Advertisement
Dil Seçimi
English Site
Son Haberler
Basın Açıklamaları
Etkinlikler
HAYAD - Yahoo! Groups

HAYAD Yahoo! Groups

Mesaj Göndermek İçin

Üye Olmak İçin

Üyelikten Çıkmak İçin

Kimler Sitede?
Şuanda 2 misafir bağlı
Yetkili Girişi





Parolamı unuttum?
ENGELLİ CİHAZ BEDELİ ÖDEMESİNE DAİR MAHKEME KARARI
Pazar, 19 Kasım 2006

 

 1.1.2007 tarihinden itibaren Genel Sağlık Sigortası yürürlüğe gireceğinden, aşağıdaki kararla kazanılmış bu hak, 31.12.2006 tarihinden itibaren bir hak kaybı olacaktır.

T.C
ANKARA
9.İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO.2005/1680
KARAR NO.2006/1461

DAVACI:                              Bahar COŞKUN
DAVALI:                               Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü-ANKARA
VEKİLİ:                                 Av. Özlem Atılgan

DAVANIN ÖZETİ:  Davacının satın almış olduğu cihazın, sağlık gideri olarak tarafına ödenmesi istemiyle davalıya yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile cihaz bedeli olan 16.977.77 YTL.nin yasal faiziyle birlikte tarafıma ödenmesine karar verilmesi istemidir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Davacıya belgelerini eksik getirmesi nedeniyle ödeme yapılmadığı ileri sürülerek haksız açılan davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

T ÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Ankara 9. İdare Mahkemesince işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık, davacının satın almış olduğu sağlık cihazı giderinin davalı idare tarafından ödenmemesinden kaynaklanmaktadır.
5435 sayılı Emekli Sandığı Kanunun geçici 139. maddesinin 6. ve 7. fıkrasında; “muayene, tetkik tahlil ve tedavilerin usul, şekil ve şartlardı ile fiyatları, bu hususlarda ilgili kurum ve kuruluşlara ve Sandığın ödeme ve tahsilât işlerini yapacak bankalara verilecek görevler ve bunlarla ilgili esaslar Sandıkça hazırlanıp Maliye Bakanlığınca onaylanacak yönetmelikte tespit olunur. Bu yönetmelik Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde hazırlanır” hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanununun geçici 139. maddesine dayanılarak >Maliye Bakanlığınca çıkarılan Emekli ve Malullük Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen Bakmakla Yükümlü Oldukları Aile Fertleri, Dul ve Yetim aylığı Alanların Muayene ile Tedavileri Hakkında Yönetmeliğin “çeşitli Ortez Tıbbi Malzeme ve Cihazlar” başlıklı 30. maddesinde; “sağlık kurulu raporu ile gerekli görülen çeşitli ortez, tıbbi cihaz ve malzeme bedelleri Sandıkça tespit edilir ve bu malzemelerin bedeli hak sahibine kullanıldığı veya teslim edildiği tarih esas alınarak ödenir. Çeşitli ortez, tıbbi cihaz ve malzemeler için Sandıkçı saptanan fiyatlar azami fiyat olup, dava düşük fiyattan alındığının tespiti halinde bu fiyattan ödenir” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinde, davacının hastalığı nedeniyle Marmara Üniversitesi Hastanesi Sağlık Kurulu raporu ile “ayakta dik pozisyonlama cihazı manuel sürüş motorlu kalkış” isimli cihazın kullanılmasının gerekli görüldüğü, söz konusu cihazı 16.944,77 YTL, ye satın alarak fatura tutarını Ankara Ticaret Odasınca raiçlere uygun olduğuna dair onaylatarak cihaza ait fatura giderinin ödenmesi için 28.06.2005 tarihinde Emekli Sandığına başvurduğu, ancak davalı idarenin 08.07.205 tarih  ve 16865 sayılı işlemiyle ithalatçı faturasının bulunmadığı gerekçesiyle ödeme yapmaması  üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca davacıya ödeme yapılması gerekirken ihtilatçı firma faturasının olmaması gerekçe gösterilerek cihaz bedelinin davacıya ödenmemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, davacının ödedidği 16.944,77 YTL cihaz bedelinin davanın açıldığı 09.09.2005 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yapılan 972,22 YTL; yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıyla verilmesine, hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan 915,02 YTL nisbi karar harcından peşin alınan 101,20 YTL. Maktu karar harcı mahsup edildikten sonra 903,82 YTL harcın davacıya tamamlattırılmasına, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere, 21.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

