Advertisement
Dil Seçimi
English Site
Son Haberler
Basın Açıklamaları
Etkinlikler
HAYAD - Yahoo! Groups

HAYAD Yahoo! Groups

Mesaj Göndermek İçin

Üye Olmak İçin

Üyelikten Çıkmak İçin

Kimler Sitede?
Şuanda 14 misafir bağlı
Yetkili Girişi





Parolamı unuttum?
Konuk Defteri

Konuk Defterinde toplam 51 kayıt bulunmaktadır.
Sayfalar: « 1 2 3 4 5 6 »

İsimKayıt
hilal
Nerden: niğde
Tarih: Paz 02 Ağu 2009 15:52:52 EEST
ben de hasta ve hasta yakınıyım
hilal391@hotmail.com
mustafa
Nerden: KARAMAN
Tarih: Sal 07 Tem 2009 19:40:37 EEST
İyi Günler.Ben bir tür cilt hastalığı olan vitiligolu bir hastayım.Bu hastalığın ve buna benzer sedef,saç dökülmesi,egzema vb.gibi hastalıkların tedavisi PUVA-FOTOTERAPİ denilen bir cihazla yapılıyor ve bu hastalığın tedavisi için aylarca hatta yıllarca bu cihazın tedavisine gereksinim duyuluyor. Karaman'da bu cihaz olmadığı için yıllardır Konya'ya gitmek zorunda kalıyorum.Bu durum da ben ve benim gibi orta gelirli hastaları maddi olarak çok fazla etkiliyor.Tabiki gördüğüm kadarıyla sadece ben değil Karaman'da birçok hasta bu cihaza muhtaç.Bu cihaz bütün üniversite hastanelerinde ve birçok devlet hastanelerinde bulunmaktadır.Karaman'a da en kısa zamanda bu cihazın gelmesini istiyoruz.Bu mesajıma gereken duyarlılığın gösterilmesini rica ederim.
Harun Yener
Nerden: İstanbul
Tarih: Cum 24 Tem 2009 00:07:12 EEST
Merhaba öncelikle vermiş olduğunuz bu güzel hizmetlerden ötürü sizleri kutlar teşekkür ederim. Perşembe günü mahallemizin parkında 1969 doğumlu olan zihinsel engelli fakat mahalle sakinleri tarafından çok sevilen kimseye zararı olmayan abimi, 17 yaşında olduğunu söyledikleri ve başka bir mahalleden gelen bir genc zevk için abim arkası dönük vaziyetteyken uçarak tekme atıyor ve abim savunmasız olduğu için başı taştan yapılmış olan banklara yarpıyor gitiğimizde kanlar içinde yerde yatıyordu ambulans çağırdık 20 dakika sonra ambulans geldi ve haydarpaşa numune hastanesi aciline kaldırdık bir gece yoğun bakımda kaldı ve şuan bütün suratı dikişli vaziyette.Olayın failini araştırdık Diyarbakırlı bir ailenin çocuğu olduğunu öğrendik babasıyla konuştuk bize sadece pişkin bir vaziyette üzgün olduğunu söyledi ve aradada d.....olduğunu Sb yeğeni olduğunu ekleyip tehdit vari bir ifade kullandı şimdi sizlere soruyorum bu ülkede kanun bizi ne derece kolluyor yada bizim bu durum karşısında ne yapmamız gerekiyor lütfen bize yardımcı olurmusunuz saygılar diliyorum..
harunedzyener@hotmail.com
Öznur Kırdar
Nerden: Balıkesir - Edremit
Tarih: Cts 06 Haz 2009 13:45:54 EEST
Herkese selam!... 
Senelerdir çok ciddi hormon bozukluğu yaşayan, birçok tanınmış şehrin muhtelif hastanelerinde tedavi görüp netice alamayan hasta ve yakınları olarak, bir tavsiye üzerine gittiğimiz Edremit Devlet hastenesi Kadın - Doğum uzmanı Sn: Muhlis Ulusan'a, rahatsızlığımıza getirdiği çözüm önerileri ve yaklaşım tarzı için, iyileşeceğimize dair inancını her daim canlı tutup, yılmadan usanmadan gayret gösterdiği için, sizlerin aracılığıyla teşekkür etmek istiyoruz...  
