HAYAD A

Ev / Gazete Haberleri / HAYAD A

HAYAD A

Tarafından
Içinde Gazete Haberleri

Merhaba,
HAYAD’ın web sayfası için bir yazı hazırlayıp hazırlayamayacağım sorulduğunda olumsuz yanıt vermeyi hiç düşünmedim. Topluma giden her yolda, insanlara mesaj ve destek vermeye yönelik her çabada varım!
Yanıt vermek kolaydı ama güzel bir yazı hazırlamak kolay değil elbette. Nereden başlayacağımı çok düşündüm. Ben bir bedensel engelliyim. Halk arasında “spastik” olarak bilinen bir engelle yaşıyorum doğduğumdan beri. Doğum sırasında oksijensiz kalınca, beynimdeki bazı hücreler ölmüş. Dolayısıyla, “cerebral palsy”, yani beyin felçli olarak yaşamaya mahkum oldum. İnsanlarımızın “spastik” dediği engelli grubu, beyin felcinin yalnızca bir çeşidi ama en sık rastlananı. Ben bunları ve şu anda sözünü etmediğim pekçok ayrıntıyı, doktorlardan değil, internetten öğrendim. Engellileri engelleyen insanlarla mücadele etmek zor sayılmasa da can sıkıcıydı.
Fizyoterapist ve doktorlardan oluşan geniş bir sağlık ekibi arasında büyüdüm. Yaşım çok küçükken, büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarında, “çocuk doktoru olup benim gibi çocukları iyi edeceğim” diye cevap verirmişim. Daha sonraki yıllarda ise doktor olmanın hayalini bile kurmadım. Çünkü büyük hayalkırıklıkları yaşattılar bana onlar. Küçücük bir bebekken üç tane renkli küpü üstüste koyduktan sonra elimi çarpıp devirmemin nedeninin zeka geriliği olduğunu düşünen bir doktorun varlığını bilmek bile çok kötüydü. Buna benzer pekçok üzüntü yaşatmışlar aileme. Kendi tanık olduklarım da bundan daha içaçıcı değildi doğrusu. Okula başlamak istediğimde, ülkemizin en önde gelen hastanelerinden birinde, fizik tedavi bölüm başkanı ile ortopedi bölüm başkanı arasında amansız bir kavga yaşandı. Her dakikasi gözümün önünde olup biten bu ağız dalaşı, bugün yaşanmışcasına canlı hafızamda. “Bu çocuk çok akıllı, okula başlamak istiyor, tedavisini ona göre düzenleyin, okula başlasın”a karşı “Hayır, bu çocuk gerizekalı, hiçbir zaman normal okula gidemez”in çatışmasıydı yaşanan. İki profesör arasındaki bu tartışmanın bir galibi yoktu. Ama; ne bende kuru gürültüye pabuç bırakacak göz vardı ne de ailemde.
Dedem parkinson hastasıydı. Ben onun ilk torunuydum. Hastalandığında 2 yaşındaymışım. Dünyanın en iyi insanlarından biriydi dedem. Hepimizin üzerine titrerdi. Derslerime yardım ederdi. Kağıt oynamayı o öğretmişti bana. Çok iyi tavla oynardı ve en güçlü rakibi bendim. Bıkmadan usanmadan düzeltirdi hatalarımı… “Allah’ım, bana vereceğin iyiliği yavruma ver” diye dua ederdi hep. Annem ise her seferinde “öyle deme baba, herkesin canı ayrı” derdi. Dedemin benim için endişelenmesini hiç istemedim. Ne mutlu bana ki, üniversite mezunu olduğumu göremediyse de üniversiteye başladığımı görmeden ölmedi dedem.
Doğduğundan beri parkinson gibi ağır bir hastalıkla tanışık bir bedensel engelli olduğum için hastalık ile engellilik arasındaki farkları ve benzerlikleri iyi tanıdığımı düşünüyorum. Doğrusunu isterseniz, hasta bir dedeye sahip olmak bile hasta insanların toplum içinde varolma savaşını farketmenizi sağlayamıyor. Hasta bir insanın iş ve aile sahibi olmasının ne demek olduğunu düşünmemiştim bile o yıllarda. Çünkü dedem, torun sahibi, emekli bir insandı. Genç bir insanın hastalık sahibi olabileceğini, hastalığına rağmen varolma mücadelesi vereceğini anlayamazdım. Süregen bir hastalığa sahip olmak, en iyimser insan için bile kaldırılması zor bir yüktür. Hastalığın ağrılarına ve kısıtlamalarına katlanmanın ne kadar zor olduğunu gördüm, anlayabiliyorum. Oysa ben yaşamadım bunları. Ben hasta değilim, engelliyim. Dışarıdan aynı gibi bile görülebilir, aslında çok farklıdır. Ağrıyan bir yeriniz olunca moraliniz bozulur. İnsan hasta olduğu zaman hareket etmek için fiziksel gücü de azalır manevi gücü de. Bedensel engele sahip olan insanların çoğu yaşamaz moral sorununu. Bunu “alışmak” olarak adlandırıyor çevremdeki birçok insan. Üstelik “sen doğduğundan beri bu durumda olduğun için alışmışsın” şeklinde yaralayıcı bir yargıyla yaklaşıyor bazı insanlar. Benim neşeli, iyimser bakışımı yalnızca bir “alışkanlık” olarak görmelerinden hiç hoşlanmıyorum. Doğuştan ya da sonradan oluşmuş olsun, hasta ya da engelli olsun, her insanın olaylara ve dünyaya bakışı farklıdır. Niye kötümser, niye neşesiz, niye umutsuz, niye korkak olayım? Böyle olmam için mantıklı bir neden gösterebilir misiniz bana? İnsanoğlu, kendinden güçsüzü korumayı, ona merhametle yaklaşmayı sever. Birilerinin bize ihtiyaç duyması gururumuzu okşar. Bu duygularımızı haddinden fazla besler, gereksiz zamanlarda, uygunsuz biçimlerde ortaya çıkarırsak kırıcı oluruz. Hasta ve engellilere yardımcı olmaya çabalarken çizmeyi aşarsak, kaş yapalım derken göz çıkarırız.
Engellilerin “eksik” değil “farklı” olduğunu düşünen biriyim. Bu noktadan yola çıkıp, üzerine “farklı” olmaktan hoşlanan biri olduğum gerçeğini de koyduğum zaman, mutlu olma nedenlerim açıkça ortaya çıkmış oluyor.
Toplumda her bireyin maddi, manevi, fiziksel ya da ruhsal sorunları vardır. Bunların hepsi normaldir. Kendinizi normal gördüğünüz sürece hiçkimse incitemez sizi. Önemli olan insanın kendini “olduğu gibi” kabul edip, “farklı”lıklarıyla kabul ettirmeyi bilmesidir. Kabul ettirme sürecinde önemli olan ise sabırlı ve hoşgörülü davranabilmektir. Hırsla değil sabırla, nefretle değil sevgiyle geçilmesi gereken bir yolda, heyecanlı bir bilinçlendirme sürecinde olduğumuzu anlayabilirsek herşey daha güzel olacak hepimiz için…
11.01.2002

http://www.geocities.com/asubetcan/turkishsub/hayadicin.html

Son Mesajlar

Bir Yorum Yaz

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.