektörden kullanım hatırlarsanız biz de şeyi söyledik memurların özel sektörden hizmet alması evet

OĞUZ ENGİZ : Evet özel sektörden hizmet satın alınacaksa,bu kurumlar neyi kıstas alacaklar?

LEYLA EZGİ : Evet bende aile hekimliğinin bütçesini sormuştum,nasıl karşılayacak bakanlık diye

RECEP AKDAĞ : Bunları yazayım isterseniz.Şimdi aile hekimliği bütçesi

LEYLA EZGİ : Yani bu nereden bu kaynağı yaratacağız.

OĞUZ ENGİZ : Neye göre

ÜMİT SEZGİN : Özel sektörden hizmet alınırken ücretler ne alınacak

OĞUZ ENGİZ : Hangi fiyatlardan özel sektörden hizmet alınacak

ÜMİT SEZGİN : Evet

OĞUZ ENGİZ : Hepsinin ayrı rejimleri var satın alma rejimleri ve maliyet rejimleri var bir anlamda

CAN PAKER : Dört tane

RECEP AKDAĞ : Aslında şu anda bu kurumlar özel sektörde şu anda devlet memurlarının ve emeklilerin satın alacağı hizmet için bütçe talimatı var biliyorsunuz şu anda aslında bu kurumlar bu hizmeti yine bir yerlerden satın alıyorlar yani emekliler devlet memurları bağkurlulular sağlık hizmetini sağlık bakanlığı hastanelerinden üniversite hasatnelerinden satın alıyorlar.ssk’lılar geçmişte yalnızca bunu büyük bir kitle olarak alabiliyorlardı ama ssk’dan alamadıkları yerde de yine dışardan alıyorlardı biliyorsunuz.Dolayısıyla bütçe talimatı diye bilinen yani faturalara esas teşkil eden fiyatalndırmalarda şu anda bağ-kur,ssk,emeklisandığı maliye çünkü onlarda yeşil kartlarla ödeme yapıyorlar maliye ve özel sektör sağlık bakanıyla birlikte bu bütçe talimatı fiyatlarını şimdi yeniden gözden geçiriyoruz daha reel fiyatlar ortaya koyarak bir fiyatlandırma tarifesi yapacağız.

CAN PEKER : Yani bu üç ünitedede bütün fiyatlar standart ve aynı mı olacak?

RECEP AKDAĞ : Şu anda zaten fiyatlar bütce talimatı çerçevesinde ssk kurumu dışında aynı bütçe talimatı bu hizmetlerin fiyatlarını belirlemiş durumda ancak kurumlar belli yerlerden bu hizmeti satın alırker iskontolar istiyorlar mesela benim bakanlığımdan sağlık bakanlığından bağ-kur bu hizmeti alırken şu kadar bana iskonto yapacaksın yaparmısın diyo oturuyoruz anlaşıyoruz ve ben bağ-kur’a iskonto yapıyorum.Yahut emekli sandıığı özel sektörden bir ameliyat hizmetini satın alacağı zaman gidiyo oturuyo bir paket fiyatı koyuyor bu paket fiyata göre bu hizmeti satın alıyor yani belirli iskontolar oluşturmuş oluyor.Ama bu fiyatları şu anda ülkede genel anlamda temel alınacak fiyatlar olarak birlikte belirliyoruz özel sektör kamu sektörü birlikte belirliyoruz

OĞUZ ENGİZ : Aslında hemen ilintili bir soru var bu güne kadar türkiyedeki problem biliyorsunuz devlet bir cebinden öbür cebine koyuyor diye bakıyordu maliye.Yani neydi o,maliye bu sağlık harcamalarını karşılıyor.Devlet memuru öğretmenimiz bir ilde kamu hastanesine gidiyor bunun parası o ildeki ya defterdarlıktan yada ne bileyim şeyden

ÜMİT SEZGİN : Fatura karşılığı evet

OĞUZ ENGİZ : Fatura karşılığı o kurumdan kamu kuruluşundan satın alınıyordu.Ve o kamu kuruluşu diyelim ki bir devlet hastanesi ya da özel ya da üniversite hasatanesi bu ünivestite hastanesinde şöyle bir problem olduğu ortaya çıktı.İşte bayanlara yapılmayacak işlerin bayanlara fatura edildiğini erkekleri yapılmayacak işlerin erkeklere fatura edildiğini

ÜMİT SEZGİN : Suistimal yani

OĞUZ ENGİZ : Ne kadar bariz hatalar olduğunu evet,burdanda bu sistemin rastgele fiyatlandırma faturaların rastgele oluşturulması yani tedaviden bağımsız oluşturulması ve dolayısıyla faturaların şişmiş olmasından bahsedildi ki bundan da sonra belli tedbirler alındı belli yaklaşımlar gösterildi aynı zamanlardada özel sektör de seyirci olarak bakıyordu.Bu hizemte önüne bir fatura gelirse bakıyordu bir safrakesesi ameliyatının kaça çıktığını bir üniversite hastanesinde ve bu safrakesesi ameliyatının devletin maliyesine nekadara yine bir kamu kuruluşuna diğer bir kamu kuruluşuna ne kadara futura edildiğinebaktığımda ya bu maliyetler garip maliyetler,bu kadar nasıl şişirilmiş bu fatura dediğini ve hatta ve hatta bu faturanın üzerine bir de doktora profesör vesayre farkı verildiğini hatta yatak farkı vesayre verildiğini üniversite hastanesi vakıf hastanesi veya kamu direk kamu bunlar görüldü ve bu maliyetlerin altında özel sektör bu hizmeti verebileceğini farketti bunu otoritelerle paylaştı ama burda bir henüz bir olumlu gelişme yok yani özel sektör diyorki gelin şişirmelere izin vermeyelim bu hizmetin karşılığı bilgisayar ortamında doktor,hemşire,ilaç,sarf neyse yazılsın tedavi yöntemi ortaya çıksın bir kere onuda görelim artı bunların maliyetlenmiş fiyatlandırmasınıı görelim ve bu fiyatlarda sizin daha önce satın almış olduğunuz rakamların altında kalacağından eminsiniz diye ortaya çıktı ama buna devlet heralde bir satınalma politikası olarak fazla itibar etmedi

ÜMİT SEZGİN : Ama Oğuz bey ama şöyle bir sıkıntı yok mu?Özel hastanelerde özel sağlık kuruluşlarında maliyet her zaman çok daha yüksek hastalar adına

OĞUZ ENGİZ : Değil efendim değil

ÜMİT SEZGİN : Hastaların ödediği şimdi eğer özel kuruluşlar hastaneler devlete çok daha düşük fiyata verebiliyorsa ya orada zarar edecek ya da vatandaştan çok kar ediyorlar

OĞUZ ENGİZ : Verebiliyor hayır, etmeden etmeden verebiliyor.Bu gün hala verebiliyor bir üniversite hasatanesindeki kalp ameliyatının devlete fatura edilişi ile bir özel hastanededi kalp ameliyatının aynı ameliyatın futura edilişi arasında çok büyük bir fark var.Ünivesite çok yukarıda devlet aşağıda bu en karmaşık ameliyatta böyle ikincisi bir de görünmeyen maliyetler var tabi biz şimdi devlet hastanesinde gidipte diyelim ki iyi bir devlet kalpte uzmanlaşmış bir devlet hasatanesine gidelim burdaki maliyetlere baktığınız zaman bu maliyetlerin içinden çıkılması zaten mümükün değilde içinden çıkıldığında da anormal rakamlar ulaşır ben bu gün söyleyim

RECEP AKDAĞ : Aslında

OĞUZ ENGİZ : 12 milyardan aşağı bir kalp ameliyatının devlet hastanesinden çıkamayacağını görürsünüz global olarak o yıl içinde yapılan harcamaya bakılmalı

RECEP AKDAĞ : Aslında aslında ,özür dilerim kanaatimce bu meseleyi bir özel sektör daha iyi kamu daha iyi tartışmasına dönüştürmemek lazım.

ÜMİT SEZGİN : Evet zaten tartışma o yönde değil maliyetlendirme açısından

LEYLA EZGİ : Yani

CAN PEKER : Maliyetlendirme açısından

RECEP AKDAĞ : Buradaki bütün mesele şudur türkiyede hepimiz kabul ediyoruz karmaşık bir yapı var hizmetlerin satın alınmasıylada ilgili hizmetlerin fiyatlarının belirlenmesiyle de ilgili biraz önce söyledim şimdi sektörel anlamda kamu bileşenleriyle birlikte özel sektör ile birlikte bunları çalışıyoruz ancak bunların çok kolay olduğunu da zannetmeyelim.Yani bir hizmet tanımlayacaksınız bunu bir fiyat belirleyeceksiniz bunların standartlarını koymak zannedildiği kadar kolay değil

CAN PEKER : Değil
bunların standartları konacak 2004 için konuşuyorum yani bütçe talimatları zaten var olan bütçe talimatları biraz daha reel hale getirilecek ama yine süreç içerisinde bunların bazısının şu fiyata değilde bu fiyata yapılması gerektiği ortaya çıkacak böyle böyle bu geleşerek gidecektir.Şu anda bu çalışmanın içerisindeyiz bakanlık olarak biz bunu takip ediyoruz ve bu çalışmanın da içerisindeyiz ben aslında leyla hanımın hep bir sorusu eksik kalıyor aile hekimligine nereden kaynak bulacağımız meselesi

LEYLA EZGİ : O ben ben gene finansmanli ilgili bir soru soruyum.Yani ben bütün konuşmalardan ben şunu çıkarıyorum.Ne kadar paran var ise o kadar sağlık alcaksın gibi bir anlam çıkarıyorum

RECEP AKDAĞ : Hayır hayır yanlış çıkarıyoruz,bunu yanlış çıkarıyoruz leyla hanım bakın

LEYLA EZGİ : Sürekli para konusu geldi.Bireyin hiçbir sosyal güvencesi yoksa sağlığı parayla alacak devlet ne zaman bu hizmeti parasız hale getirecek bütün topluma

RECEP AKDAĞ : Şimdi şu anda ülkemizde insanların büyük çoğunluğu sigortalı yani bu değişik rakamlar var ama biz bu işle ilgili yeni bir araştırma sonuçları elde ettik insanımızın aşağı yukarı yüzde yetmişin in üzeri sigortalı peki sigortalı olmayanlaın bu hizmeti nasıl satın aldıklarına baktığımızda sigortaıl olmayanların ayaktan hizmeti ayaktan satın alırken yani hasatneye yatmadan bir şekilde bu sigortalıların inkanlarını kullanıyor türkiyede böyle gerçekler var bir başkasının karnesi üzerine ilaç yazdırıyor

LEYLA EZGİ : Ama bu gene sağlık bakanlığının eksikliği denetlemeyi demekki yeterince yapamıyor

RECEP AKDAĞ : Müsade edin anlatıcam ber size lütfen, müsade edermisiniz.Tamam Sağlık Bakanlığı’nın eksikligi

LEYLA EZGİ : Evet

RECEP AKDAĞ : Kabul sağlık bakanlğının degil yalnızca bakın işte ssk’nın hastaneleri ssk’nın yıbenim değildiki yani bu sadece sağlık bakanlığının işide değil burada sigortacı kurumlar var sigortacı geri ödeme kurumları bunu takip eriyor etmeye çabalıyor vesaire.Ama bu bir ihtiyaçtanda doguyor bir anlamda biz hükümet olarak neyin peşindeyiz biz bu ülkeye genel sağlık sigortasını getireceğiz zorunlu genel sağlık sigortasını bu zorunlu genel sağlık sigortası üstüne basarak söylüyorum zorunlu olduğunu bir temel sağlık paketini öngörüyor şu an taslağımız hazır çalışma sosyal güvenlik bakanlığımızla birlikte bu taslağı hazırladık.Burada bu sistemde çallışma ve sosyal güvenlik bakanlığı kamu adını zorumlu sağlık sigortacılığı kurumunun sahibi olacak, ödeme imkanı olanlar.