     

 
10. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi Sonuç Bildirgesi
Salı, 03 Ekim 2006

10. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi Sonuç Bildirgesi  
 
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen 10. Ulusal Halk Sağlığı  Kongresi başarıyla gerçekleştirildi.Kongreye çeşitli üniversitelerden 234  bilim insanı katıldı.Kongrenin yoğun bilimsel programı çerçevesinde  Türkiye' nin önemli sağlık sorunları sosyal ve politik bağlamı içinde irdelendi, çözüm önerileri tartışıldı.
Kongrenin basına ve kamuoyuna yönelik mesajlarını içeren sonuç  bildirgesi aşağıdaki gibidir.

10. ULUSAL HALK SAĞLIĞI KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Dünya'da ve Türkiye'de sağlık alanında var olan eşitsizlikler  artmaktadır. Küreselleşmenin bugün gerçekleştiği güç dengeleri içinde  yoksul ülkeler ve ülkelerin yoksulları daha yoksullaşmakta, zenginler daha zenginleşmektedir. Ekonominin yöntemleriyle ve gerektiğinde kaba kuvvetle sürdürülen bu küresel sömürü düzeninde sosyal devletin tüm kurumları tasfiye edilmekte, sosyal devlet ilkeleri değersizleştirilmektedir. Yaşamın her alanı ticarete açılarak en temel insani gereksinimler bile
piyasanın kurallarına teslim edilmektedir.

Her şeyin iyiye gittiğine ilişkin tüm resmi açıklamalara karşın,  Türkiye'de toplumun sağlığı iyiye gitmemektedir. Yoksulluk, işsizlik, kitlesel göç gibi toplum sağlığını kökten sarsan sorunlara ek olarak, sosyal devlet ilkelerinden uzaklaşılması sonucunda, insanlar en basit sağlık sorunları karşısında bile çaresizliğe terk edilmektedir. Bulaşıcı  hastalıklar, beslenme yetersizliği, sağlık hizmetine ulaşamama, temiz sudan yoksunluk ve kötü barınma koşulları gibi sorunlar devam etmekte, bunlarla birlikte yeni ortaya çıkan salgın hastalıklar ve göç, deprem, sel gibi afetlere bağlı sorunlar Türkiye'de toplum sağlığı üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır.

Bunlara ek olarak, kalp hastalıkları, kanser, diyabet gibi refah  toplumlarının öncelikleri arasında yer alan sorunlar da artmaktadır. Kötü kentleşme, yanlış tarım politikaları, ekolojik yıkım ve toplumun  içine itildiği sağlıksız yaşam biçimleri sonucunda kronik hastalıklarda  artış görülmektedir. Böylece Türkiye daha bir yükü sırtından atmadan yeni yüklerin altına girmektedir. Sağlık sistemi bu çifte  yükü kaldırmaya  yönelik ciddi bir hazırlıktan yoksundur.

"Sağlıkta Dönüşüm" adı altında ısrarla sürdürülen çalışmalar ile  devletin sağlık alanındaki sorumluluğu ortadan kaldırılmaya
çalışılmaktadır. Sağlık toplumsal kalkınmanın temel itici gücü olmak yerine, sermayenin karlılığı için çekici bir pazar alanı olmakta; herkesin temel hakkı olarak görülmesi gerekirken, bazılarının satın alabileceği, bazılarının ise verilenle yetineceği bir ürün haline gelmektedir. Birinci  basamak sağlık hizmetlerini özelleştirmek için, "aile hekimliği"nin dünyada var olan olumlu örnekleriyle ilgisi bulunmayan, sıradan  muayenehanecilik sistemi getirilmektedir. Bunu kabul ettirmek için toplum açıkça yanlış bilgilendirilmekte ve toplumun mevcut sağlık sistemindeki sorunlardan kaynaklanan beklentileri istismar edilmektedir. Dünya Bankası'nın dikte ettirdiği politikalara sadakat hükümet açıklamalarında "cesaret" olarak adlandırılmaktadır.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Halk  Sağlığı Uzmanları Derneği tarafından 6-8 Eylül 2006'da Van'da düzenlenen 10. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi'nde yapılan bu saptamalara bağlı olarak:

