HASTA HAKLARI GÜNÜNÜN ARDINDAN- Dr.Nazmi Zengin

Ülkemizde 1 Ağustos 1998 tarihinde yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği zamanın şartlarında ileri bir adim olmakla birlikte uygulama yönergesi yayınlanmadığından uzun yıllar gündelik hayatta karşılığı olmadan kalmıştır. Son yıllarda Hasta Hakları Uygulama Yonergesi’nin çıkarılması, Bakanlık ünyesindeki tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında Hasta Hakları Kurullarının ve Hasta Hakları Birimlerinin kurulması olumlu ancak yetersiz adımlardır.

Bu yetersizlik hasta hakları konusunun siyasetçiler tarafından bazen popülizme varan derecede  kamuoyu gündemine getirilmesine rağmen Sağlık Bakanlığı’nca açıklanan Ocak-Ağustos 2007 dönemine ait verilere bakıldığında hemen kendini ortaya koymaktadır. Söz konusu veriler hasta hakları birimlerine yapılan başvuruların %80’inin yerinde çözümlendiği, kurullara intikal eden şIkayetlerden sadece % 13’u için ‘hasta hakları ihlali var’ kararı verildiği biçiminde özetlenebilir.

Hasta hakları birimlerine yapılan başvuruların %80’inin yerinde çözümlenmiş olması gerçekte bu şikayetlerin hasta hakları birimlerine başvuruda bulunulmasını gerektirmeyen idari aksaklıklar olduğunu
göstermektedir. Bu haliyle hasta hakları birimi daha önce hastanelerde genellikle başhekim yardımcılarından bir tanesinin bireysel olarak yüklendiği görevlerle meşgul edilmektedir.

Oysa hasta hakları birimlerinin en basta gelen görevi hasta hakları konusunda gerek sağlık personelini gerekse hasta ve yakınlarını eğitmek olmalıdır. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı kendi personeline
yönelik eğitim çalışmaları yapmış olmakla birlikte bunlar genellikle hasta hakları birimlerinde çalışan görevlilerle idarecileri ve hemşireleri hedeflemiştir. Hala hekimler için ciddi eğitim faaliyetlerinden uzakta olunduğu bir gerçektir. Öte yandan basta hasta ve hasta yakınları olmak üzere toplum için de yeterince eğitici faaliyet yapıldığı söylenemez. Hekimlerin bilinçlerini ve bulunçlarını hedeflemeyen bir hasta hakları uygulama projesinden daha fazlası da beklenemez.

Hasta hakları kurullarına intikal eden şikayetlerin %70’inden fazlasında ihlal bulunmaması

bir yandan toplumun bu konu bilinçlendirilmemiş olmasına bağlanabilecekken diğer yandan da akla bu kurulların tarafsızlığında ya da yetkinliğinde bazı sorunlar olabileceğini getirmektedir.

Hasta hakları kurullarının yapısındaki çarpıklık bu kurullara olan güveni azaltmaktadır. Bir yargılama kurulu olmamasına rağmen memur üyelerin sivil üyelerden fazla olması vatandaşça peşinen sağlık
personelinin korunduğu seklinde algılanmaktadır. Bildiğim kadarıyla Sağlık Bakanlığı kurullarda bulunan memur üyelerin hasta hakları konusunda eğitilmesine önem vermekte ve bunu desteklemektedir. Hiçbir
maddi karşılığı olmadan bu kurullarda kamu hizmeti veren sivil üyelerin eğitimi de en az memur üyeler kadar önemlidir ve Sağlık Bakanlığı bu üyelerin eğitiminden de sorumlu olduğunun farkına varmalıdır. Bu noktada hasta hakları ile ilgili eğitimlerin bir ticari kazanç kaynağı haline getirilmesinin önlenmesi de yine Sağlık Bakanlığı’na düştüğünü vurgulamak isterim.

Kurulların verdiği kararlar arasında “hasta hakki ihlali” kategorisinden ayrı değerlendirilen “sistemden kaynaklanan sorun” kategorisi olması tam anlamıyla bir garabettir. Bir sorun hastanın herhangi bir hakkinin ihlaline yol acıyorsa bunun sistemden kaynaklanması o sorunu hasta hakki ihlali olmaktan çıkarmaz, hatta sistemden kaynaklanması daha derin bir sorunun varlığına işaret eder. Yetkililerin hasta hakları ihlalleri sorununu temelden halledecek sistem bozukluklarını çözme yerine tek tek sağlık personelini yargılama gibi bir eğilimde olma izlenimi vermeleri bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri öldürmekle uğraşmak türünden etkisiz bir yaklaşım bicimidir.

Hasta hakları konusundaki ilk uluslararası bildirgenin hekim kuruluşlarınca hazırlanmış olmasına karşın hekimlerimiz arasında hasta haklarına karşı tavırlar hala yüksek orandadır. Burada tip fakültelerimizdeki müfredatta hasta hakları konusunun olmaması, siyasetçilerin kolaycılığa kaçarak sağlık sistemindeki sorunlar konusunda hasta ile hekimi karsı karşıya getirecek bir söylem
benimsemelerinin rolü büyüktür ancak daha vahimi basının sorumsuz ve kışkırtıcı tutumudur.

Öte yandan hasta hakleri birimlerinin ve kurullarının Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşlar dışında da kurulması yolunda neredeyse hiçbir ilerleme yoktur. Önümüzdeki donemde hem Sağlık Bakanlığı hem
de hasta hakları aktivistlerinin  gündeme alması gereken en önemli konulardan biri budur.

Sonuç olarak ülkemizde hasta hakları konusu henüz emekleme devresindedir denilebilir. Gerek resmi gerekse sivil toplum kuruluşlarınca yapılan güzel isler vardır. Bunların ayni hedef doğrultusunda, sinerji içinde koordine edilerek henüz yapılamayanların yapılması, henüz gündeme getirilemeyenlerin gündeme getirilmesi ülkemiz insaninin yararına olacaktır.

Bu konuda en büyük görevin Sağlık Bakanlığı’na düştüğünü hatırlatmamıza bilmem gerek var mı?

Dr. Nazmi Zengin

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.