CAN PEKER : Bundan sonra özel sigorta da nasıl giriyor bu kartla

RECEP AKDAĞ : Ödeme imkanı olanlar pirim ödeyecekler ödemem imkanı olmayanlar içinde bugün devlet nasıl yeşil kartlarına şöyle veya böyle sağlık hizmeti vermeye çalışıyorsa

LEYLA EZGİ : Şöyle böyle

RECEP AKDAĞ : Tabi şöyle böyle eksik bir sistem kurulmuş leyla işte bunu düzeltmeye çalışıyoruz

LEYLA EZGİ : Şöyle böyle eksik

RECEP AKDAĞ : Genel sağlık sigortasını oluşturduğumuzda bu primleri devlet bunların adını sigorta fonuna koyacak ve bir genel saglıksigortasıoluşacak şimdi şu endişe yersiz bu hizmeti kamudan veya özel sektörden almanın önemi yok bu hizmeti kamu adına endoğru biçimde gördürmelisiniz bize anayasada bunu söylüyor kamu adına en doğru biçimde gördürmelisiniz kamu adına vatandaşınızın sağlık hizmetine sahip olmalisınız.Biz demiyoruz ki türkiye de bir kamu sigortacılığı olmaasın hastalar işte piyasada kalsınlar işte parası olan gitsin parasıyla yaptırsın biz tam bunun tersini söylüyoruz bakınız bu gün türkiyede mevcut parçalı sistemler yüzünden halkımızın önemil bir bölümü bu hizmeti cebinden yapmaktadır.Türkiyede cepten sağlık harcamalırının 2003 yılı itibari ile nekadar oldugunu biliyormusunuz cepten sağlık harcamalarının.Türkiyede cepten sağlık harcamaları kişilerin sigorta yoluyla yaptıkları sağlık harcamalarını yakın ölçüdedir cebinden insanlar sağlık harcamaları yapıyor hatta sigortalı oldukları halde

LEYLA EZGİ : Evet bunlardan biri benim

RECEP AKDAĞ : Bunlardan biride sizsiniz o halde biz bunun önüne geçmeye çalışıyoruz

OĞUZ ENGİZ : Üçmilyar dolar vardır heralde

RECEP AKDAĞ : Siz insanlara oluşturamayacağınız sağlık kuruluşu ortamıları için oraya gitmeye mecbursun derseniz vatandaş gidiyor bunu cebinden mecburen satın alıyor başka bir çareniz varmı siz sigorta hastanelerinin eski yapısını konuşuyodunuz bakınız sigorta hastanelerinde artık insanlarn randevu sırrası alabilmeye başladılar şimdi biz diyoruzki devlet hastanelerinde sıkışıklık oluyor olucak evet olabilir

LEYLA EZGİ : Hayır ber buraya gelmeden önce ssk’dan randevu almaya çalıştım iki saat telefonun başında bekledim ve gene ben bişey yapamadım

RECEP AKDAĞ : Doğru hala demekki o noktaya gelememişiz kabul ederim.Çünkü o kadar büyük bir kalabalık o kadar küçük bir hastane kalabalığın içine koymuşsunuz ve bunu halletmeye çalışıyosunuz ki işte hala randevu alamadığınız hastaneden biz size diyoruz ki buyrun gelin öteki hasataneden bu hizmeti alaliım

LEYLA EZGİ : Peki

RECEP AKDAĞ : Yani şu hususta Türk halkının kamuoyunun asla bir endişesi olmamalıdır.Şöyle bir imaj ortaya konulmaya çalışılıyor herşey özelleştiriliyor işte parası olan hayır tam tersi tam tersi biz genel sağlik sigortasını getiriayoruz aile hekimligini getiriyoruz herkesin bir hekimi oluyar herkes o hekimi dilediağince seçiyor ve herkesin bu dilediğince seçtiği hekime ödemeleri zorunlu sağlık sigortası yapıyor.

LEYLA EZGİ : Onu

RECEP AKDAĞ : Bu modern çağın gereğidir biz bunu biz bunu deneyeceğiz.

OĞUZ ENGİZ : Şöyle bir şey.Aslinda resim çizdiniz yeni bir

RECEP AKDAĞ : Yani cebinden kimse götürüpte şu parayı vermek zorunda kalmıyor bizin arzuladığımız

OĞUZ ENGİZ : Siz yeni bir hekim modeli çiziyosunuz aslında yani dimi türkiye için yeni bir hekima yani aile yada cp dediğimiz cp modeli zaten varda türkiyede bu olmadığı için siz artık türkiyenin özlenini duyduğu hastasıyla konuşan hastasıyla para ilişkisi içinde olamayan hastasının tıbbi kayıtlarını yazan bunları bir yere rapor eden bunun

ÜMİT SEZGİN : Yirmi dört saat hastasına cevap verebilecek

RECEP AKDAĞ : Evet

OĞUZ ENGİZ : Hastasına cevap veren bir siz bu akşamın heralde bu akşamın en önemli mesajı buydu heralde yeni hekim modeli

RECEP AKDAĞ : Şimdi kaynağı konuşmak lazım ozaman

LEYLA EZGİ : Kaynağı konuşalımda bi kaynağı nasıl yaratacağımısza ımf nasıl mengenesinden çıkacağımıza bi bunu konuşalım ardından bir de ben size hasta hakları ile ilgil bir şeyler söyleyim sadece hasta hakları birimi değil çünkü

RECEP AKDAĞ : Leyla hanım bakın bunları bunları konuşmak bana bu akşam sadece zevk verir niçin biliyormusunuz dün faizler yüzde üç daha düştü

LEYLA EZGİ : Ne güzel

RECEP AKDAĞ : Şimdi evet biz borçlu bir ülkeyiz.Biz borçlu bir ülkeydik halen borçlu bir ülkeyiz anack bu ülkede son üç ayda enflasyon negatif sınırlardarır bunun net anlamı şu biraz öncede söyledim bir ülkenin sağlığını iyileştirmek istiyorsanız bunun ekonomisini iyileştirmek zorundasınız ben bakanlar kurulunda sağlıkla ilgili brifing verdiğim zamanbile bir saat sağlık konuşmuşsak ikinci saatimiz ekonomi konuşmakla geçmiştir ve bu çok sonderece tabidir çünük sağlık hizmeti artık ikibinli yıllarda 21. yy’da ancakpahalı elde edilebilen bir hizmettir yani artık sadece bir steteskopla bir asprinle bir kininle sağlık hizmeti dünyada kimse veremiyor.Artık insanlar kanser olduklarında tedavi olmak istiyorlar artık insanlar beş damarları da tıkalı da olsa baypas ameliyatı olarak yeniden hayata dönmek istiyorlar.Artık insanlar doğumlarını evde herhangi bir ihtiyar nineyle yapmak istemiyorlar.Doğumlarını doğrudürüt bir ortamda yapmak istiyorlar hakları olduğu gibi artık insanlar çocuklarım aşılansın çocuklarım demir eksikliği olmasın çocuklarım d vitamini eksikliği olmasın istiyorlar bu insanımızın en tabi hakkıdır.Dolayısıyla kaynaktan bahsettiğimiz zaman biz bu hususta şu anda en ümitli olma hakkı olan iktidarız en ümütli olma hakkı olan hükümetiz çünkü hakikaten ekonomimiz doğru yoldadır ve ben sağlık bakanı olarak 2004’e daha bir ümitle bakıyorum 2003’te benim bütçem son derece küçüktü 2004’te bu bütçenin daha büyüyeceğine ümit ediyorum.Nasıl büyüyebilir ancak ekonomimiz iyileşirse büyür.Dolayısıyla aile hekimliği müsade ederseniz çok kısaca bir iki cümle ile şu aile hekimliğine bütçe kaynak nereden bulacağız o mesele var

ÜMİT SEZGİN : Evet bi onu verin o soru aradan çıksın evet

RECEP AKDAĞ : Tabiki çıksın çünkü çok önemli.Şimdi aile hekimliği için yeni bir kaynak oluşturmaya gerek yok sigorta sistemleri şu anda nasıl hekimlere muayeneleri karışılığında faturaları karyşılığında para ödüyürlarsa aile hekimleirnede aynı şeyi ödeyecekler.Türkiyede bana 30 bin tane aile hekimi lazım zaten sahada şu an benim genel pratisyenim çalışıyorlar bunlar maaş alıyorlar.Bütün mesele bunların oraganizasyonunu sağlamak halkımızın bu pırıl pırıl genç arkadaşlarımıza güvenecekleri bir sistemi oluşturmaktir.Türkiyede genel pratisyenler artık hekimlik yapmak istemiyorlar niye çünkü genel paratisyenler yalnızca reçete yazan yahutta hastayı sevk eden hekimler olarak algılanmış durumdalar bende yaşadım o yılları altı sene boyunca durmak bilmeyen gece gündüz bilmeyen bir çabanın içerisinde olursunuz ve büyük bir ümitle hekimliğe çıkarsınız bu hekimleriamizin bu ülkede genel pratisyenlik yapmaya aile hekimlik yapmaya ve halkina hizmet etmeye hem hakları var hem de bunu başarabilecek durumdadırlar.Ne yapmalıyız hizmet içi eğitimle onların sahadaki etkinliklerini ve güvenirlikleirni kendileriyle birlikte artırmalıyız bununda alt yapısını şu anda hazırlıyoruz.Bir taraftan mevzuat çalışmalarımız devam ederken bir taraftan hizmet içi çalışmalarımız başlayacak bizim aile hekimliğini yapacak hekimlerin büyük bir çoğunluğu şu anda sahada çalışan pratisyen hekimlerimiz olacaklardır bunlar zaten şu anda hasta muayene ediyorlar reçete yazıyorlar hastalara müdahale ediyorlar.

CAN PAKER : Tecrübe kazanıyorlar

RECEP AKDAĞ : Bu işlerini daha düzenli bir biçimde yapacaklar hastaların kendilerini seçtikleri bir ortamda kendilerini geliştirmeye önem verecekler ve bu arkadaşların hepsi uzman olmak için çabalamayacak biliyorsunuz bir sözleşmeli personel kanunu çıkardık artık hizmet etmeye mecbur değilller dilerlerse gidip başka yerdede çalışabilirler.Ama anadolunun ihtiyaç duyulan yerlerinde bu genç arkadaşlarım bu pırıl pırıl insan aşkıyla dolu arkadaşlarım gidecekler istanbulda kazandıklarından daha çok para kazanacaklar bunun kanunuda yaptık çıkardık şükürler olsun.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Şu anda yönetmeliklerini hazırlıyoruz. Ve anadolu insanınada aile hekimleri olarak hizmet edecekler

ÜMİT SEZGİN : Konuyu siz açtınız sayın bakan aslında bu sözleşmeli doktor uygulaması kanunu çıktı yönetmelikleri hazırlıyoruz dediniz.Uygulama ne zaman başlayacak bir de bu konuda aslında çok sayıda soru işareti var hem doktorların hem kamu oyunun birazda onlara gelelim.Önce bir uygulama tahminen ne zaman başlayacak ne kadar doktor istihdam edilecek bu çerçevede bide belki bir daha tekrarlamakta fayda var sözleşmeli bir doktor nasıl çalışacak koşulları ne olacak o sözleşmenin kısaca özeltlerseniz ondan sonra soru işaretlerine geçelim

RECEP AKDAĞ : Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim sözleşmeil personelle ilgili olarak oluşturduğumuz mevzuatta biz devlet menuru olarak çalışma durumunu ortadan kaldırmıyoruz bu statü yine devam edecek bu statü ile yine devlet memuru olabilecek hekimler, sağlık memurları,hemşire ,ebeler vs olacak.Bunun yanına bir de yeni bir statü getirdik

