MUAYENEHANEYİ KAPATMAK İŞİME GELMİYOR!

MUAYENEHANEYİ KAPATMAK İŞİME GELMİYOR!

20 Temmuz tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “BAŞHEKİMLER İSTİFA EDİYOR” başlığıyla bir haber yayımlandı. Yeni yürürlüğe giren, başhekimlere muayenehane yasağı getiren düzenlemeyi eleştiren ve ilgili hekimlerin görüşlerine yer veren bir haber bu. başhekim “Bırakmak işime gelmiyor, bu kimsenin işine gelmez.” diyor. Diğeri “Hiçbir mantığı olmayan saçma sapan bu kanunu çıkaranlar sorumludur.” diyor. Bir diğeri kamuda başhekim olduğu halde bir özel büyük hastanenin bölüm şefiymiş; istifa edecekmiş. Enerjisini, mesaisini kamuda çalıştığı halde bir özel kuruluşta harcadığını da itiraf ediyor.

Hekimlerin özel muayene açabilmesi cılız bir iki kanun maddesine dayanıyor. 1928 yılında yürürlüğe giren TABABET VE ŞUABATI SAN’ATLARININ İCRASINA DAİR KANUN’un 5. Maddesi “Özel muayenehane açmak veyahut evinde hasta görmek suretiyle hekimlik yapmak isteyen her hekim….” şeklinde giden bir madde. Bu kanunda kamuda çalışan hekimlerin durumundan hiç söz etmez. Muayenehane açacak hekimin sadece o muayenehanede mi çalışacağı belli değildir; başka bir kurumda çalışıp çalışamayacağına dair bir ibare yoktur. 2368 sayılı SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR KANUN’un 4. maddesinde kamuda çalışan hekimlerin serbest olarak çalışabilecekleri, bu haktan askeri hekimlerin de yararlanabileceği bir cümle olarak yazar. Bu hak tüm kamu çalışanları içinde sadece hekimlere verilmiş, esnaf hekim sınıfı yaratılmıştır. Yani bu durumun yasal bir dayanağı vardır; ancak meşruluğu tartışılır, etik boyutu tartışılır.

Tüm Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da kamuda çalışan hekimlerin özel muayenehane açmaları ya da bir başka kuruluşta çalışmaları yasaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin de yasa olarak resmileştirdiği uluslar arası bir belge olan TIBBİ DEONTOLOJİ TÜZÜĞÜ’nün 1. Bölüm 26. Maddesi: “Bir hekim, ancak kendisine ayrıca menfaat temin etmeyecek bir hekimlik şerefine ve bağımsızlığına halel getirmeyecek şartlar altında, başka bir faaliyette bulunabilir.” İbaresine rağmen bu böyledir. Bu maddenin de ne demek istediği tam anlaşılmaz aslında. Aynı kanunun 27. Maddesi “İdari veya seçilmiş olarak, işgal ettiği herhangi bir mevkii, özel hastalarının sayısını arttırmak için istismar edemez.” der. Aynı kanunun 4. Bölüm 97. maddesi “Ücretli çalışan bir hekimin kendi özgürlüğü ve yaptığı tedavinin kalitesine halel getirecek ilave bir faaliyet veya bir menfaati hiçbir şekilde kabul etmemelidir.” der. Türkiye gerçekleriyle değerlendirdiğimizde sağlıkta yaşananların deontolojiye ve yasalara aykırı olduğunu görüyoruz. Teorideki kanunlar pratikte birbirleriyle çelişiyor.

Sosyal güvencesi olduğu halde, hekime özelde para ödemeyen bir hasta ya da hasta yakını ne tedavi olabilir ne de ameliyat olabilir. Bu gerçeklere üniversitelerdeki döner sermaye ucubesini de katmalıyız. Eşitliğe, hasta haklarına, hakkaniyete aykırı; rüşvetin yasal hale getirildiği bir düzenlemedir döner sermaye. Sosyal güvencesi olanların kamudan para ödemeden hizmet alamaması istisna değil genel bir uygulama; bunun istisnası kamu hastanelerinde cebinden para çıkmadan insanca teşhis ve tedavi hizmeti alabilen hastalardır. Bıçak parası da bu uygulamaya dahil elbette. Her meslekte çürük elmalar çıkabilir, tarzı bir savunma yaşanan gerçeklerin yanında havada kalan, yalan bir savunmadır. Bunun genel bir uygulama olduğunu Sağlık Bakanı da söyledi; belgelere geçti.

