Hasta, hakkından bihaber! Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) Başkanı Leyla Ezgi, hasta hakları konusunda Türkiye’de birikimin olmadığından şikayetçi. Ezgi, HAYAD’ın kuruluşunu anlatırken “Eşimin ameliyatlarından sorumla doktorun cerrahi kitaplarını okuyarak başladım işe. Bir yandan da davamı üstlenebilecek bir avukat arayışına girdim. Ne yazık ki hasta hakları konusunda uzmanlaşmış bir avukat yoktu. Davama inanan bir avukatı bulana kadar çok sıkıntı çektim. Bulduktan sonraki aşamada da her şeyi avukatla birlikte araştırarak öğrendik”diyor. Gün geçmiyor ki yanlış bir iğne sonucu bir insanın sakat kaldığı ya da doktor hatası yüzünden bir hayatın karardığı haberleri duyulmasın.Hasta yakınlarının feryat ve figanları hastaneleri çınlatıyor. Ama değişen bir şey yok. Aynı hatalar, ihmaller tekrarlanıyor. Yine bildik sahneler herkesin gözü önünde yaşanıyor. Hastane mağdurları artık bu sahneleri görmemek için bir araya gelerek, Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) adıyla bir dernek kurdular. Amaçları hastaları haklarıyla buluşturmak. Ancak bir gerçeği fark etmişler ki, o da insanların hasta hakları konusunda hiçbir bilgisinin olmaması. Dernek Başkanı Leyla Ezgi ile hastaların haklarının neler olduğu, nasıl kullanabilecekleri ve bu konuda yasal düzenlemelin nasıl işlediği üzerine konuştuk. -Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD) nasıl kuruldu? 1992’de kız kardeşim ameliyattan sonra doktor hatası nedeniyle felç oldu. Bundan böyle hasta hakları konusuna ilgi duymaya başladım. 1996’da ise, mide ağrıları nedeniyle hastaneye yatırdığım eşimi 9 ameliyattan sonra 4.5 ay içinde kaybettim. Bu dönemde yaşadıklarım, doktorların kötü muamelesi, duyarsızlıkları, son zamana kadar nelerin olup bittiğine dair bilgilenmeyişimiz, eşimin deneme tahtasına çevrilmesi, yanlış müdahaleler hasta haklarıyla ilgili bir mücadeleyi başlatma kararı aldırdı. -Peki kardeşinizin haklarını koruyabildiniz mi? Ne yazık ki, hakkımızı arama konusunda eterince bilgi sahibi olmamamız, biraz da maddi imkansızlıklar nedeniyle bu olayı dava konusu yapamadı. -Nasıl başladınız bu işe? Eşimin ameliyatlarından sorumlu doktorun cerrahi kitaplarını okuyarak başladım işe. Bir yandan da davamı üstlenebilecek avukat arayışına girdim. Ne yazık ki, hasta hakları konusunda uzmanlaşmış bir avukat yoktu. Davama inanan bir avukatı bulana kadar çok sıkıntı çektim. Bulduktan sonraki aşamada da her şeyi avukatla birlikte araştırarak öğrendik. Bu hukuki çıkış noktasını ararken çektiğim sıkıntıları başkaları yaşamasın, başlarına bir şey geldiğinde nasıl davranmaları gerektiğini bilsinler istedim. Benim gibi düşünen, çeşitli sebeplerle mağdur olmalarından veya duyarlılıklarından dolayı bir araya gelen, tümüyle gönüllü insanlarla HAYAD’ı kurduk. -Hasta hakkı ya da hasta yakını hakkı neleri kapsıyor? Kademeli düşünürseniz eğer; sağlık hakkı insanların devletten talep edebileceği hasta olmadan önce koruyucu hekimlik, birinci basamak sağlık hizmetleri dediğimiz hizmetlerden son tedavi ve tedavi sonrasına kadar bütün sağlık hizmetlerini kapsar. Bu dönem içerisinde kişinin sahip olduğu, ihlal edilmemesi gereken hakların tamamı hastanın hakları olarak telakki edilir. Bu kişinin hasta olmasından sonra başlayan bir süreç değil, hata olmadan önce, sağlıklıyken başlayan bir süreç.Dolayısıyla hekim hatası bu kademeli sürecin içerisinde sonraki bir dönme rastlıyor. Zaten sadece hekim hatası olarak değerlendirmek yanlış. Malpraktis kavramının anlamı uygulamadaki tıbbi uygulamadan kaynaklanan hata olması. Yani bu hatayı sadece hekimler değil, sağlık personeli ve sağlık hizmetini yapan herkes yapabilir. Kavramı böyle değerlendirmek gerekiyor. -Hasta hakkı nerede başlar nerede biter