ÜMİT SEZGİN : Alternatif bir statü

RECEP AKDAĞ : Bu alternatif neresi için ve kim için bu alternatif anadoluda bizim on yıllır boyunca hekim ve sağlık personeli istihdamında zorlandığımız bunu başaramadığınız yereler için oluşturulmuştur.Zaten kanunu adı eleman temininde güçlük çekilen bölgelerde eleman istihdamı için diye böyle başlıyor kanun ne yapacağız örnek vererek söyleyim diyelim ki ben batmanın bir ilçesinde bir köyünde sağlık ocağı hekimi ebe,hemşire tutamıyorum bu asla mümkün olmuyor normal olarak kura ili atasak bile bu kişileri devlet memuru hüüviyetinde kısa bir müddet sonra bir yolunu bularak bu insanlar başka bir yere gidiyorlar nasıl buluyorllar da bunun yolunu ya eş durumu tayiniyle ile veya bir rapor bularak yahut siyasi tavassupla bunu yapıyarlardı.Dolayısıyla bu bölgelerde sürekli olarak çok az sayıda hekim çok az sayıda sağlık personeli bulunmuştur.Belkide bütün cumhuriyet tarihi boyunca en azından son onyıllar boyunca:Şimdi biz bu bölgelerde ihtiyacımız olanb noktaları belirliyoruz.Belirli kıstaslar çerçevesinde buraların gelir durumu buralarda çalışan şuanda mevcut çalışan personel durumu devlet planlama teşkilatının gelişmişlik indeksleri vesayreyle ve buralara has nokta kadrolar ihtas edicez.Yani siz bir ebe olarak bileceksinizki ben erzurumun tekman ilçesinin falanca köyündeki sağlık ocağında çalışmaya gidiyorum önceden bunu kabullenmiş olacaksınız biz orası için sizi sınava sok yani bütün türkiyede bir genel sınav yapacağız aldığınız puanlara görede tercih yerine sizi yerleştireceğiz,daha fazla ücret ödeyeceğiz ama çalışacağınız yer orası olacak

ÜMİT SEZGİN : Çakılı

RECEP AKDAĞ : Çakılı kadro

ÜMİT SEZGİN : Deyimi oradan geliyor evet

RECEP AKDAĞ : Siz oradan kalkıpta ertesi gün falanca milletvekiline falanca bakana falanca efendim il teşkilat yöneticisine falanca işte sivil toplum örgütünün elemanına beni lütfen şuradan aldırın falanca ile göndeirin diyemeyeceksiniz eğer böyle bir arzunuz var ise orada çalışmak üzere başka bir türkiye cumhuriyeti vatandaşına orayı terk edeceksiniz buyrun istediğiniz yerde gidip çalışacaksınız.Sistem böyle çalışacak ve bu biz bununla bu bölgelerde büyük ölçüde eleman eksiğimizi gidereceğimize giderebileceğimize de inanıyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Doktorların büyük bir bölümünün şöyle bir soru işareti var kafalarında bu sözleşmeler birer yıllık yapılacak iş güvencesi anlamında bir sıkıntı bir yılsonra diyelimki oradaki bir baş tabiple anlaşamadı ya da burdaki bir siyasi görüş nedeniyle ankaradaki sağlık bakanlığından birisi dediki hayır bu adamı istemiyoruz bu doktoru bir yıl sonra o sözleşmeyi bir kenara atabilirler iş güvencesi nasıl sağlanacak

RECEP AKDAĞ : Evet şimdi bu statü özel bir statü benim 240 bin tane personelim var bu personel yerinde duruyor durucak ve bu personele devlet memuru olarakta önümüzdeki yıllardada başkalarıda eklenecek ama bura için ben biraz önce rakam söylediniz diyelimki toplam 2003’te 2004’te 20 bin kişi istihdam edicem dikkat ediniz sayının hepsi budur ama buralarda benim bu elemanları istihdam etmem gerekiyor çünkü bu bölgelerde eleman istihdam edilmeli orada çalışmak isteyen bu şartlarda gelicek çalışacak ve hiç kimsede keyfi olarak işinden alınamayacak çünkü kanunu metninde bizzat benim talebimle şöyle bir cümle konuldu.Bakanlık sözleşmeyi sona erdirmek istediği taktirde gerekçesini ortaya koymak zorundarır türk idare mahkemeleri gerekçesiz bir sözleşme sonlandırmasında o kişiyi yerine iade edecektir.Bu kesinlikle böyledir bir gerekçesi varsa makul bir gerekçesi varsa tabiki o zaman sözleşme sonlandırılabilir.Şu anda özel sektörde çalışan binlerce hekim ve sağlık personeli var bunlarda buna benzer bir yapılandırma içinde çalışmaktadırar.Kaldıkı burada bir kanunla bi çok hakları gerekli olan bütün hakları tesis edilmiş çerçeveleri çizilmiş bir statü çizmiş oluyoruz ve tekrarlamak istiyorum bütün sağlık personelini biz sözleşmeli sağlık personeli falan yapmıyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Varolan sistem

RECEP AKDAĞ : İhtiyacımız olan yerlerde bunları yapıyoruz yapacağız.

ÜMİT SEZGİN : İzin verirseniz bir reklam arası daha verelimde ondan sonra bu konuda birkaç sorum daha var sanıyorum sayın konuklarımızın da sorusu olacak.Evet efendim bir reklam aramız daha var.

ÜMİT SEZGİN : Gölge kabine toplantısına tekrar hoşgeldiniz.Sayın bakan aslında bu çakılı sözleşme konusunu açmıştık. Orda iki sorum daha var.

RECEP AKDAĞ : Evet.

ÜMİT SEZGİN : Bunlardan bir tanesi, şimdi bu tür bir sözleşmesi olan bir doktorla, olmayan bir doktor, aynı hastanede, aynı sağlık kuruluşunda yan yana görev yapacaklar ama çok farklı ücretleri olacak, belki iki kat olacak, bilmiyorum sizin hesaplamanızda nasıl? Biz bir hesaplamıştık. 4-5 milyara kadar çıkabilecek bir doktorun ki, bu doktorlar arasında bir ücret farklılığı sorun yaratmayacak mı? Birde sözleşmeli çalışacak doktorlarla ilgili olarak emeklilik gibi sosyal haklar konusunda garantiler, nasıl yürüyecek? Nasıl işleyecek? O konuda garantiler var mı? Buda başka bir soru işareti.

RECEP AKDAĞ : Evet, önce ikincisinden başlayayım. Kanun metni okunduğunda açıkça görülür, görülecektir ki, emeklilikle ilgili bütün haklar bakidir.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Yani, kişi sözleşmede geçirdiği bütün süreyi emekliliğinde bulacaktır.

ÜMİT SEZGİN : Emekliliğine saydırabilir, evet,

RECEP AKDAĞ : O hususta en ufak bir sıkıntı yok. Diğer kısma gelince, yani

ÜMİT SEZGİN : İki farklı ücret, aynı ………. çalışalım

RECEP AKDAĞ : İki farklı, şimdi bir defa, ücretler arasında ciddi uçurumlar olmayacak.Onu söyleyeyim.

ÜMİT SEZGİN : O zaman gitmezler.

RECEP AKDAĞ : Müsaade edin. Yani; hemşire, ebe, pratisyen hekim konusunda ciddi uçurumlar olmayacak.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Mutlaka sözleşmeli biraz daha kazanma durumunda olacak. Birde biz bu sözleşmelileri daha çok, eleman istihdam edemediğimiz köylerde, beldelerde ve küçük ilçelerde kullanacağız. Dolayısıyla buralardaki elemanlardan arzu edenleri il merkezlerine başka yerlere de çekeceğiz. Bir defa onu yapıyoruz, yani -Efendim ben burada çalışıyorum, az ücret alıyorum, niye yanımdaki daha çok ücret alıyor? İstersen seni başka yerde yerde çalıştıralım diyeceğiz, bu bir. İkincisi, aradaki büyük fark öngördüğümüz, gelir açısından, büyük fark öngördüğümüz kısım uzman hekimlerdir.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Şu anda bir uzman hekim 1 milyar Türk Lirasına yakın bir maaş almaktadır. Bu ma…

ÜMİT SEZGİN : Sözleşmeli

RECEP AKDAĞ : Sözleşmeli de 2 buçuk milyar Türk Lirasına kadar bir maaş alabilecektir. Üst sınırı konuşuyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Ayrıca iki maaş i, ödül alma şansı da vardır, buradan da bir şeyler alacaktır. Ayrıca, döner sermayeden de alacaktır.

ÜMİT SEZGİN : Döner sermayeden, evet. Yani 5 milyara kadar çıkabilir.

RECEP AKDAĞ : Çıkabilir, çıkabilir

ÜMİT SEZGİN : Şansı yerinde ise, evet,

RECEP AKDAĞ : Çalıştığı yere göre bu rakamları yakalayabilir. Kendi çalışma temposu ve performansıyla alakalı olarak,

ÜMİT SEZGİN : Evet, evet, evet

RECEP AKDAĞ : Ancak orda bir incelik var. Hekimlerimizin, uzman hekimlerimiz de dahil olmak üzere, bu statüdeki hekimlerimizin muayenehane açma hakları yok. Bunlar full time çalışıyorlar. Full time çalışacaklar. Dolayısı ile, siz uzman hekimsiniz, part time çalışıyorsunuz, maaşlı olarak, muayenehane açıyorsunuz. Ama yanınızdaki hekim, full time çalışıyor, muayenehane açmıyor, bizde ona daha fazla para veriyoruz. Böylece, kamuda çalışmayı, kamuda full time çalışmayı, kamuda sağlık hizmeti vermeyi, özellikle ihtiyacın çok olduğu bu bölgelerde özendirmiş oluyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Peki, bununla ilgili benim son bir sorum var daha sonra sözleri, sözü sizlere bırakacağım. Çok gelen eleştirilerden bir tanesidir, daha doğrusu şüphelerden bir tanesiydi,bu yolla bir kadrolaşma planının uygulanacağı, bu yolla, işte belli bir dünya görüşünde veya sizin partinize yakın insanların istihdam edileceği yolundaydı. Bunu da ben sormuş olayım, bu soruyu size.

RECEP AKDAĞ : Bu soru için çok teşekkür ederim.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Aslıda bunu meclis komisyonunda, meclis kürsüsünde

ÜMİT SEZGİN : Evet, defalarca dile geldi ama,

RECEP AKDAĞ : Defalarca anlattım ama mutlaka NTV ekranından kamu oyuna anlatmak çok büyük faydası var.

ÜMİT SEZGİN : Sağ olun.

RECEP AKDAĞ :Ben size söyleyim, siz ne kadar kadrolaşacağımıza karar verin.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Bakınız, şimdi burada, hekimler, uzman hekimler, diş hekimleri ve eczacılar kura ile atanacaklar. Noter huzurunda çekilecek kura ile.Burada benim kadrolaşma şansım var mı? Siz hekimsiniz,

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Efendim, Siirt’ in Pervari ilçesine biz hekim kadrosu açtık. Müracaatçıların içinde sizde varsınız, bende varım, 5 kişi varız. Kura çekildi, ……… tür kura çektik,

ÜMİT SEZGİN : Bunda sınav yok mu?

RECEP AKDAĞ : Hayır, hekimler için sınav yok.

ÜMİT SEZGİN : Hekimler için sınav yok

RECEP AKDAĞ : Kura çektik ve oraya bir kişi gitti noter huzurunda. Burada bir kadrolaşma şansımız var mı?