Doktarumuzun şahsında, aynı hastanenin Kadın - Doğum Kliniği çalışanlarına da çok teşekkür ediyoruz...  
Olumsuz haberlerin hakim olduğu bir ortamda, bu tür başarı hikayelerinin de paylaşılması gerektiğine inandığımız için, kendi hastalık serüvenimizi sizlerle paylaşmak istedik. Son teşekkürümüz de, bu paylaşıma vesile olan sizlere... 
İyi günler dileklerimizle...
oznurkirdar@hotmail.com
Elif
Nerden: İstanbul
Tarih: Sal 26 May 2009 11:38:30 EEST
Bugün annem Kâğıthane Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünde ultrason sonuçlarına göre teşhis ve tedavi sürecini öğrenmek için yeniden gitti. Ancak karşılaştığı tutum yüzünden eve üzgün bir şekilde geldi. Çünkü kendisinden yaşça çok çok küçük bir bayan doktor tarafından azarlanmış, doğru düzgün bilgi verilmemiş ve mide kanaması geçirdiğini belirttiği halde mide kanamasına yol açacak bir ilaç yazılarak eve yollanmıştı. 
Belki annem o doktor hanım gibi yıllarca eğitim öğretim görmedi, ama o bir insan ve insana verilecek değerleri bilecek kadar uzun yaşadı ve uzun bir hasta geçmişine sahip. Kiminle nasıl konuşacağını bilecek kadar da empati sahibi bir insan. Çünkü o ve bir çok insan hastanelerdeki doktorların çok çalıştığının, hasta kuyrukları karşısında sinirlerine hakim olamadıklarının farkında. Ben bir öğretmenim ve gün boyu çocuklarla birlikte onların aileleriyle de uğraşıyorum. İnsanlarla iletişimin zor olduğu durumlarda sinirlerin ne derece yıprandığının da farkındayım. Hiçbir şey annemin bu şekilde eve gelip Türk doktorlarına olan güvenini, saygısını kaybetmesine yol açamaz. Doktorlarımızdan biraz daha anlayış ve sabır bekliyoruz. Ben kendi tedavi sürecim için kesinlikle devlet hastanelerine gitmeyi tercih etmiyorum. Bundan böyle ailemden kimsenin de gitmesine izin vermeyeceğim.  
Bedensel rahatsızlıklarımıza şifa ararken, ruhlarımızı incitmeyi, güven duygusunu yitirmeyi tercih edecek kadar hayattan vazgeçmiş değiliz. 
Sesimizi bir nebze de olsa duyurma imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim.
elif_19tr@yahoo.com
Musa KAYA
Nerden: Denizli
Tarih: Sal 05 May 2009 10:31:55 EEST
İyi çalışmalar; Ben Denizli İli Akköy İlçesinde ikamet etmekteyim. Aile Hekimliğine geçileli 24 saat açık olan sağlık ocakları şimdi mesai bitiminde ve tatil günlerinde kapatılmaktadır. Bundan dolayıdır ki ilçe halkı kendini mağdur hissetmektedir. Mesai bitiminden sonra ve tatil günleri hasta olan vatandaşlarımız bu aile hekimliği hizmetinden nasıl yararlanacak. Parası ve imkanı olan her hangi bir vakitte hastalansa il merkezine gide biliyor. Ama bu imkanlara sahip olmayanlar ne yapacak. Sizden bu ve benzeri sorunlar ile ilgili ne yapmamız gerekiyor ayrıca aile hekimliğnde hasta hakalrı ile ilgili bir yönetmelik..... varsa bi şekilde beni bilgilendirmenizi buradaki vatandaşlara yardımcı olcaktır. saygılarımla.
musa-kaya20@hotmail.com
Keriman Tevhit Ertuğ
Nerden: Eskişehir
Tarih: Prş 22 Oca 2009 21:43:12 EET
İSYAN EDİYORUM 
 