sizce? Bizde en büyük sorun kavramın altının dolu olmaması. Yani sana zamanında küçükken aşının vurulması bu bir haktır. Hak çocukken doğumunda, hatta annenin hamileliğinde başlar. Annenin gidip doğru düzgün bir tedavi olması. Çoğu anne kontrole bile gidemez köylerde, kendi kendine doğum yapan anneler bile vardır. Sonuçta ne oluyor? Çocuk çoğu zaman ölü doğuyor. İşte hak buradan başlıyor. Hasta yakını kavramı daha yeni bir kavram. Hasta yakını kavramı biraz daha hastalıktan sonraki dönemi kapsıyor. Kişilerin yakınlarının maruz kaldığı hastalıkları dolayı uğramış olduğu zarardan doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerinin de etkilenmesi hasta yakınlarının da devreye girmesine yol açıyor. -Hasta hakkı kavramı konusunda toplumun bilgi seviyesini ölçmek mümkün mü? İnsanların bu konuda hiçbir bilgisi yok. Bizim dahi yoktu. Ben h asta hakkı diye bir kavramın olduğunu hastanede eşimin ölümünden sonra öğrendim. Böyle bir hak varsa, bu konunun bir alt başlıkları olmalı ve bununda bir derneği olmalı diye düşündüm. Bunun için mücadele edilmeli. Bizim ülkemizdeki insanlar hakkını hiçbir yerde aramıyor. Manavdan çürük elma alsa canım bu kadar da olur diyor. Onu götürüp iade etmiyor. -Dernek olarak ne tür şikayetlerle karşılaşıyorsunuz? Bize hekim hatasından dolayı geliyorlar. Fakat bunun yanında “ben SSK’ya muayene olmaya gidiyorum ama işlemimi SSK’nın doktorunun özel muayenehanesine gittikten sonra yaptırabiliyorum” diye gelen olduğu gibi “İşte bu hastane benden bağış aldı, bu yasal mıdır? Ben bunu vermek zorunda mıyım? Diye soran vatandaş da oluyor. Hekim hatası olarak gelse de biz öyküyü alıp değerlendiriyoruz. Hekim hatasının öncesindeki hataları, hak ihlallerini de görüyoruz. Doktorun riskler ve tedavi ile ilgili yeterli aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği, rızasının alınmadığı, ilaçlarla da ilgili yeterli bilgi verilmediği gibi. İnsanlara nasıl yardımcı oluyorsunuz? Önce şikayet yollarını öğretiyoruz. Çoğu insan ne yapacağını bilmiyor. Avukatlar dahi bilmiyordu. Sağlık ve hukuk komisyonlarımız var. Mevzuat taranıyor, başvurulara örnek dilekçeler hazırlanıyor. Sağlık komisyonu eğitim programları hazırlıyor. İnsanları bilgilendirecek afiş ve broşürler hazırlıyoruz. Bize müracaatlarda yol gösteriyoruz. Hak ihlallerine maruz kalanların davalarına katılıyor ve onları destekliyoruz. Hastanede mağdur olmuş bir vatandaşın ilk olarak yapması gereken şey ne? Hastanenin durumuna göre değişir. Eğer bir devlet hastanesi ise çalışan personelin memur olmasından kaynaklanan bir durum söz konusu. Bunlar Memurin Muhakematı Kanunu’na tabiler. Cezai kovuşturmasa yapılabilmesi için önce hastane idaresine başvurulması gerekiyor. Hastane kendi iç mekanizması içerisinde değerlendirecek, İl İdaresine gönderecek. İl İdaresi lüzumu muhakeme kararı verirse o zaman savcılık harekete geçebilir. Biraz uzun bir prosedür fakat ilk yapılacak şey idareye başvurmak. Ancak özel hastanelerde durum farklı. Hasta yakınlarına yapabileceğiniz ilk tavsiye nedir? Eğer bir hatadan dolayı ölüm olduğundan şüpheleniliyorsa mutlaka otopsi yaptırsınlar. Özel yada devlet hastanesinde olması fark etmez. Ölüm riski olduğu söylense dahi otopsi yaptırılmalı. Çünkü gerçekten ameliyat nedeniyle mi oldu, yoksa doktorun bir hatasından dolayı mı oldu, ben nerden bileyim? Hasta hakları konsun da yasal düzenlemeler var mı? Dağınık bir biçimde, değişik kanunlar içerisinde olan hükümler var. Sağlık Bakanlığı’nın Hasta Hakları Yönetmeliği diye bir çalışması var. Ama biz ikna olabilmiş değiliz. Ellerinde böyle bir taslak olduğunu söylüyorlar ama bunu bize vermiyorlar. Daha önce bu konuşuluyordu ancak, yazılı olarak yönetmelik tarzında hazırlanması biraz sakıncalı. Çünkü bildiğiniz