ÜMİT SEZGİN : Burada kararı kamu oyuna bırakalım

RECEP AKDAĞ : Kamuoyuna bırakalım

ÜMİT SEZGİN : Evet, evet

RECEP AKDAĞ : Peki gelelim diğer sağlık personelimize. Bunlara bir merkezi sınav yapacağız. Yani ÖSYM’ ye veya Milli Eğitim Bakanlığına bir merkezi sınav yaptıracağız.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Bu merkezi sınavda aldıkları puanlara göre tercih yerlerine yine merkezi olarak yerleştirilecekler.Hepsi bundan ibaret.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Dolayısı ile biz aslında burada, bu meseleyi kurumsallaştırmış oluyoruz. Bakınız, ondan sonra da, o kişiyi, sözleşme yaptığınız çakılı noktadan almak hususunda ben Sağlık Bakanı olarak, ben bile yetkili olmayacağım.Yani, seni buradan alıyorum, falan yere veriyorum,

ÜMİT SEZGİN : Ancak gerekçe göstererek,

RECEP AKDAĞ : Hayır, gerekçe gösterek de onu yerinden alamam.

ÜMİT SEZGİN : Sözleşmesi geçerli …………, evet,

RECEP AKDAĞ : Bir sene boyunca o, oranın sözleşmelisidir.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Bir sene sonunda sözleşmesinin devam edip etmeyeceği hususunda eğer, kendisi istemiyorsa zaten bırakacaktır.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Kendisi istemiyorsa, sözleşmenin yarısında da bize önceden haber verme koşuluyla bırakabilecektir. Sözleşmenin sonunda eğer iki tarafta sözleşmeye razı ise zaten otomatikman, süre devam edip uzayacaktır.Bakanlık tarafı, gerekçe gösterebiliyorsa o zaman ancak sözleşmeyi sonlandırabilecektir. Gerekçesiz olarak sonlandıramayacaktır.

ÜMİT SEZGİN : Bu konuda talep,

RECEP AKDAĞ : Dolayısı ile bu bir kurumsallaşmadır, biz

ÜMİT SEZGİN : Evet, evet, anladım kadrolaşma değiliz,

RECEP AKDAĞ : Aslında kadrolaşmanın önünü alıyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Anlıyorum. Peki efendim, bu konuda bir talep var mı? Çünkü iki görüş var. Bir, kimisi, kimi görüş diyor ki, mümkün değil bu kadar doktor veya en azından sağlık çalışanı başvurmaz.Bir de, çok daha fazlası başvurur, işte bir, daha önce devlet memurları sınavı yapılmıştır,onun gibi bir sürü çok sınav kazanmış, onun gibi göreve getirilmeyen isimler olur deniyor. Size gelen bilgiler ne yönde? Talep ….

RECEP AKDAĞ : Şimdi sağlık çalışanları konusunda çok ciddi bir talep olacağını biliyoruz. Hekimler ve uzman hekimler konusunda taleplerimizin büyük ölçüde karşılanacağını düşünüyoruz. Çünkü, devlet memurluğundan, sözleşmeli kadroya geçenler için diledikleri anda devlet memurluğuna dönüşlerini de kolaylaştırdık kanunda.

ÜMİT SEZGİN : Anladım

RECEP AKDAĞ : Yani, şu anda siz devlet memuru olarak çalışıyorsunuz ama dediniz ki ben gideyim, falanca yerde uzman hekim olarak daha iyi kazanırım, orda hizmet edeyim

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Buradan geriye dönüşünüzü de kolaylaştırdık. Onun için bu kadroları büyük ölçüde doldurabileceğimize inanıyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Evet, abi ne diyorsunuz siz?

OĞUZ ENGİZ : Avrupa Birliği ile ilgili önemli bir gelişme dikkatimi çekti. Sayın Bakana o konuda ilgili bir soru sormak istiyorum bende. Şimdi Selanik zirvesine gözlemci ülke olarak katılıyoruz biz.2008′ e kadar da Avrupa Komisyonunun ilgili komisyon üyesi David Brain, yani sağlık işlerinden sorumlu komisyon üyesi de, Türkiye’ yi davet ettiklerini, ve bu davet neticesinde 2008′ e kadar süren süreçte, Avrupa Birliğine aday üye ülkeler, ki Türkiye’ de buların içinde kabul ediliyor.Artı, üye olmayan, Norveç, Lihten Sthin, İzlanda, İsviçre gibi ülkelerinde katılacağı bir Avrupa sağlık ……………….., halter herhalde programın adı.Ona biz katılacağız.2008’e kadar bir taraftan da bu çalışmalar da devam edecek. Avrupa Birliğine uyum süreci içince, ek bir çalışma olarak zannediyorum. Şimdi burada bizim hastanelerimiz var. Yani yüzyıllık da olanları da var ama bunların çoğu aşağı yukarı, 60 yıllık, 50 yıllık diye geriye doğru, yakın zamana doğru geliyor. Bunların alt yapıları, bırakın Avrupa standartlarını, yani bir standarttan bahsetmemiz mümkün değil. Tıbbi gaz sistemine gidiyorsunuz, bakıyorsunuz, korkunç birer bomba adeta, yani özel sektörle veya Avrupa standartlarıyla karşılaştırdığımızda, tıbbi kayıt sistemine gidiyorsunuz, tıbbi kayıt sistemi var yada yok o hiç belli değil. Hasta güvenliği konusu ki, ……….. dediğimiz konu, tamamen bir tarafta. Bunlar tabi size adledilecek şeyler, sorumluluklar değil belki ama sonuçta şu anda çözülmesi gereken. Yönetim sistemleri keza öyle Avrupa’dan çok farklı. Tıbbi sarf, cihaz konusuna bakıyorsunuz, burada da ciddi bir karmaşa var. Ondan sonra ilaca geliyorsunuz, ilaçta veri koruma hak götüre. Ondan sonra üst kurullardan bahsediliyor. Bunlar, üst kurullarımız iyi çalışmıyor, hep yük Sağlık Bakanlığında devlette. Koruyucu hizmet diyorsunuz, koruyucu hekimlik diyorsunuz, Avrupa bu konuda çok ileride. Çünkü Avrupa bugün kanserde olsun, kalp sağlığında olsun, enfeksiyon hastalıklarında, bulaşıcı hastalıklarda olsun, ciddi mücadeleler halinde, içinde ve Sağlık Bakanlıkları her birimde otorite.

ÜMİT SEZGİN : Yani alanında da çok ciddi bir uyum paketi gerekiyor.

OĞUZ ENGİZ : Evet, yani geliyor.Örneğin biz biliyoruz ki sizin mesela sars, sars hastalığındaki çalışmanız herhalde dünyada başka bir örneği yoktu.Biz kişisel olarak sizi bu konuda çok başarılı bulduk ve takdir edilecek bir konu.Kanser savaşla ilgili çok değerli bir daire başkanımız var orda mükemmel işler yapılıyor. Ama biz istiyoruz ki,sağlık bakanlığı otorite olsun. Yani her konuda danışılacak, konuşulacak ve orada da böyle kadroların olması tabiki. Şimdi bunlar var. Bir de etkin birinci basamak hekimlik, halka bunu çok önemsiyor ve bunların hepsini sağlık bakanlığının yapmasını da bir anlamda bekliyor gibiyiz. Şimdi bunların hepsinin altından sağlık bakanlığı kalkabilecek mi?

RECEP AKDAĞ : Biraz önce söyledim ben aslında,

OĞUZ ENGİZ :Bunlar çok ciddi yük.

RECEP AKDAĞ : Bakın, biraz önce söyledim. Bütün bunlar eğer hepsini sağlık bakanlığı kendi bürokrasisiyle, kendi elemanlarıyla yapacağım derse, yapılamaz.

OĞUZ ENGİZ : Efendim, 4 yıl sonra,

RECEP AKDAĞ : Ancak, ancak,

OĞUZ ENGİZ : Dediler ki bize, sağlık bakanlığı hastanelerinin % 80′ i standartlar dışındadır. Kapatılması gerekir. Hasta kabulu mümkün değildir denildiğinde biz ne yapacağız?

RECEP AKDAĞ : Şimdi bunu demezler bakın. Bu bir süreç. Şimdi biz bu süreci başlatıyoruz.

ÜMİT SEZGİN : Bunu demek herhalde Türkiye’de insanlar ölsün demek yani bu kadar hastaneyi kapamak çok zor.

OĞUZ ENGİZ : Hayır, hayır, demek değil, bugünden tedbirini alın demek.

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : Bakın ben bir şey söyleyim. Bu bir süreç. Avrupa Birliği bunu, bize bugünden yarına, bunların hepsini bitirin demeyecektir. Ancak bizim de onlara söyleyeceğimiz şeyler var. Biz bu süreç içinde onlardan da destek alacağız, ilgili fonlardan da destek alacağız. Kendi imkanlarımızı da kullanacağız. Benim planlamamda, arkadaşlarımla aylar boyunca planlamada ortaya çıkardığımız bazı sonuçlar var. Bakın Türkiye’ nin kaynaklarını iyi kullanırsak önümüzdeki yıllarda bunları biz başarabilecek durumdayız. Ama hangi kaynaklarla? Kamu kaynaklar mı? Özel sektör kaynaklar mı? Şimdi kamudan bahsedelim. 2003 yılı DPT programında 1 Katrilyon 200 Trilyon liralık yatırım görünüyor. Sağlık alanında. Biz bütün Türkiye’ de 81 ilde bizzat yetiştirdigimiz elemanlarla bir envanter çalişmasi yaptik. Neyimiz var elimizde, hangi yatirima, nerede ihtiyacimiz var? Neyi, nerede yapmaliyiz?

ÜMİT SEZGİN : Saglikli sonuçlar geldi mi?

RECEP AKDAĞ : Elbette, bakin sonuçlari söyleyecegim size. Ilk sonuçlar, şu anda analizini yapmakta oldugumuz, ilk sonuçlarin kaba degerlendirmeleri, ilk degerlendirmeleri sonucunda, bu yatirimlarin yaklaşik yariya yakinini finansal yük açisindan gereksiz gördük ve bu sene biz DPT ‘ ye böyle bir teklifle gideceğiz. Diyeceğiz ki, şu 600 Trilyon liralık yatırımı programınızdan çıkarın. Niçin? Çünkü bunların birisi çok iyi bir hastanesi bulunan bir yerin yanında, bir ilçede yanında başka bir sağlık kuruluşu yapmaya çalışıyor, bu yatırım, planda. Sıfır seviyesinde veya % 5-10 yapılmış yatırımlar.

ÜMİT SEZGİN : Yapılanları ne yapacaksınız?

RECEP AKDAĞ : Şimdi onu anlatacağım. Şimdi onu çıkaracağız. Ama biz bu 600 trilyonluk tasarrufun sonunda DPT’ ye şunu söyleyecegiz. Şimdi biz gerçek ihtiyacimiz olan yatirimlari yapmaya yöneliyoruz. Yani benim falanca yerde bir hastanem var bu hastanem artik bitmiş. Bunu burada bir hastane olarak sayiyoruz ama bunun yenisini yapmamiz lazim. Bunu bir planlama içerisindeyiz. Yapilanlari ne yapacaksiniz?

OĞUZ ENGİZ : Bina kaba inşaat çikmiş mesela veya arsada temel atilmiş.

RECEP AKDAĞ : Şimdi çok küçük olanlari birakiyoruz. Bunlarda ihtiyaç varsa, başka saglik, başka kurumlara verebilecegimiz varsa belli bir seviyeye gelmiş olanlari onlara veriyoruz. Ama öyleleri var ki yapilmiş, 3000 kişilik bir kasabada 100 yatakli bir hastane yapilmiş, valla altina bir tekerlek koyup da Istanbul’ a getirmek istiyoruz ama böyle bir şansimiz yok. Bunlar için ülkenin kaynaklarini heba etmişiz. Ama bundan sonra bu çeşit harcamalari yapmayacagiz.

OĞUZ ENGİZ : Oralardan bir baski gelecek mi? Bu yatirimlari tamamlayin diye Oralarin vekillerinden.