Halk Sağlıkçılar var olan sağlık sisteminin bugünkü koşullarda  gereksinimi karşılamayan ve iyi işlemeyen yanlarını yeniden yapılandırmak ve olumlu yanlarını geliştirmek üzere bilimsel ve teknik desteği sağlamak için gerekli donanıma sahip ve hazırdırlar.

Ancak Halk Sağlıkçılar bugünkü biçimiyle "Sağlıkta Dönüşüm"  sürecinin toplumun sağlığını derinden ve olumsuz biçimde etkileyecek  tehlikeli bir macera olduğu görüşündedirler ve bunun açıkça karşısındadırlar.  Bu "dönüşüm"ün tümüyle hayata geçirilmesi halinde ise, bu kez ortadan  kaldırılması ve yeniden dönüştürülmesi için çalışmaya kararlıdırlar.

Halk Sağlığı yaklaşımı ile sağlık en temel insan hakları  arasındadır. Bu yalnızca bedensel değil psikolojik ve sosyal açıdan da iyi olma hakkını içerir. Sağlık toplumsal kalkınmanın temelidir. Sağlığın  korunması sağlık hizmetlerinin ana hedefidir. Tedavi edici sağlık hizmetleri koruyucu sağlık hizmetlerinin tamamlayıcısıdır ve birinci basamakta koruyucu hizmetlerle tedavi edici hizmetler iç içe olarak sunulmalıdır.
Halk Sağlıkçılar küresel sermayenin ve onun yerel uygulayıcılarının  dayatmaları karşısında bu ilkeleri savunmaya kararlıdırlar ve tüm  hükümetleri, kurum ve kuruluşları, toplulukları ve bireyleri bu ilkeleri hayata geçirmek üzere sorumluluğa davet ederler. 

http://www.yyu.edu.tr/kongre/sonuc.aspx adresinden alıntıdır.

 
Kasten Görevi İhmalden Hastanın ölümüne sebep olmak
Cuma, 29 Eylül 2006

T.C İSTANBUL VALİLİĞİ MAKAMINA

CC: HASTA VE HASTA YAKINI HAKLARI DERNEĞİ BAŞKANLIĞINA

Konu: İdari soruştuma açılması talebi

SANIKLAR: 1) Haseki Hastanesi acilserviste 4 Mayıs 2006 tarihinde saat 20 00 civarında görevli Acil vezne hasta kayıt operatörleri ve Adli polis noktasındaki görevli.

2)Haseki Hastanesi acilserviste 3 - 7 Mayıs 2006 tarihlerinde görevli doktorlar ve şefi ile Beyin Cerrahı ve ortopedi servisindeki doktolar
SUÇ : Kasten Görevi İhmalden Hastanın ölümüne sebep olmak

KONU: 03.05.2006 Trafik kazası geçirerek, İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan adı sonradan ERHAN AVŞAR olrak değiştirilen kimsesiz hasta, 07.05.2006 tarihinde hastanenin acil servisinde vefat etmiştir. Söz konusu Hasta ölmeden önce yakınlarından saklanılmak istenmiş ve bilinçli olarak öldürülmüştür.

Ölüm vakasıyla ilgili olarak Hastanenin idari birimi,03 - 07 Mayıs tarihlerinde görevli Beyin Cerrahisi , ortopedi, Acil servis doktorları ve şefleri hakkında soruşturma ve yasal kovuşturmaların açılmasını kasıtlı yada ihmal den hastayı öldürmekten yargılanmalarını arz ve talep ederim.

