HASTA HAKLARI NEREDE?

HASTA HAKLARI NEREDE?

26 Ekim bundan 6 yıl önce Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) tarafından Türkiye’de “Hasta Hakları Günü” olarak ilan edildi. Hasta Hakları ilk kez 1981 yılında Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi ile dile getirildi. Ondan önce meslek içi tıbbı deontolojinin vicdanına bırakılmış bir olguydu. Daha sonra 1994 de Amsterdam Bildirgesi’ni görüyoruz. Bizde ki yansıması 1998 yılında kağıda geçirilen “HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ”dir. Ne yazık ki bu yönetmelik geçen onca zamana ve 50. maddesindeki “Bu yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer” ibaresine rağmen yaşama geçirilemedi. Bu yönetmeliğin içeriğine yazının ilerleyen bölümünde değineceğiz.

Sağlık hakkı ve yaşama hakkı insan hakları kapsamında diğer hak ve özgürlüklerin belki de en önemlisidir. Anayasa sağlık hakkına değinir; ancak ifadeler çok yuvarlak ve zayıftır. Hasta hakları konusuna giren taraf, hasta değil insanların tümüdür. Hasta hakları da mesleği kötüye kullananların disiplin cezaları almaları ya da TCK’ya göre cezalandırmalarından ibaret değildir. Bütçeden sağlığa ayrılan paydan başlamak üzere, koruyucu hekimliğe kadar uzanan ve insanların yaşamı üzerine alınan tüm kararlar, yapılması düşünülen veya uygulanan tüm politikalar hasta hakları kapsamına girer. Hasta haklarını anlamak ve anlatmak için Hasta Hakları Felsefesinin oluşturulması gerekiyor.

Hastaların sağlık hizmeti alırken karşılaştıkları aksaklıkları yönetmelikler doğrultusunda düzeltmeye çalışmak, sosyal bir yarayı sürekli canlı tutarak geçici ve bireysel çözümlerle beslemekten öteye gidemez. Bu mevcut durumu normal ve makul görmek anlamına da gelecektir. İyi işleyen bir sitemin sadece aksaklık çıktığında onarıldığı yanılsaması yaratabilir.

Hasta hakları açısından karşı taraf sağlık çalışanı, sağlık kurumundan öte tüm sağlık sistemidir. Her bozuk sistemin yarattığı rant sağlık sektöründe korkunç rakamlara ulaştığı için, öncelikle bu ranttan beslenenlerin sağlık sisteminin yeniden yapılanmasına ve düzeltilmesine karşı çıkacakları da aşikardır. Devletin asli görevi olan sağlık ve eğitim sisteminde devletin yetersiz kalması nedeniyle ortaya çıkan özel kuruluşların da bozuk sistemin düzeltilmemesi için çaba içinde olacaklarını tespit etmek gerekiyor. Devletin bu hizmeti görevden kaçarak özel sektöre devretmeye çalışması, hastaları müşteri gibi gören bir zihniyetin yansıması olarak hasta hakları ihlallerinin artışına neden olacaktır.

Sağlık reformu adı altında yaşama geçirilmeye çalışılan politikada her vatandaşın “temel” sağlık hizmetlerine ücretsiz ulaşabilmesinden, bunun üzerinde talepleri olursa ücretini ödemesinden söz ediliyor. Oysa yönetmelik olarak çıkan hasta hakları kapsamında, hastaların tıbbın ve teknolojinin ulaştığı en çağdaş yöntemlerle tedavi olma hakkı olduğu yazar. Çağdaş bir sağlık hizmetini, insanlarına ücretsiz olarak sunamayan, bunu hedeflemeyen bir sağlık politikası ile karşı karşıyayız.

Gelinen noktada hasta hakları, yönerge ve yönetmeliklerle yol alamayan bir olgudur. Hollanda’da olduğu gibi yaptırım gücü yüksek ve ayakları yere basan bir HASTA HAKLARI YASASI’nın çıkartılması gerekiyor.