RECEP AKDAĞ : Hayir, şimdi % 80′ e, 85′ e, 90’a gelmiş bir binayi mutlaka zaten tamamlamak zorundasiniz. Yani en azindan bir çatisini kapatacaksiniz, yarin başka bir amaçla kullanilabilir.Böyle bitmeye yakin binalari bitiriyoruz. Ancak rakamsal olarak söylüyorum tekrarlamak isterim 600 trilyon lira civarindaki bir miktari biz bu sene yatirim programindan DPT’ yle çalışarak kesin rakam ne olur, şu anda söyleyemiyorum, yaklaşık rakam söyledim, programdan çıkarıyoruz……..

ÜMİT SEZGİN : Bu yatırımlar da büyük oranda belli galiba değil mi? Sayın bakan,

RECEP AKDAĞ : Evet şu anda belli

ÜMİT SEZGİN : Çıkarılmasını istediğiniz yatırımlar,

RECEP AKDAĞ : Tabi, tabi şu anda belli.

ÜMİT SEZGİN : Plandan çıkarılması,

RECEP AKDAĞ : Şu anda, şu anda belli belli.

ÜMİT SEZGİN : Yeni yatırımları da plan, hazırlıyorsunuz

RECEP AKDAĞ : Yeni yatırımları da, Önümüzdeki yıllar için,gündeme getireceğiz.

ÜMİT SEZGİN : Envantere göre. Oğuz beyin, Oğuz beyin dediği gibi bir takım,

RECEP AKDAĞ : Yani ihtiyaç olanları gündeme getireceğiz.

ÜMİT SEZGİN : Siyasi itirazlar gelecektir size ama bunu da herhalde göğüslemeye hazırsınız.

RECEP AKDAĞ : Bakın,

ÜMİT SEZGİN : Ben başka bir konuya geçmek istiyorum, aslında

LEYLA EZGİ : Ben biraz soru sormak istiyorum, izin verirseniz sayın bakana,

ÜMİT SEZGİN : Tamam bende sizin sahanıza giriyorum,insan haklarına.

LEYLA EZGİ : Peki

ÜMİT SEZGİN : Bir sürü şey söyledik, akşamdan bu yana benim hep beklediğim bir konu var,aslında bu göreve ilk geldiğiniz günlerde dile getirdiniz, bıçak parası denen uygulamaya savaş açtım. Buna kesinlikle karşıyım dediniz. Bu konudaki mücadelenizde nereye geldiniz? Bir envanter, bir rakam verebiliyor musunuz bize? Bu konuda atılmış adımlar var mı? Tam ordan da Leyla hanıma, daha sonrada burada devam edelim,

LEYLA EZGİ : Tamam, ben devamını getireyim isterseniz. Bununla ilgili,

ÜMİT SEZGİN : Ya bir cevabı alalım, sonra size,

LEYLA EZGİ : Bunun devamı, aynı paralelde

ÜMİT SEZGİN : Peki, buyrun.

LEYLA EZGİ : Bıçak parası var gene, SSK ve hastanelerinde, hastalarımızdan gelen şöyle bir şikayet var. Hastane, özel, doktorun özel muayenehanesine gitmeden SSK’ dan hizmet alamıyoruz. Mesela bununla ilgili ne yapacaksınız?

RECEP AKDAĞ : Evet,

LEYLA EZGİ : Yine, devlet hastanesi, üniversite hastanesi, SSK hastanelerinde mutlaka bir derneğin, bir vakfın, bağız makbuzu aldığı altında paralar toplanıyor. Bunlarla ilgili ne yapıyorsunuz.Gene, gene hastanelerden, artık, bizde ötenazi yasak yasal olarak ama hastanelerde bu hastaya artık bizim yapabilecek bir şeyimiz kalmadı,son günlerini yaşıyor alın evinize götürün, deniyor ve bu bir pasif ötenazi değil midir? Bu tür hastalara ne yapacağız? Yada artık bu hastanın bakacak hiç kimsesi yok, hastanede yatıyor, gene, yada çıkacak halde değil hasta ama o yatağa hastanenin ihtiyacı var başka bir hastayı yatıracak, git tedavini artık evinde ol diyor, böyle hastalar, bu tür şeylere nasıl çözümler bulmayı düşünüyor bakanlığınız?

ÜMİT SEZGİN : Evet.

RECEP AKDAĞ : Şimdi, müsaade ederseniz,

ÜMİT SEZGİN : Estağfurullah.

RECEP AKDAĞ : Sağlıkla ilgili bir konuda savaş kelimesini kullanmayalım. Yani bıçak parasına, savaş açmadık ama halkımızın kamu hastanelerinde, sigortası olan vatandaşlarımızın veya imkanı olmayan vatandaşlarımızın hekimlerimize para vermek zorunda kalmasını istemiyoruz. Çünkü halkımız bu parayı verebilecek maddi güce sahip değil. Yani,

ÜMİT SEZGİN : Buradan, parası varsa versin mi? Çıkıyor efendim.

RECEP AKDAĞ : Hayır, … , parası varsa, çok zenginse, götürür, özel sektörden de bu hizmeti zaten satın alır. Böyle bir sıkıntı yok.

ÜMİT SEZGİN : Zaten özel sektörden değil biz şu anda kamudan bahsediyoruz.

RECEP AKDAĞ : Tabi, yani şimdi kamuya, kamu hastanesine giden vatandaşımız, şu gün için konuşuyoruz, sigortası olduğu için oraya gitmektedir. Sigartadan kastımız sadece SSK değil, sağlık sigortası olduğu için bu kamu hastanesine gitmektedir veya imkanı yoktur gitmektedir işte. Daha sonra gider yeşil kart alır, falan.Dolayısıyla bu vatandaşımızın ödeme gücünün sınırlı olduğu, kısıtlı olduğu açıktır.

ÜMİT SEZGİN : Evet.

RECEP AKDAĞ : Herhangi bir şekilde, hiç kimse, bu vatandaşımızdan, hanımefendinin söylediği gibi, muayenehaneme gel, gelirsen hizmet alırsın dememelidir. Hiç kimse, seni ameliyat yapacağım ama şu kadar para verirsen ancak bu ameliyata ben girerim, yaparım. Yoksa, valla dememelidir, diyememelidir. Şimdi buna ne yapacaksınız? Sorusu aslında cevaplandırılması çok da kolay bir soru değildir. Bunu ne yapabiliriz? Bakın, buna şunu yapabiliriz. Birincisi; hastanın hekimini seçmesi sağlamalıyız. Baştan beri söylediğim gibi. Siz eğer iki tane hekimi bir polikliniğe koyarsanız, hastaya da; sen ancak bu hastaneye gidebilirsin, burada hizmet alabilirsin, önüne kim çıkarsa ondan hizmet almak zorundasın derseniz bunun önünü açmış olursunuz. Ama tersine sen buradaki hekimlerden birini seç dediğinizde bunun önünü alabilecek enstürümanlardan birini kullanıyorsunuz demektir.Yani bununla önünü alırsınız demek istemiyorum.

ÜMİT SEZGİN : Anlıyorum.

RECEP AKDAĞ : İkincisi, döner sermaye kanununda yaptığımız, yapmayı öngördüğümüz değişikliklerle, ki bunun pilot uygulamalarını Bolu’ da yaptık, Şişli Eftal’ de yapıyoruz. Bu uygulamalarla da hastanın bu seçiminden dolayı, hekimin kazancının artmasını öngörüyoruz. Yani bir hastayı, bir hekimi, ne kadar çok hasta seçmişse, o hekimin döner sermayeden, maaşının üzerine alacağı pay o kadar artmalıdır. Bunun önünü açıyoruz. En azından, daha çok çalışan, daha çok gayret eden, kamuda daha çok hizmet üreten insanların kamunun içerisinde kalarak daha çok kazanmasının önünü açıyoruz. Bu da ikincisidir.
Üçüncüsü bu işle ilgili olarak, kararlı bir biçimde bu meselelerin üstüne gitmelisiniz. Bunun içinde bir defa kamuoyuna açıkça sağlık bakanı olarak ben şunu ilan ediyorum. Bu hususta hangi idarecimiz olursa, önüne gelen her türlü başvuruyu dikkatle değerlendirmek zorundadır. Değerlendirmiyorlarsa vatandaşlarımız bize başvuracaklardır. Yani, benim başhekimim, benim, il sağlık müdürlüğüm bu hususta vatandaşımı korumak durumundadır. Benim valim, eğer mahallinde bunu sağlamıyorsa, vatandaşım, size bahsettiğim 184 numaralı hattı bunun için oluşturuyoruz,

ÜMİT SEZGİN : Evet

RECEP AKDAĞ : O zaman benim bakanlığıma müracaat edecek ve açık net olarak söylüyorum. Böyle bir durumda da biz mutlaka meselenin üzerine gideceğiz, gitmeliyiz. Şimdi, böylece halkımız,bir defa devletinin, hükümetinin, sağlık bakanlığının bu meselede mutlaka kendi arkasında olduğunu hissetmelidir. Çünkü sağlık öyle bir konudur ki, eğer bu güveni hissetmezseniz, sizden böyle bir talep, size böyle bir talep yapıldığında bunu boynunuzu bükerek karşılamak zorunda kalırsınız. Çünkü canınızı emanet edeceksiniz. Ancak bunun yanında şunu da söylememiz lazım. Aslında hekimlerimizin çok önemli bir bölümü, hakikatten ülkede sağlık sisteminin yerine oturmamışlığından dolayı çok ciddi anlamda fedakar bir hizmet vermektedir. Bu bütün, birçok toplantıda, birçok programda ben bunu ifade ettim. Bu şekilde vatandaşımıza hizmet eden hekimlerin sağlık bakanı olarak benim başımın üstünde yeri vardır. Yani sözümüz onlara değildir. Her kim zor durumda olan, muhtaç durumda olan vatandaşımızdan böyle talepte bulunuyorsa sözümüz onlaradır. Sonuna kadar bunlarla mücadele edeceğiz ama bu bilinci birlikte uyandırmalıyız. Yani bu sadece sağlık bakanının kendi başına çözebileceği bir sorun değildir,

ÜMİT SEZGİN : Evet.

LEYLA EZGİ : Nasıl yaptırım uygulayacaksınız sayın bakan ve diğer sorularım

ÜMİT SEZGİN : Şimdi izleyici,

RECEP AKDAĞ : Bunun yaptırımı çok açık. Yani bir kişi hakkı olmadığı halde, hastasından, bir kamu kuruluşunda bana şu kadar para verirsen seni ameliyat ederim derse bu Türk ceza kanununa göre çok ciddi suçtur.

LEYLA EZGİ : Tamam.

RECEP AKDAĞ : Yeterki bunu ispatlayabilin. Çok ciddi suçtur hemde. Yani bu kişinin mesleği ile ilgili ciddi bir sorun ortaya çıkarır. Dolayısıyla bu meseleyle adli merciler ilgilenecek ve gereğini yapacaktır.

LEYLA EZGİ : Ama bu, bu

RECEP AKDAĞ : Biz bu husustaki mücadeleyi,

ÜMİT SEZGİN : Siz bu husustaki mücadeleyi başlattıktan bu yana kaç örnek yaşandı? Yada yaşandı mı?

RECEP AKDAĞ : Valla bu örnekleri doğrusu toplamış değiliz ama bu hususta hakikatten adliyeye intikal eden vakalar oldu. Ancak söylediğim gibi bu bir toplum bilincidir. Bu bir halk bilinçlenmesidir. Bu talebin karşılığında halkımız ama hep birlikte, hayır bu parayı ben ödeyemem. Bu parayı ödemek zorunda değilim derse, bu mesele çözülür. Yani ben meselenin asıl çözülmesi gereken noktasını bu şekilde görüyorum.

LEYLA EZGİ : Bu hangisidir?

ÜMİT SEZGİN : Evet.