AÇIKLAMALAR:

1. Kardeşim Erhan Avşar’ın 3 Mayıs Çarşamba 2006 saat 03 00 sıralarında araç dışı trafik kazası geçirerek Osmaniye polis merkezince Haseki Eğitim Hastanesine kaldırılmıştır. Üzerinde kimlik çıkmayan ancak Erkan Avşar (abisi) adına vakıf bank bankamatik kartı çıkmıştır. Çarpan şöförde hastaneden gelen rapora göre serbest bırakılmıştır.

2. Bana kardeşimin kayıp haberi 4 Mayıs Perşembe günü geldi aynı tarihte Kumkapı Polis Merkezine Kayıp ve şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulundum. Aynı gün kardeşimin başına bir şey gelebileceğinden şüphelendiğim için işyerine en yakın hastane olması dolayısı ile önce Haseki Hastanesine saat 20.30 sularında gidip Adli polise; "Erhan Avşar yada Erkan Avşar (üzerinde o banka kartı olduğu için) adına adli vaka yada yada normal vaka varmı diye sordum. Görevli memur HAYIR yanıtını verdi.Hastanenin hasta kayıt bilgisayar operatörlerinin hepsinede sorduk. Onlarda bize otarihten itibaren kimsesiz yada kimliksiz hasta olmadığını söylediler. Halbuki; Benim Kardeşim 2 gündür O hastanede ve komada hastane kayıtlarında ve Polis defterinde Kimsesiz olarak geçiyor ve “Erkan Avşar adına vakıfbank kartı üzerindeydi’’ yazısı da yazıyordu. Ama bilgisayrdan çıkmıyordu. Kimsesiz hasta yada üzerinde Erkan Avşar adına bankamatik kartı olan hastayı defalarca sormama rağmen bana yok söylediler. İçeri Acile yada karantinaya girip bakmak istediğimde de; Kayıtlarda adı yoksa içeri de olamaz dendi ve izin verilmedi.Hastane kayıtları düzgün tutulmuş olsa idi, tek başına acil serviste yatan kardeşimi bir gün erken bulacaktım ve belki başka bir hastanede tedavi ettirebilecektim. O gün Haseki hastanesinden ayrıldıktan sonra tam 24 saat boyunca vakıf bank bize haber verene kadar İstanbul ilindeki bütün hastaneleri ve morgları dahil Yaklaşık 2 Bin YTL harcayarak aradım. (4 mayıs Perşembe günü saat 20 30 civarında yok diyenler Acil servis kayıt bürosundaki 2 ayrı bilgisayar veznecisi ve adli poliste görevli adli polis noktasındaki Bekçi rütbesindeki kişilerdir.)

Üzerinden çıkan kart dolayısıyla Vakıfbank bize haber vermese idi. kardeşim o hastanede ölecek ve kimsesizler mezarlığına gömülecek bizde ömür boyunca onu aramak zorunda kalacaktık.

3. 5 Mayıs Cuma günü saat 20.00 sularında vakıf banktan gelen telefon sayesinde Haseki hastanesine tekrar geldim ve kardeşimi polis nezaretinde teşhis ettikten sonra kayıtlardaki kimsesiz ismi Erhan Avşar olarak değiştirildi. Sonra neden ben geçen gün geldiğimde kimsesiz hasta sorduğumda bana yok dediniz diye çıkıştığımda; “Bilgisayara Kimsesiz Hasta yerine Kimsesiz HASATA olarak kaydedildiğinden gözükmemiş” (yani “A” nın biri fazla ) Adli polise sorduğumda; “gözlerim görmemiş” diye kendini savundular. Banka kartı da üzerinde olmasaydı öldüğü zaman haberimiz bile olmayacaktı.


4. Ortopedi Doktoruna kardeşimin durumunu sorduğumda bana beyninde kanama olduğunu kafatası kemiğinin kırık olduğunu ve vucudunun diğer kemiklerindede kırıklar olduğunu ama yaralının beyin kanamasından dolayı yoğun bakımda yatması gerektiğini söyledi şu anda bilinci kapalı olduğu için onunla beyin cerrahisi ilgileniyor gidin doktorlarına yoğun bakıma kaldırmak istediğinizi söyleyin.