Sağlık ücretlidir. Toplumun bireyleri bu ücreti öncelikle verdikleri sigorta primleriyle doğrudan öder. Ayrıca verdikleri vergilerle de dolaylı olarak bu hizmetin bedelini öder. Sosyal güvencesi olmayanların da ücretsiz sağlık hizmeti alabilmesi, doğrudan ve dolaylı ödenen bedellerle gerçekleştirilir. Maliyet, kar-zarar hesapları sağlık sistemi için söz konusu olamaz. Devletin sağlık hizmeti kar amaçlı değil sosyal fayda amaçlıdır. Ödenmiş bir sağlık hizmetinin bedelini bir kere daha ödemeye zorlamak, hastalar için en büyük hasta hakkı ihlallidir. Senelerce prim veren insanların “temel” adıyla tanımlanan kalitesiz bir sağlık hizmetinden kurtulmak için özel muayenehanelerde ve kuruluşlarda çare aramaları, sosyal bir yaradır. Avrupa ülkeleri içinde sadece ülkemizde uygulanan, devletten maaş aldığı halde özel muayenehane açabilen veya başka özel kuruluşta çalışabilen doktorların varlığı, hasta hakları ihlalinin en önemli nedenlerinden birisini oluşturuyor. Aynı zamanda bu etik bir sorundur. Ben bunun yasal dayanağını araştırmalarımda bulamadım. Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun özel muayene açmak isteyen doktordan söz eder. Bu doktorun devlet kurumunda çalışıp çalışmayacağı hakkında bir şey söylemez. Bilen varsa bizi de aydınlatmasını rica ediyorum. Diğer kamu çalışanları neden özel büro açamaz, onu sorgulamak gerekiyor. Avrupa ülkelerinde ve hatta ABD’de devlette çalışan doktorların özel muayene açmalarının veya başka kurumda çalışmalarının yasak olduğunun bilinmesini istiyorum. Bıçak parası diye adlandırdığımız uygulamanın yaşama olanağı bulduğu yer devlet kadrosunda çalışan doktorların özel muayenehaneleridir. Devlet kurumlarındaki teşhis ve tedavi kalitesinin kasıtlı olarak düşük tutulmasının nedenin de bu olduğunu söyleyebiliriz. Sivil toplum örgütü kimliğindeki meslek odalarının da yapılabilecek her türlü yeniliğe karşı çıkmalarının bir açıklaması bu olabilir. Meslek icra etmek için üye olunması zorunlu olan hiçbir kuruluş sivil toplum örgütü değildir. Sivil toplum örgütü gönüllü üyelikten geçer; yoksa çıkar birliğine dönüşür.

Gelelim HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ”ne. Okuma yazma bilen her insanın bir nüshasını evinde bulundurması gerektiği bir yönetmelik bu. Keşke çok satan gazetelerden birisi bunu kitapçık olarak verse. Bunu bir öneri olarak sunuyorum. İlgi duyanlar yönetmeliği internetten bulup indirebilir. Ben maddelerini olduğu gibi yazmayacağım sadece örnek bazı maddelerinden yorum yaparak aktaracağım. Bu maddelerin bir çoğunun ihlalinin ceza kanunu kapsamına girdiğini bildirmek istiyorum.

Madde 1 herkesin insana yakışır şekilde hasta haklarından yararlanabilmesinden söz eder. İnsana yakışmayan her türlü sağlık uygulaması bu maddeye aykırılık taşır.

Madde 5 sağlık hizmetinin verilmesinde hastaların ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmaz der.

Madde 6 sağlık hizmeti veren personelin adalet ve hakkaniyete uygun hareket etmesinden söz eder.

Madde 7 bütün sağlık kuruluşlarında hastayı bilgilendirmek için yeterli teknik donanıma sahip birimlerde çalışan nitelikli personelden söz eder.

Madde 9 hastanın tedavisini yapan doktoru değiştirme hakkından söz eder ve devam eder: bu değişimden dolayı ortaya çıkacak bedel hasta tarafından ödenir. (!)

Madde 11 hastanın tıbbın ve teknolojinin sunduğu en çağdaş olanaklarla teşhisinin ve tedavisinin yapılmasını talep etme hakkından söz eder.

Madde 15 hastaların sağlık durumlarıyla ilgili kurumdan sözlü ya da yazılı bilgi alabilme hakkından söz eder.

Madde 25 hastanın istediği an tedaviyi reddetme veya durdurma hakkı olduğundan söz eder.

Madde 37 bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının hastaların, yakınlarının ve ziyaretçilerinin can ve mal güvenliğini sağlaması yükümlülüğünden söz eder.

Madde 39 bütün sağlık personelinin hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik, şefkatli davranması gerektiğinden söz eder.

Biten maddelerde de disiplin cezaları, hukuk süreci, dava yolları ve tazminatlardan söz eder; ancak hasta hakları ihlalleri yaptırımlarla giderilecek bir şey değil. Toplumun tüm katmanlarına, öncelikle sağlık çalışanlarına benimsetilmesiyle engellenecek bir vakıa. Çok yönlü ve çok kapsamlı bir eğitimle Hasta Hakları Felsefesinin oluşturulması ve yaşama geçirilmesi gerekiyor.

Bülent TOP
Araştırmacı yazar

bulenttop1@hotmail.com

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.