RECEP AKDAĞ : Biz halkın arkasındayız bu meselede. Sonuna kadar arkasındayız. Sonuna kadar arkasında kalacağız.

OĞUZ ENGİZ : Bu, Türk tabipler birliğine çok büyük görev düşüyor. Çok büyük, en büyük takipçisi orası olması lazım. Sağlık Bakanlığının birinci derecede takip edipte, hekimleri kendine hani, bir anlamda düşman hale getirilmesinden bir anlamda kaçınılması lazım. Türk tabipler birliğinin birinci derecedeki vazifesi serbest hekimlik ve kamuda çalışan tüm hekimlerin reontolojiye, tıbbi etiğe, meslek anlayışına bağlı kalmalarını garanti altına almak. Gerektiğinde de gerekli şeyleri, mesleki cezaları, şey yapmak.

LEYLA EZGİ : Peki ben,

CAN PAKER : Sayın bakan, ben bir, iki tane …… şeye geldik, sistem çarpikliklari ile ilgili.

RECEP AKDAĞ : Buyurun.

CAN PAKER : Bunlara geldik. Iki tane sistemde çarpiklik oldugunu zannettigim konuya gelmek istiyorum. Birincisi bu ilaç firmalarinin tabi, doktorlarla olan ilişkileri.Işte onlar, biliyorsunuz ilaç firma, kendi ilaçlarini, tavsiye etmek üzere, bildigimiz, bilmedigimiz birçok promasyon usulü kullaniyor. Ve bunlar esasinda sifir maliyette sayiliyor. Ve bunlar işte, yurt dişi seyahatlerinden işte şeye kadar her şey var. Acaba diyorum, her iki taraf için de rahatlatici bir şey olarak, ilaç firmalari verdiklerini gider yazabilse, doktorlar da bunlari gelir yazabilse.Yani mesela bir ilaç tanitacak degil mi? Bir saatini kullaniyor. Onu bir saatlik vizite ücreti olarak öngörse,

ÜMİT SEZGİN : Degişik bir öneri oldu bugüne kadar bu söylenen

CAN PAKER : Evet yani, hayir, ben, ben tabi bir sivil toplum ve olayin uzmani olmayarak bakiyorum. Ama bu şekilde,

ÜMİT SEZGİN : Bu güne kadar tabi hep yasaklama önerileri, aman vermesin diye siz şimdi ilk defa versinler, bunu,

CAN PAKER : Hep yasaklama ama bunu serbest, bunu serbest biraksinlar. Iki taraf da çok rahat etsinler, acaba,

OĞUZ ENGİZ : Ama problemin kamuda oldugu biliniyor. Yani vizite ücreti talep edemeyecek bir yapinin içinde bu problemin yogunlukla oldugu bilindigi için bu tam geçerli olmuyor. Muayenehane hekimlerinde böyle bir problemin,

RECEP AKDAĞ : Ya, aslinda özel sektörde de olabilir de, bu problemi ne kadar çözer bilinmez.

CAN PAKER : Mutlaka, ama yani orada ben çok şey görüyorum. Ilaç firmalari yogun şekilde doktorlarin, bunu mu çözer? başka şey mi çözer? Bilmiyorum ama bunun legalize edilecek bir yolu olsa gerek çünkü yogun bir şekilde ilaç firmalari tabiplere, doktorlara, dogal olarak kendi ilaçlarini empoze etmeye çalişiyorlar. Bunun bir gelir gideri var. Bunun maliyeti var. Bunu niye gelir gider olarak yazmiyoruz diye geliyor aklima, bir.Ikincisi de, bu sosyal sigortalar kurumunun geç ödeme meselesi. Sosyal sigortalar kurumu aldigi ilaçlari veyahutta bir tibbi cihazi fevkalade geç ödedigi için, fiyatlarda ona göre veriliyor. Iki misli, üç misli olarak veriliyor Sosyal Sigortalar Kurumu’na. E bir şeyde bir ekonomik dünyada fiyatlar iki misli üç misli verilirse burada yolsuzluk demeye dilim varmıyor ama tabii yolsuzluk da diyebilirsiniz. Çarpıklığa yol açıyorsunuz. Çünkü hiç bir ölçüsü kalmıyor. Üç misli fiyat veriyor adam. Niye?Çünkü ödemiyor nasıl olsa diye. Burada ne düşünüyorsunuz?

ÜMİT SEZGİN : Bir üçüncü bu konu ile ilgili bir üçüncü soru ekleyeyim. Bu ilaç alımı ile ilgili ihale kanununu kapsamından olması ne gibi sıkıntılar yaşattı? Oradaki sıkıntılar nelerdir?

LEYLA EZGİ : Bu ilaçla ilgili bir de ben bir soru ekleyeyim. İlaçta ve sağlıkta KDV’yi ne zaman 0’a indireceksiniz?

ÜMİT SEZGİN : İndirebilecek misiniz? Bunu ben soracaktım ama?

RECEP AKDAĞ : Evet. Güzel sorular. Şimdi aslında bir önceki soruya dönmeliyim. Yani dernek ve vakıfların hastane içindeki faaliyetleri. Bu husuta ben bütün bakanlık hastanelerine bir talimat, bir genelge göndermiş durumdayım. İlgili eğitim çalışmalarımızda bunları yaptık. Hiç bir derneğin ve hiç bir vakfın sağlık kuruluşları içerisinde vatandaştan para almasını kabul etmiyorum. Vatandaşlarımız burada kamuoyuna da bunu söylemiş oluyoruz. Bu paraları ödemesinler. Net açık olarak söylüyorum, bu hususta genelgeleri de gönderdim.

ÜMİT SEZGİN : Ödemiyorum dediğinde ne yapması gerekiyor?

RECEP AKDAĞ : İşte söylediğimiz gibi yani hizmet alamıyorsa müracaat edecek.

ÜMİT SEZGİN : 184’ü arayacaklar.

RECEP AKDAĞ : Yani 184’ten önce oranın sorumlu hekimi, şeyi var, yöneticisi var. Ona gidecek ve başka bir yol biliyorsanız onu da yapalım.

ÜMİT SEZGİN : O yollar çok uzun sürüyor ve vatandaşın onlarla uğraşacak…

RECEP AKDAĞ : Buradaki mesele şu… Bunların büyük çoğunluğunu ortadan zaten kaldırdık. Sadece bazı hastanelerde, bazı hizmetleri yürütme açısında işte şöyle ihtiyacımız var, bunu göremiyoruz gibi itirazlar oldu. Ama kararlı biçimde bütün hastanlerimize söylemiş durumdayız. Bundan şu anlaşılmamalıdır. Biz sağlıkla ilgili hastane vakıflarılarının veya sağlık kuruluşu vakıflarının, derneklerinin karşısında değiliz. Bunlar olmalıdır, güçlenmelidir, Batı’da gördüğümüz, Batılı ülkelerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde gördüğümüz örnekleri gibi çok çok güçlenmelidir ve halkımıza da bu anlamda hizmet etmelidir. Ancak bunların kendilerine gelir elde edilecek yerler hastanelerde verilen hizmetler olamaz. Siz bir hastane vakfı iseniz o zaman vakıf olarak gelirinizi gider başka yerden elde edersiniz. Geril burada benim vatandaşıma bu hastanede vakıf olarak hizmet ederseniz. Vakıf bu demektir. Dernekte bu demektir. Hastaneye giderken şu galoş için şu kadar para ver. Şu hizmet için şu fişi kes bana 300 bin TL ver, 500 TL ver.

LEYLA EZGİ : Galoş 300 bin TL hastanelerde.

RECEP AKDAĞ : Bu anlayışı kesinlikle kabul etmiyoruz ve bu hususta da gerekli talimatları vermiş durumdayız. Kim buna uymuyorsa Sağlık Bakanlığı’nın verdiği talimatlara uymuyor demektir. Özel hastaneler alıyorsa böyle bir şey, onu da bilmiyorum. Onlar da zaten böyle bir şey yapmazlar.

OĞUZ ENGİZ : Zaten almazlar ama üniversiteler ve üniversitelerdekiler daha devam ediyor biliyorsunuz. Üniversitedeki vakıflar… Ama onlara tabii sizin bir şeyiniz…

RECEP AKDAĞ : Bütün vakıflar devam etsin, tekrarlıyorum. Buradan bir yanlış algılama çıkarmayalım. Bütün vakıflar devam etsin, halkımız yeni vakıflar kursun sağlık için. Dünyada ve Avrupa’da ve Amerika’da vakıflar sağlık konusunda müthiş işler yapıyor. Halkın sağlık hizmetleri konusunda çok büyük katkılarda bulunuyorlar ve bulunmalıyız bu şekilde vakıflar, dernekler kanalıyla. Ama sağlık kuruluşları bu derneklerin, bu vakıfların para kazanma mahalleri olamaz. Para kazanma bölgeleri yerleri olamaz. Asla olmamalıdır.
SSK ile ilgili, üniversitlerle ilgili hususta da, vakıfların kamu kuruluşlarından kamu kuruluşlarının bizatihi gelir elde etmeleri konusunda hükümetimizin genel bir çalışması var. Yakın bir zaman geçtiğimiz zaman dilimi içerisinde Vakıflar Bölge Müdürü’müz, Vakıflar Genel Müdürü’müz bu konuda Bakanlar Kurulu’na bir brifingde sundu. Bunun da mevzuatı hazırlanıyor. Ama ben kendi bakanlığım için bunu net olarak kamuoyunada sizin vasıtanızla, vesilenizle bir kere daha söylemiş oluyorum. Bu paraları halkımız lütfen kimseye ödemesin ve kim bu parayı istiyorsa da yanlış yapıyor, bu yanlıştanda ilgililerin, sorumlularında bir an uzaklaşmalarını kendilerine söylemiş, tekrarlamış olayım.

ÜMİT SEZGİN : Şimdi ilaçlarla ilgili soruları alalım.

LEYLA EZGİ : İlaçtan önce bu hastanelerde, hasta hakları yönetmeliğine göre de zaten hastaların huzur içinde ölme hakları da var. Ama bu son aşamaya gelmiş hastalara maalesef hastaneler, alın evinize götürün diyorlar. Bunlar için ne yapmayı planlıyorsunuz? Nasıl bir yöntem düşünüyorsunuz?

RECEP AKDAĞ : Bunlar için ne yapmalıyız? İşte hastanelerimizin kalabalığını ortadan kaldırmalıyız. Yani bu maalesef hastane yöneticilerimiz de aslından çaresizliğe düşme noktalarını da bize ifade etmektedir. Yani eğer hastane çok kalabalıksa, mümkün olan bir kişi için ailesine bunlar teklif edilebilmektedir. 1.basamak sağlık hizmetlerimizi, aile hekimliğimizi güçlendirmeliyiz. Hastanelere akımı azaltamalıyız. Bazıları karşı çıkıyor ama, ülkenin bütün kaynaklarını, bütün sağlık kuruluşlarını, bütün hastanelerini halkımızın hizmetine vererek; kısa süre içerisinde hastanelerimizin üzerindeki yükü azaltmalıyız. Böylece bu söylediğimiz hastalara da yer bulabilir, bunlara da huzur içerisinde hastaya hizmet verebiliriz diye düşünüyorum. Yani bugünden yarına ne yapabiliriz. Ancak böyle bir sürecin içine girebiliriz.

LEYLA EZGİ : Evet ilaçlara geçelim, sonra hasta hakları ile ilgili birkaç soru daha sormak istiyorum.

ÜMİT SEZGİN : Evet ilaç sorularımıza gelelim evet.