5 Beyin Cerrahisine sorduğumuzda; durumu iyiye gittiğini söyledi. Benimle sanki dalga geçiyordu. Hastanedeki Beyin Cerahları dışında herkes polis hemşire ve diğer doktor ve yanında yatan hastalar bu çocuğu ya yoğun bakıma yada başka iyi bir hastaneye götürün diyorlardı. Çünkü kimsesiz hasta kabul edildiği ve saç sakal birbirine karışmış ve üst başı pis (iş elbiselerinden) olduğundan dolayı kardeşim sokakta yaşayan tinerci zannedilmiş ve doktorlarca ölüme terk edilmiş.

6. Kardeşimin hali; kafatası kemiği kırık beyin kanaması var bir bacağı dizden çıkmış diğer bacağı iki yerden kırık ve kalça kemikleride kırık Göğüs kafesindeki kaburga kemikleride kırık yüzü kesilmiş burnun içi kurumuş kanlarla dolu ve tıkalı, bilinci kapalı şuuru yerinde değil ve komada idi. Doktora tekrar gittim. Siz bu durumdaki hastayı, ilk geldiği günden beri acil serviste ve aynı yatakta tutuyorsunuz buraya günde ziyaretçilerle birlikte yüzlerce kişi girip çıkıyor. Hijyenik bir ortam olmadığından enfeksiyon kapabilir. Söyledim, kardeşimi yoğun bakıma almalarını ya da başka bir hastaneye sevkini talep ettim. Bana; “yoğun bakımda boş yer olmadığını olsa idi ilk günden kaldırırdık” cevabını verdi. Bende; “ Başka bir Hastanenin yoğun bakımına sevkini yapın” dediğimde, “Sosyal güvencesi yada parası varmı idi?” cevabı ile karşılaştık. “Şu an olmadığını çıkarılacağını söyledik.” Cevabı “çıkarın öyle gelin” Bu durum üzerine Sağlık Bakanlığı SABİM 184 servisini arayıp durumunu anlattım. Telefondaki bakanlık yetkilisi, sosyal güvenliği olsun yada olmasın vakanın aciliyetine göre hastanenin doktoru yoğun bakımda yer olmasa bile başka bir hastanenin yoğun bakımını arayıp yer ayarlatıp sevketmek zorundadır dedi. Aynısını Beyin Cerrasi doktoruna anlattım Çok rahatsız oldu “ya öylemiydi” sormam gerek tekrar yanımıza gelerek “Sizin hastanın durumu iyiye gidiyor beyin kanaması azalmaya başlamıştır beynindeki yara kapanmaya başlamış Önceden yoğun bakımlık mış artıkYoğun bakımlık bir hasta değildir”

7. Ertesi gün diğer vardiyanın doktorlarına bu kez hem ben ve yakınlarım defalarca kez sevki ya da yoğun bakıma alınması için yalvardık. Hastayı kendi imkanlarımızla götürmek istediğimizi bile söyledik o durumda da "Sevk kağıdını da vermem ambulansda vermem alırsın kucağına götürürürsün" cevabı ilke karşılaştık. Ölürse sorumlusu sen olacaksın. Hastaneden sağ aldım diye imza atacaksın dediler sizin hastanın ölüm riski binde bir bile değil ama götürürseniz yolda ölür.” Bizde yapamadık.Aynısını geçen akşamki doktorada söylemiştik oda aynısını söylemişti.

Bu hususta Hastanenin doktorlarının başka bir hastaneye sevkini yapmak istememeleri ve tehtid etmeleri bizce, yaralıyı ilk günden beri ilgisizlik ve yanlış uygulama tetkitlerinden dolayı kasten ölüme terketmelerinin başka hastanelerce anlaşılacağından örtbas etme girişimidir.