gibi yönetmeliklerin bakanlık tasarrufu olması bunların idari anlamda siyasilere keyfi olarak müdahale etme olanağı sağlıyor. Bunun bir kanunla düzenlenmesi gerekir. Hataların önlenmesi için hastane kendi bünyesinde ne gibi önlemler alabilir? Öncelikle bir başvuru birimlerinin oluşturulması gerekiyor. Kişilerin hastanele gittiklerinde kendilerine, başlarına ne geleceği , ne yapaları gerektiğini anlatan bir birim olması gerekiyor. Hasta sayısının fazla olması bahanesini kabul etmiyorum. Bu ülkede her insanın hakkı çiğneniyor, maaşlar da az. Yasal yollara başvurulduğunda sonuç alınabilir mi sizce? Önemli olan talebi arttırmak. Talebi arttırırsanız bunun gerisi gelir. Yüksek Sağlık Şurası’nın devreye girmesinden dolayı süreç uzuyor. Yavaş işlediğinden toplumda adalete olan güven sarsılıyor. Biz bunun daha kısa sürede olması için devreye girmeye çalışıyoruz. Sağlık Şurası tek bilirkişi olmaktan çıkartılmalıdır. Çünkü Yüksek Sağlık Şurası taraflı çalışıyor. Mesleki dayanışma kararlara yansıyor. Örneğin ameliyat sırasında oksijen tüpü yerine karbondioksit tüpü takılan hastanın hayatını kaybetmesi üzerine açılan davada, operasyonda görevli sağlık personeline sadece sekizde üç oranında kusuru bulabilen YSŞ artık bir tabu olmaktan çıkmalıdır. Avrupa’da bu nasıl? Onlarda bu konular ayrıntılı olarak düzenlendiği için tıp ihlalleri bizdeki kadar tabi ki oluşmuyor. İnsanlar da hakkını aramasını biliyor. Hakkının ne olduğunu biliyor. Bizde insanlar ölen geri mi gelecek diyor. Hakkını aramıyor. Amerika da bir takım cemiyetler var. Bu cemiyetler hastanelerde insanların yanında yer alıp, özellikle bilgilendirme hakkını, yani doktorların birebir hastaya ve hasta yakınlarına bilgi vermesini sağlıyorlar. Danışmanlık yapıyorlar. Eğitim amaçlı seminerler düzenliyorlar. Amerika’da bu konuyla ilgilenen birkaç tane örgüt var. Bunun dışında Avrupa’da, Almanya’da İngiltere’de var. Sistemleri farklı, İtalya’da 20 yıl önce kurulmuş bir dernek var. Buraya bir temsilcileri geldi Onlarla konuştuk. Hasta haklar ile ilgili yirmi yıl önce, hazırladıkları afişleri hastanelere asamamış, bu insanları ölümle tehdit etmişler. Ama mücadele etmişler ve bir yerlere gelmişler. Almanya’da kurulan dernek de hastalar birleşerek, sloganlarla hareket geçmişler. Hekime ne gibi cezalar verilebiliyor? TCK’na göre dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek iki yıldan beş yıla kadar hapis öngörüyor. Büyük bir ihmal yoksa alt sınır iki yılan hesaplanıyor ve YSŞ’dan gelecek kusur oranı ve hakimin vereceği takdirle iki yıldan da indirim yapıyorlar. Sonuçta para cezasına da dönüştürülebiliyor. Bu sebeple insanlar hakkını aramıyor. Doktorlar da istediğin yere kadar git diyor. Sağlık Bakanlığı’nın yeni bir yasal düzenleme yapması gerekiyor herhalde? Bu konuda hükümetin yasa değil de yönetmelik şeklinde bir düzenlemesi var. Ama henüz görmedik. Ancak devlet tarafından ele alınması yinede iyi gelişme. Ama henüz göremediğimiz için pek bir şey söyleyemiyoruz. Lizbon Bildirgesi’nde hasta hakları Dünya Tabipler Birliği’nin 1981’de kabul ettiği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’ne göre; 1-Hasta, hekimlerini özgürce seçme hakkına sahiptir. 2- Hasta, dış etki altında kalmadan özgürce klinik ve etik kararlar verebilen hekim tarafından bakılabilme hakkına sahiptir. 3-Hasta yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra önerilen tedaviyi kabul ve reddetme hakına sahiptir. 4-Hasta hekiminden tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine sayı duyulmasını bekleme hakkına sahiptir. 5-Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı vardır. 6-Hasta, uygun bir dini temsilcinin yardımın içeren ruhi teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir. 24 Mayıs 1998