RECEP AKDAĞ : Şimdi SSK ödemeleri değil yalnızca, yani ödemelerle ilgili geri ödeme kurumlarında Bağ – Kur’da da sıkıntı var, SSK’da da var. Biz sektörler birlikte Sağlık Bakanlığı’nda bundan bir müddet önce bir toplantı yaptık ve bu ödemelerin mümkün olduğu kadar erken süredede ödenmesi konusunda da Maliye Bakanımız Hazine Bakanımız’da oradaydılar. Belli bir prensip kararıa vardık. Ancak buradaki sorunun yine kasa ile ilgili olduğu açıktır. Yani ben Sağlık Bakanı’yım, hükümetin içerisindeyim; tabii ki asla şikayet etmeye asla hakkım olamaz. Ancak benim kendi hastanelerimin alacakları, özel sektörün, eczanelerin, ilaç sektörünün alacaklarından çok daha fazla ve benim vadelerim de çok daha uzun. Yani eczaneler dört ay bekliyor şu anda, ben sekiz aydır bekliyorum Bağ – Kur’dan fatura tahsilini.

CAN PAKER : Bütün bu ekonomik dengeleri bozmuyor mu Sayın Bakan yani?

RECEP AKDAĞ : Şimdi bu aslında açıkçası geri ödeme kurumlarının yıllar içerisinde zayıflamış olmasından ileri geliyor. Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’mız, Maliye’miz bu kurumların güçlendirilmesinin peşindeler. Bu kurumlar güçlendikçe, bu kurumlar gerçek çerçevesine oturdukça prim tahsilatları daha sağlıklı hale geldikçe, bu kurumlar daha iyi yönetildikçe, bu kurumların açıklarının Hazine’den karşılanma oranları azaldıkça bu sorunlarda azılacaktır.

CAN PAKER : Peki hemen küçük bir sual. Sağlık hizmetlerinin bütçedeki yüzdesi ne kadar şu an ve ne olacak?

RECEP AKDAĞ : Şimdi Sağlık Bakanlığı’na ayırlan payı söylersek bu %2.5 civarında, ancak Türkiye’de sağlık harcamaları için bizim yeni yaptırdığımız, sonuçlarını yeni aldığımız, bizden önceki bakanlığımızın başlattığı ve sonuçlarının da yeni aldığımız bir araştırma raporunda -ki Hacettepe Üniversitesi ile Harward Üniversite’nin yaptığı bir raporuda- 13.5 milyar $ Türkiye’de yıllık bir sağlık harcaması var. Bu sağlık harcamalarının önemli bir bölümü de cepten yapılıyor, biraz önce de söylediğim gibi. Aslında bu çok küçük bir rakam değil, bu ciddi bir rakam, önemli bir rakam.

OĞUZ ENGİZ : Bütçe içindeki sağlık harcamaları…

RECEP AKDAĞ : Bütçe içi Sağlık Bakanlığı’nın…

OĞUZ ENGİZ : Artı tabii diğerlerini de düşündüğümüz zaman, %10’lara varan bir rakamdan bahsediyoruz aslında.

RECEP AKDAĞ : Tabii çok büyük rakamlar. Şu anda sosyal güvenlik…

OĞUZ ENGİZ : 6 milyor $’a yakın bir …

RECEP AKDAĞ : …sosyal güvenlik kurumlarının açıkları 15 katrilyon TL’yi aşıyor. Yani bizim bütçemizle kıyaslarsanız, sadece sosyal güvenliğin açıklarına %10 veriyoruz bütçede…

CAN PAKER : Ve bunun tabii rasyonel…

RECEP AKDAĞ :… ve önemli bir kısmı da sağlık için veriliyor.

CAN PAKER : Bunun çok rasyonel kullanıldığı da söylenemez değil mi yani? Yani o büyük parayı başka türlü kanalize ediliyor.

OĞUZ ENGİZ: Bütün %10’u sağlığa gidiyor yani çok anormal bir rakam.

CAN PAKER : İşte o %10’un karşılığını almadığımız kesin.

OĞUZ ENGİZ : Savunmaya %15 gidiyor, toplam bütün savunma harcamasına…sağlık %10

RECEP AKDAĞ : Şimdi bunun rasyonel kullanıldığı… bütçenin %10’u dersek biraz belki yanlış olabilir.

OĞUZ ENGİZ : %10’u efendim. Benim bazı şeylerim var. Bazı tetkiklerim var.

ÜMİT SEZGİN : Bu açıklar geçmiş yıllardan evet…

OĞUZ ENGİZ : Şimdi Emekli Sandığı’nın parası direkt bütçeden gider biliyorsunuz. Sağlık Bakanlığı’nın ödenekleri bütçedendir. Devlet memurları için yapılan sağlık ödenekleri bütçeden gider.

RECEP AKDAĞ : Ama onları bir nevi sigorta gibi de kabul edebilirsiniz.

OĞUZ ENGİZ : Ama hepsi bütçemizden yani genel bütçeden çıkıyor.

RECEP AKDAĞ : Yani bütçeden anlamda memurlar, emekliler için yapılan harcamaları da çıkarırsanız, bu rakamlara ulaşıyorsunuz.

OĞUZ ENGİZ : 60 milyar $’lık bütçenin %10’u…

LEYLA EZGİ : Bunlar için çalışanlardan bir prim kesiliyor sonuçta yani..

OĞUZ ENGİZ : Hayır prim kesilmeyenler. Prim kesilenler ayrı. Prim kesilenlerin şeyi ayrı burada o konuştuğumuz rakamda o yok.

RECEP AKDAĞ : Yani beyefendi şunu söylüyor. Bizde sigorta sistemlerinde SSK’da, Bağ – Kur’da prim kesiliyor, ancak memurlarda bu prim falan kesilmiyor. Hazine, Maliye doğrudan doğruya bütçeden bunları ödüyor. Yani şu ana kadar.

OĞUZ ENGİZ : %31 prim kesiliyor ama %31’in hepsi emekli maaşlarına gidiyor. Sağlık için ayrı bir prim kesilmiyor. Sağlık Hazine’den yada Maliye’den direkt çıkıyor.

LEYLA EZGİ : İlaçta KDV, sağlıkta KDV…

RECEP AKDAĞ : Evet sağlıkta KDV ile ilgili olarakta bu sektör toplantısında görüşüldü. KDV belli bir mali denge sağlanmak şartıyla önümüzdeki süreç içerisinde %8’e, belki daha sonra daha da aşağılara indirilecek.

OĞUZ ENGİZ : Sinemada %1’e indiriliyor Sayın Bakan, sinemada %1’e indiriliyor KDV; ilaçta, sağlık hizmetlerinde halen

RECEP AKDAĞ : Bütün mesele şu yani %18’lere çıkmış rakamlara %8’lere indirirseniz, bir defa çok iyi bir iyileştirmeyi yapmış olursunuz.

OĞUZ ENGİZ : Eğitimde %8 biliyorsunuz. Mutlaka tabii…

LEYLA EZGİ : Ama bunun hiç olmaması gerek, yani sağlığın üstünden KDV… Hem devlet ödüyor zaten ödüyor bütçeden, hem de…

RECEP AKDAĞ : Bunu Sağlık Bakanı olarak bana soruyorsanız, size katılıyorum.

CAN PAKER : Ama Maliye Bakanı olsaydınız, katılmazdınız.

ÜMİT SEZGİN : Hükümetin bir üyesi olarak o kadar iyimser olamaz.

OĞUZ ENGİZ : Çok büyük bir rakam değil aslında. Maliye onu hesaplamış.

RECEP AKDAĞ : Hayır ben açıkçası %18’lerin %8’lere indirilmesinin yakın bir gelecekte, bir süreç dahilinde çok önemli bir katkı olduğuna inanıyorum yani.

OĞUZ ENGİZ :
Devlet zaten kendinden KDV almıyor; yani üniversitelerden, devlet hastanelerinde KDV diye bir şey söz konusu değil. Sadece özel hastanelerde vatandaşımız KDV ödüyor. Kan ürünlerinde KDV ödüyor, ilaçta KDV ödüyor. Bir de diğer tüm özel muayenehanelerde…

RECEP AKDAĞ : Şimdi aslında şunu konuşmak lazım, şunuda görelim. Türkiye’de sağlık harcamalarının birinci derecede sahibi devlet olduğu için devlet kendi kendisinden KDV almış oluyor yani. Yani burada halkın üzerine binen çok büyük bir yok. İlaçtan KDV alınır mı? Alınmaz. İlaçtan KDV alınıyor, ama ilacın satın alıcısı kim Türkiye’de? Devlet yine.

LEYLA EZGİ : Ama hizmete ulaşamayan insanlar bunların büyük bir çoğunluğunu cebinden karşılıyor ve o zaman yüksek oranda KDV ödüyor. Şimdi hasta hakları dediğimiz zaman -biraz hasta haklarına gelelim- bu ülkemizde çok bilinen bir konu değil. Bakanlık topluma hasta haklarını anlatmak için hastanede çalışanlara, hasta haklarını anlatabilmek için neler yapmayı planlıyor? Sadece hasta hakları birimleri dışında. Ayrıca ben hasta olarak, yada toplumda bir hasta olarak; hekime gittiğimde, hekim bu aydınlatılmış onam dediğimiz bizim hasta haklarından biri olan için zaman ayırabilecek mi? Ben aydınlatılmış onamla tedaviyi reddetme ya da kabul etme hakkına sahip olabilecek miyim? Sizin bütün bu anlattığınız sistem içinde, değişecek olan diye düşündüğümüz sistem içerisinde bana zaman ayıracak mı hekim, beni aydınlatacak mı? Ben o tedavi süreci içerisinde yer alacak mıyım? Hasta olarak.

RECEP AKDAĞ : Evet tabii olmalı…

LEYLA EZGİ : Olmalı ama olacak mı?

RECEP AKDAĞ : Tabii ki olacaksınız. Şimdi burada neyi konuşuyoruz? Şunu: Şimdi baştan beri konuştuğumuzda dikkat ederseniz bu var. Ortada bir yumak var, bir sorun yumağı var. Biz bu sorun yumağını çözmeye çalışıyoruz. Ben diyorum ki Ak Parti hükümeti olarak, Ak Parti’nin Sağlık Bakanı olarak bu yumağı çözmeye başladık. Ben buna inanıyorum.
Şimdi siz hala yumak var derseniz, size söyleyebilecegim tek şey haklisiniz demek olacaktir. Çünkü bu yumagi ben yapmadim. Yani Türkiye’de benim hastanelerimin çok önemli bir bölümü hala çok eskimiş hastanelerse bunu ben yapmadim. Bu ülkede SSK’lilarin sorunlarini çözmek için şimdi ben adim atmişsam, gece-gündüz ekibimle birlikte bunlari çözmeye çalişiyorsam; ben bunlari çözmeye başladim. Dolayisiyla bütün söylediklerinize katiliyorum. Bütün bunlar bizim hastanelerin önündeki yükü azaltmamizla yakinen ilişkilidir.
İşte bunun için aile hekimliği önemli. Bunun için 1. basamak son derecede önemli. Eğer biz hastalarımız 1. basamakta yeterince tutabilirsek; hani o bazılarının Avrupa’da da çöktü dediği aile hekimliğini -ki çöken bir şey asla yok- aile hekimliğini oluşturabilirsek o zaman hastanelerimizin önündeki yük azalır. O zaman kanserli bir hasta ile gripli bir hasta aynı poliklinikte sıraya girmezler ve o zaman kanserli bir hasta içinde hekim zaman bulur; hem onun muayenesini iyi yapar, hem tedavisini iyi yapar, hem onun ruhsal durumu ile çok daha alakalı olur, hem de ondan bir onama alır. Yani hastanın hakları o zaman yerli yerine oturur.
Şimdi ki gibi gripli hasta ile kanserli hasta, böbrek yetmezlikli hasta ile nezleli hasta, başi agriyan hasta ile beyin tümörü olan hasta ayni poliklinik sirasinda kuyruga girmeye devam ederse bunlarin hiç birisini çözemeyiz. Çünkü bizim hastanelerimiz bir hasta akimi içerisinde ve dünyanin gelişmiş hiç bir ülkesinde olmadigi biçimde bizim hastanelerimizde biz saglik hizmeti vermeye çalişiyoruz. Bizim üniversite hastanelerimiz bile, 1. basamak büyük ölçüde 1. basamak saglik kuruluşlari gibi çalişiyor. Mutlaka bunun önüne geçmeliyiz. Bunun önüne halkimiza zorla şuraya gideceksin demekle de geçemiyoruz, geçemeyiz. Mutlaka 1. basagimizi da güçlendirecegiz; mutlaka 1. basamaginda çalişan pratisyen hekimlerimizin gözlerindeki işiltiyi yeniden yakalayacagiz, mutlaka aile hekimligini oluşturacagiz ki hastanelerimiz de çalişmaya başlayabilsin.