8. 7 Mayıs Pazar günü Kardeşim bir öncekinden çok daha kötü vaziyette idi. Kardeşimin beyin tomografisi filmini çektirmeye göndermişler.Doktor filimleri incelerken bende hastanın nabzını kontrol ettim düşmeye başlamış ayaklarını kontrol ettim soğumaya başlamış.Doktora durumunu anlattım ölüyor dedim doktor benimle dalga geçercesine, "Size müjdem var beyin kanaması tamamen kapanmış"diyerek elindeki filmleri gösterdi. ve "O şimdi uyuyor uyandığında ortopedik ameliyatlara başlarız" dedi. Tekrar, (7 Mayıs Pazar günü öğle vakti)İstanbul İl sağlık Müdürlüğü Acil Kriz Merkezini 5189267 nolu telefondan aradım. Kriz Merkezi doktoru Ramazan beye durumu anlattım "buraya müdahale edin yaralı resmen ölüyor doktorlar hiç bir şey yapmıyorlar” Cevabı; “Doktorun işine karışamayız" dedi. S.B.SABİM 184 ü aradım. Durumu anlattım SOS (imdat) yardımı istedim. “Hekime müdahale etme yetkimiz yok” dendi. “Eğer etmezseniz birazdan biryaralı göz göre göre ölecek” söyledik. Hastaneyi arayıp doktoru bilgilendireceğini söyledi. Nöbetçi Şefe gittim o da doktora karışamayacağını ancak arayıp bilgi isteyeceğini söyledi.

9. Tüm girişimler sonuçsuz kaldı tekrar Acil servise döndüğümde kardeşim ölmüş başında hiç kimse yok bağırdığımda bütün doktorlar geldiler İki gündür hastanın başında bir tek doktor görememiştim. Öldüğü zaman 4-5 tane birden ölüye kalp masajları şoklamalar ....vs. öleceği 2 saat önce belliydi Nabzı düşmüş ayakları soğumaya başlarken 0nlara söylediğimde Bana kızıp sonra azarlayıp bizim işimize karışma hasta uyuyor iki günde uyanır diyen doktorlar öldükten sonra hummalı çalışmalarıyla ölüyü diriltmeye çalışıyorlardı. Sonra çıkıp öldü açıklaması yaparken daha once hiç görmediğimiz doktorlar bütün müdahalelere rağmen hastanızı kurtaramadık.söyledi. O esnada Hemşireler doktora sesleniyor Sizi Sağlık Bakanlığı arıyor Kimsesiz hasta hakkında şikayet almışlar bilgi istiyor. Doktor "kalp masajı yaptık şoklama yaptık ve tüm müdahalelere rağmen yaralıyı kurtaramadık" Halbuki yaptığı her şey öldükten sonra idi. Ölmeden önce ne yaptınız diye sorduk cevap yok. Nöbetçi şef de oraya geliyor hasta hakkında bilgilenmeye. Sonuç: Naklen gerçek canlı yayında ölüm sahnesi

Sağken sahip çıkılmayan hastanın ölüsüne sahip çıktılar. ceset için 650 YTL fatura kestiler aksi halde el konacağı söylendi. Bunu öldürülen hastayı meşrulaştırmak için yapmış olabilirler.

Elimize verilen ekipiriz raporu gerçeği pek yansıtmıyordu;

__Hastaya bir ünite 0 Rh+ kan verildiği; Halbuki halbuki hastanın askerlik künyesinde A Rh+ yazıyodu.

__Bir gün önce ateşi 38 derecelere çıktığı; Halbuki ateşini ben tesadüfen ölçtüm, 40 derece idi. Yani ozamana kadar ölçülmemiş. Hemşireye okutturduğumda aman Allah'ım 40 derece deyip panikledi ve düşürmek için ateş dürücü iğne yaptı ondan sonra 39 derecenin altına inmedi. 38 lere çıktığı yalan.

__Öldükten sonra ölüm nedeni olarak "çıkmış olan bacağındaki çıkık yerde kan birikmiş morarmadan da belli oluyor biriken kan iltaplanıp kanı pıhtılaştırmış o yüzden öldüğünü tahmin ediyoruz" dedi. Halbuki; Hastayı son iki gün önce gördüğümüzde o kısımda hafif bir şişlik ve morarma vardı ve gittikçe ilerleyip kalçaya kadar ilerledi. Yani bizim gördüğümüzü doktorlar ölene kadar hiç bakmadıkları için görmemişler öldükten sonra görmüşler.