Kamuda çalışan hekimlerin özel muayenehane çalıştırmaları ve tüccar olmalarını savunan insanların, bu yazdıklarıma karşılık savundukları uygulamayı yaşatan ülkelerden örnekler vermeleri gerekiyor. Avrupa ülkelerine göre hekimlerin düşük ücretleri asla bir mazeret ya da savunma olamaz. Bu görece bir kavram. Ülkeler arası yaşam standardına göre değerlendirmek gerekiyor. O ülkelerdeki uzman hekimler asgari ücretin ancak 2-3 katı kadar ücret alırlarken bu oran ülkemizde 7-8 kattır; hatta bazı bölgesel farklarla 10-15 kata kadar çıkar.

Adliyelerde çalışan hakimlerin özel büro açması, polislerin mesaiden çıkıp özel güvenlik olarak çalışmaları, ruhsat verme yetkisine sahip olan kamu görevlisi uzmanların özel bürü açmaları, tapu müdürlerinin özel büro açıp çalışmaları size ne kadar normal geliyorsa, kamuda çalışan hekimlerin aynı zamanda özelde çalışmaları o kadar normaldir.

Elbette ki bazı yasakların çağdaş yaşamı kurmada önemli işlevleri var. Sağlık ve eğitim gibi toplumu ilgilendiren çok önemli alanların; toplumun, bilimin, geleceğin, çağdaşlığın, insan haklarının lehine disipline edilmesi gerekiyor. Tam gün çalışan hekimin ertesi güne dinlenmiş, sağlıklı bir şekilde hizmet sunabilmesinin verimlilik açısından en önemli dayanağıdır sözünü ettiğim yasak. Ayrıca etik sorunları gideren, hastayla hekim arasındaki para alışverişini ortadan kaldıran bir zorunluluktur. Zaten çağdaş ülkeler bu yasağı bu yüzden uyguluyorlar. Geri kalmış ülkelerde ise sağlık bir sömürü aracıdır. Sorundan sektör yaratmak ustaca her geri kalmış ülkede uygulanır. Biz geri kalmış bir ülke olmadığımız halde sağlıkta bunu çok çetin yaşıyoruz. Devletin hizmet olarak sunması gerektiği sağlık, kasıtlı olarak soruna dönüştürüldü ve bunun sektörü yaratıldı.

Nüfusun %33’ünün sağlık güvencesi yok. T.C. kimlik numarası, her vatandaşın sağlık numarası olmalıdır. Bilgi işlem ağıyla tüm ülkeye organize olmuş bir sağlık sistemiyle sağlık hizmetleri tek elden verilmelidir. Sağlık ocakları modernize edilmeli, belli bir kıdemin üstündeki tüm pratisyen hekimlere aile hekimliği statüsü verilmelidir. İnsanların büyük hastanelere doğrudan gitmeleri bu sayede engellenecek; hem sağlık ocağı bazında, hem de kamu hastaneleri bazında sağlık hizmetinin kalitesi bu sayede yükseltilecektir. Uzman hekimler çok daha az hastaya çok daha fazla zaman ayırarak ilgilenebilecekler; gereksiz ilaç yazımının da önüne geçilebilecektir.

Bu yazdıklarım bazılarına ütopya olarak gelebilir ama çözüm bu. Çözüm sağlığı özelleştirmek değil sosyalleştirmektir. Ancak bu çözüm sektör haline gelmiş devasa bir yapıda bir çok kesimin işine gelmiyor. Başhekim de açık açık söylemiş “İşime gelmiyor” diye. Medikali var, ilacı var, sarf malzemeleri var, liste yapın bu liste uzar gider. Katrilyonların döndüğü bir sektörden söz ediyoruz. Kanayan bir yaradan…

Sonuç olarak başhekimler için getirilen yasak kanayan yaraya ancak pamuk basıyor. Bu kanayan yaranın iyileştirilmesi daha radikal kararlar gerektiriyor. Sağlığı sorun olmaktan çıkarıp hizmete dönüştürmek için taleplerim var; elbette ki bir kaçını yazabildim bu yazıda. Toplumun bu talebi, talepleri çoksesli hale getirmesi çözüm sürecini hızlandıracaktır. Yaşamda hiçbir şeyden umudu yitirmemek gerekiyor. Böyle gelmiş böyle gitmez dememiz gerekiyor; en azından doğmamış çocuklarımız için…

Bülent TOP
bulenttop1@hotmail.com

4.8.2005

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.