LEYLA EZGİ : Peki…

ÜMİT SEZGİN : Sayın Bakan! Bu… Pardon, özür dilerim. Bu sözünü ettiğiniz adımlara ilave kamu yönetimi reformunda ve yerel yönetimler reformunda ilave reformlar var mı?

RECEP AKDAĞ : Bu çok güzel bir soru. İlave önlemler demeyelim de, bunun…

ÜMİT SEZGİN : Bunun sağlayıcısı, tamamlayıcısı… Evet…

RECEP AKDAĞ : Bunun tamamlayıcısı olan uygulamalar olacak. Şimdi kamuda yeniden yapılanma ve mahalli idareler şunları öngörüyor, taslakta olanı söylüyorum. Hastanelerimiz belli bir süreç içerisinde il özel idarelerine teslim ediliyor. Bunlar çok fazla girmiyorum, çünkü fazla teknik tartışmalar olabilir.

ÜMİT SEZGİN : Tabii tabii…

RECEP AKDAĞ : Belki zamanımızda kısıtlı. Bunlar işletmeler haline, özerk işletmeler haline geliyor. Yani kendi kendisini yöneten işletmeler haline geliyor. Mahallinden il özel idarelerle yönetilir duruma geliyor. Aile hekimliği sistemi ise yine belli bir süreç içerisinde, sistem yerleşik hale geldikten sonra, mahalli idarelere yani belediyelerin yönetimine bırakılıyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi… O zaman Sağlık Bakanlığı ne yapıyor, bir defa bunların genel planlamasını yapıyor, koruyucu hizmetlerle ilgili genel çerçeveyi çizerek bu hizmetlerin yürütülmesini sağlıyor, bu işin standartlarının oluşmasını sağlıyor, rehberlik yapıyor ve denetlemesini yapıyor. Baştan da söylediğim gibi Sağlık Bakanlığı o zaman ha bire kürek çekmekten yorulan bir bakanlık olmaktan çıkıp, resmin bütününe birlikte bakabilen; ülkenin sağlık politikalarını oluşturan ve bunu yöneten bir bakanlık durumuna geçiyor.

ÜMİT SEZGİN : Peki büyük bir sorunlar yumağından söz ettiniz ve biz çözmeye başladık bu yumağı dediniz. Şimdi bu tam bu aşamada iken, yerel yönetimlere pek çok yetkiyi devretmesi Sağlık Bakanlığı, bu çalışmaları zaafiyete uğratmayacak mı, belki biraz erken değil mi?

RECEP AKDAĞ : Eğer biz yaptığımız kanunun peşinde alın bütün hepsini siz işletin derseniz söylediğiniz olur. Ama bunu söylemeyeceğiz. Bunu peyderpey, olayı tam ortaya koyarak, çerçevesini çizerek, evet artık falanca şehir bunu yapabilir dediğimiz yerlere bırakarak, yine başlangıçtada yine bu işin yönlendirici unsuru olmaya devam ederek böyle bir süreç içerisine götüreceğiz.

OĞUZ ENGİZ : Sayın Bakan aslında sağlık reformuna değinmiş oldu. Ama sağlık reformu o kadar şey oldu ki azlarda…

RECEP AKDAĞ : Biliyorsunuz sağlık reformu kelimesini kullanmıyorum.

OĞUZ ENGİZ : Kullanmıyorsunuz, biliyorum. Kullanmıyorsunuz ben de ona gelecektim. Bir reformist bir yaklaşım var ama bu yıllardır artık kamuoyunu bir oyalamacaya sürükleyen bir jarbondan kurtulmuş olduğunu da görüyoruz. Ben size hemen bu bağlamda biraz daha global boyuta geldiği için tartışma… Sağlığın artık bir ekonomik faaliyet alanı olarak görülmesi de yavaş yavaş başlanmasına gerek yok mu diye soracağım.
Örneğin bir enerji bugün çok stratejik bir alan. Enerji her halde bir 20-30 yıl önce enerji denilseydi, devletin ne bileyim her halde askeriyeden tutun, Anayasa Mahkemeleri’nden tutun bütün devlet erkanı enerji özel sektöre verilir mi diyecekti? Ama bugün enerji özel sektör tarafından pekala güzel üretiliyor, fiyat kontrolü sağlanmış bir şekilde de sorunları olabilir. Telekominikasyon keza öyle. En stratejik, en verilmez, ulusal güvenliği en ilgilendiren konu olmasına rağmen; bu böyle yapılabildi, özel sektörle uzlaşma sağlanılabildi. Eğitim keza öyle, eğitim bugün…
Peki sağlık ne zaman bu hali alacak? Çünkü Sağlık Bakanı olarak sağlık sizin şeyiniz artık çocuğunuz ve böyle bir üvey evlat muamelesi görmesi, rekabeti engelleyen bir sürü unsurun olması, hastaneler hala elektriği suyu pahalı alıyorlar, efendim vergiler yine özel olsun kamuda olsun yine vergiler söz konusu. Özel sigortalar yakınıyor bir taraftan diyorlar ki sağlık sigortacılığı gelişmiyor, çünkü böyle oluyor şöyle oluyor. Yani sağlıktaki bu üvey evlat muamelesi, ekonomik bir faaliyet olarak ne zaman sonlandırılacak? Sizin böyle bir vizyonunuz var mı? Yani sağlık ve ekonomik faaliyet alanıdır diyor musunuz?

ÜMİT SEZGİN : Sayın Bakan özür diliyorum, Sayın Engiz’in sorusu çok uzun oldu ama, son beş dakikaya giriyoruz; ben diğer konuklara da söz hakkı kalsın istiyorum son bir soru için cevabınız kısa olursa sevinirim.

RECEP AKDAĞ : Cevapları ben hep kısa vereyim. Şimdi sağlığı bir ekonomik alan gibi görmek yerine, kanaatimiz sağlığı bir sağlık gibi görmek lazım. Ama siz şunu söylemek istiyorsunuz, biz bunu zaten yapmaya başladık. Sağlık hizmetinin sunumu konusunda, devletçi anlayıştan uzaklaşmalıyız, doğrudur. Ancak biz şu anda Türkiye’nin konumundaki bir ülkede sağlık hizmetinin elde edilmesinin, hala devlet tarafından yönlendirilmesinin, devletin elinin bu işin üstünde olması gerektiğine inanıyoruz. Bize anayasa da bunu söylüyor, devlet bu görevi yapar diyor ve yapmalıyız. Ancak bu hizmeti satın alırken, bu hizmeti elde ederken devlet bunu nereden uygunsa oradan almalı veya Genel Sağlık Sigortası Kurumu -biraz sonra öyle olacak bu- oradan almalı, elde etmeli ve halkın hizmetine sunmalıdır. Bu anlamda tabii ki bir ekonomik faaliyetle bir ilişkisi var sağlık hizmetinin, verilen sağlık hizmetinin.

LEYLA EZGİ : Ben hemen bir soru yönlendireyim. Tıp hızla değişiyor, çağa uygun, hekimlerin kendilerini ne kadar yenilediklerini görmek -uzman hekimlerin- bir dönemler arasında, yani 5 yıllık 10 yıllık dönemde sınavları tekrarlamayı düşünüyor mu bakanlık, uzman hekim sınavlarını?

RECEP AKDAĞ : Şimdi aslında…

LEYLA EZGİ : Ayrıca da hemen bir şey daha… Üniversitler tıp fakültelerinde çok fazla gelişen, hızla büyüyen, çoğalan tıp fakülteleri var; ama bunların eğitimleri ne kadar nitelikli ve bu fakültelerde hasta haklarını tek başına bir ders olarak okutmayı bakanlık düşünüyor mu? Ardı ardına sıralayım ama kısa kısa bunların cevapları da…

RECEP AKDAĞ :Şimdi aslında Türkiye’de öğretimle ilgili haklar biliyorsunuz Yüksek Öğretim Kurumu’na verilmiştir.

LEYLA EZGİ : Bunun için çaba sarfediyor mu en azından?

RECEP AKDAĞ : Anayasa bunu bu şekilde belirliyor. Elbette bunu yapmalıyız, Yüksek Öğretim Kurumu ile bu husustaki ilişkilerimiz tıp eğitiminin şekillendirilmesi hususunda bizim bakanlık görüşlerimizi şu anda ortaya koyacak durumdadır. Yani bunun Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü’müzle bunun altyapısını oluşturuyoruz. Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü’müz bir Sağlık Meslek Liseleri Müdürlüğü’ydü Leyla Hanım. Yani tamamen bu özellikte çalışıyordu. Biz şimdi Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğümüzün başına sağlık eğitimi ile uzun yıllar boyunca ilgilenmiş bir akademisyen getirerek genel bir sağlık eğitimi çerçevesine oturturuyoruz. Bunun içerisinde halkın sağlık eğtimi var, meslek liselerinin eğitimi var, yüksek okul eğitimleri var, fakülte eğitimleri var. Mutlaka söylediğinizi yapmalıyız ve hasta hakları gibi üniversitelerimizde dersler olmalı ve bu dersleri de son derecede itina edilmelidir.

CAN PAKER : Sayın Bakan son bir şey…

ÜMİT SEZGİN : Evet çok kısa bir süre, onun için çok kısa bir soru alayım.

CAN PAKER : Çok kısa bir soru… Genel yaklaşımınız Türkiye’deki bütün potansiyeli kullan mı? Mesela özel sağlık kuruluşlarınıda kullanırım gibi.

RECEP AKDAĞ : Kesinlikle, kesinlikle…

CAN PAKER : Şimdi devlette çalişan bir çok doktor var, bunlara siz normal olarak muayenehane yasagi var. Acaba bunu böyle şey…

RECEP AKDAĞ : Muayenehane yasağı yok.

CAN PAKER : Öğretim üyeleri ile ilgili hiç olmazsa. Yani bunları böyle zaten çok tutulmayan bir şey; bunu legalize etmek ve bu potansiyeli kullanmak düşünmez misiniz?

RECEP AKDAĞ : Aslında öğretim üyelerinin belli bir süre çalıştıktan sonra muayenehane açma hakları var şu anda. Bunu kullanıyorlar da öğretim üyelerimiz. Dolayısıyla bu imkan var yani şu anda. Kamuda çalışan diğer hekimlerimiz içinde muayenehane açma imkanı var. Ancak biz bu sözleşmeli personelde belli bölgelerde sadece kamuda çalışan hekim istiyoruz, çünkü oralarda hekime çok ihtiyaç var.

ÜMİT SEZGİN : Efendim çok teşekkür ediyorum. Süremiz doldu, sağolunuz katıldığınız için. Sizlere de çok teşekkür ediyorum sorularınız için.
Efendim Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ yoğun bir sağlık sorunları yumağından bahsetti, bunların var olduğunu kabul etti, ama yavaş yavaş çözmeye başladık dedi. Umuyoruz bu yumak çabuk çözülür ve sorunlarda biran önce tamamlanır. On beş gün sonra yeni bir Gölge Kabine’de buluşmak üzere efendim. İyi akşamlar diliyorum.

http://www.saglik.gov.tr/extras/golgekabine.htm

Son Mesajlar

Bir Yorum Yaz

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.