10. Nöbetçi şef ile odasında görüştüğümüzde, "çok üzgün olduğunu 5 günden beri bilgi vermiş olsa idi, duruma müdahale edebileceğini" söyledikten sonra "Ben bir uzman doktor olmama rağmen 10 sene sonra yaşlandığımda kendime bile bakacak doktor bulamıcağım. Hastanelerin durumu bu rezalet, bende ülkeyi teketmek için Amerika’ ya yada Kanada’ya GREEN CARD başvurusunda bulunacağım. Sizde ülkeyi terk edin ölen öldü geride kalanların sağlığı ve geleceği için.

11. Kardeşim 5 gün boyunca acil serviste tutulmuş, hastanedeki görgü şahitlerinin anlatımından da anlaşıldığı üzere de kimsesiz, madde bağımlısı, jiletçi, zannedilmiş o yüzden yoğun bakıma kadırılmayarak ölümüne sebebiyet verilmiştir. Gelen yakınlarından da saklanılmak istenmesi bir cinayettir kardeşimin ölümü kasıtlıdır.


SORULAR;

1) 4 Mayıs Çarşamba günü saat 20.00 sıralarında sorduğumuz görevli memurlar; Neden bu hastanede isimsiz, kimsesiz bir hasta yok demişlerdir?
2) 5 mayıs Perşembe günü ortopedi doktorunun yoğun bakıma kalkması gerekir derken. Neden beyin cerrahisi dotorları kaldırmamışlardır?

3) Enfeksiyon tehlikesi olan bir yaralı neden ölene kadar acil servis ve müşahade salonu gibi herkesin girip çıktığı yerde tutulmuştur?
4) Yakınları tarafından yeri veya hastanesi değiştirilmek istendiğinde, neden karşı çıkılmıştır ve yakınlarının gözü korkutulmuştur?

5) Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre;Yaralının sosyal güvencesi olsun yada olmasın aciliyetine göre yoğun bakıma yada başka bir gelişmiş hastaneye sevkedilmesi gerekir derken, Neden kaldırılmamıştır?


6) Madem bu konu hakkında bilgileri yok idi, hatırlattığımızda; Neden Sürecin devam etmesini engellemişlerdir?

7) Hastanın ölmeden iki saat önce ayakları soğumaya başladığını, nabzının düşmeye başladığını, solunumunda zorlanmalar olduğunu doktora söylediğimizde; Neden gelip hala hastayı kontrol etmiyor ? o uyuyor iki günde uyanır derken 2 saat sonra Neden öldü?


8) Ölmeden 2 saat önce durumu hakkında bilgi verdik gelmediler? Neden öldükten sonra ölüye müdahale edip hummalı bir çalışma ile ölüyü diriltmeye çalıştılar.

9) Ekipriz raporunu Neden kendi çıkarları doğrultusunda yanlış beyanlarla yazmışlardır? Roporda bir gün önce ateşi 38 lere çıktığı değilde 40 ların altına düşmediği yazılmamış?


SONUÇ VE İSTEM: Hastane kayıtlarını yanlış tutan, bana kardeşim hakkında bilgi vermeyen görevlilerden ve kardeşimi tedavi etmeyen, yoğun bakıma naklini yapmayan ve ölüme terk eden sorumlu tüm doktorların 657 sayılı devlet memurları kanunu ile ilgili maddeleri uyarınca haklarında idari soruşturma açılmasını ve soruşturmalar tamamlana dek kamu sağlığı açısından açığa alınmasını ve cezalandırılması için kamu davası açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim

 
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 40 - 42 of 44
Site içi Arama
HAYAD Mail Listesi

Mail Listemize üye olarak yeni gelişmelerden ilk haberi olan siz olabilirsiniz.






Ziyaretçiler...
Bugün95
Dün98
Bu Hafta841
Bu Ay789
Toplam67955
İstiyorum - İstemiyorum
© 2008 HAYAD - Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği
Tasarım Soner Ekici

Tüm hakları saklıdır. Sitenin içeriği kaynak belirtilerek alıntılanabilir.