Benim başıma gelenler başkasının başına gelmemeli !!.... İnanıyorum ki Allah bana bir misyon yükledi.Bu misyon "Kader" diyen kişilere ,her şeyin kader olmadığını anlatmam için.. 
Can yoldaşım,37 yıllık hayat arkadaşım Orhan'ımın başına gelen KADER değil İHMAL di. Canım eşim,biricik Orhan'ı ma zamanında müdahale edilseydi ,52 gün yoğun bakımda çektiklerini çekmeyecek ve bugün hayatta olacaktı. İnsanların yaşam hakkı ihmal yüzünden elinden alınmamalı, yaşam hakkının kutsal olduğu unutulmamalı,acı çekmeden ölebilmeli.. Bazılarının ettiği"Hipocrat yemini" unutulmamalı ve yine bazılarının gözünde" Dolar işareti" olmamalı,Üniversitelerde "Boynuz kulağı geçer" korkusu olmamalı,"İş ahlakı "olmalı,"Vicdan "olmalı..OLMALILARI daha uzatabilirim. 
63 yıl,dolu dolu ve sağlıklı yaşayan eşimin hayatı böyle noktalanmamalıydı.Ben buna, ALIN YAZISI ve KADER demeyeceğim...Tıp da İHMAL olmamalı.. İhmali hasta, canınla(hayatınla) öder.%14-15 hayatta kalma şansı olsa bile bu değerlendirilmeli, kulak arkası edilmemeli.Bu tip hastalar, öğrenciler için sadece VAKA olarak görülmemeli,zaman kaybedilmemeli,zamanla yarışılmalı ki, hasta hayatta kalabilsin. "Ölen ölür,kalan sağlar bizimdir.","biz elimizden geleni yaptık ama kurtaramadık" zihniyeti, kolaya kaçmak ve yalan söylemektir, bilmeyenleri kandırmaktır... 
Hastaneler de , herkesin yaşadığı acı hikâyeler var.Bu hikâyeler; her yer de anlatılır, paylaşılır ve orada kalır. Sonuç alınamayacağı için üzerine gidilmez.Çünkü, hak aramak ve bazı gerçekleri ispat etmek zor ve bazen de imkansızdır. Doktor doktorun nasıl olduğunu bilir,yeteneğini bilir, yapısını bilir, bilgisini bilir, deneyimini bilir.Fakat, meslektaşını suçlamaktan ve doğruları söylemekten kaçınır.En fazla "Ben bu konuda yorum yapamam." der..Bazen kendi başına gelenleri bile deşifre etmekten çekinir..Herşey halıların altına süpürülür...Evet iddia ediyorum, birçok şey ÖRTBAS edilir...Ben Yüksel Hemşire (Florance Nightingale Yüksek Hemşirelik Okulu.1970) olmasam,yeterli bilgiye sahip olmasam,iyi bir gözlemci olmasam yuttururlar.."Yutmam".Yutmam için bu konuda ; hiçbir bilgimin olmaması,nedenleri ve niçinleri bilmemem gerekir.Ne yazık ki biliyorum.42 yıldır bu camianın içerisindeyim.(Ailemde de dr çoktur.Yüzlerce hemşire yetiştirdim.) Şu gözler neler gördü ???.... 
İki hastanede ki (Ankara'da Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi ve Osmangazi Tıp Fakültesi Hastanesi),KVC(Kardio Vaskiler Cerrahi) veya KDC(Kalp Damar Cerrahi) farkı yaşadım.Acı fakat gerçek, korktuklarım benim de başıma geldi. Olayın daha iyi kavranması için , uzun da olsa hikayemi anlatmam gerekiyor.  
Eşim,26 ekim 2008 Pazar günü saat 19.00 da sitede ki evimizden ES-ES maçını seyretmek için "Sosyal Tesis""e gitti.Maç bitiminde bana telefon açtı "Keriman, 4 gol attığımızı" sevinçle söyledi.Son konuşmasıymış... Arkadaşları ile masada otururken ,"kendisine birşeyler olduğunu, herhalde kalp krizi geçiriyor" olduğunu söylemiş. Masada Kİ ARKADAŞLARI, YAN MASADAKİ Dr. Hamdi Sarıkardeşoğluna “abi, Orhan abiye birşeyşler oluyor.” Demişler. O an nabız alammış .4-5 kişi kaldırmadan oturduğu koltukla birlikte , Sosyal tesisin önünde ki arabaya taşımışlar.Dr arkadaşları ve diğer arkadaşlarla b 
İrlikte ,Osmangazi tıp Fakültesinin acil servisine saat 00.30 gitmişler.Acilde genç b 
İr Dr hanım bakmış, elektro çekmiş,.Hiçbirşeyi olmadığını ve eve götürebileceklerini söylemiş. Dr. Hamdi bey “ Dr hanım , bu tip hasdtalar eve gönderilmez,altından başka şeyler çıkabilir “ demiş. Onun üzerine , bence bilgiden yoksun, kendisini Dr. Sanan hanım kızımız lütfedip Orhan’ı üst katta yoğun bakım denilen ( İlgisi olmayan) bir odaya çıkardılar. (O sırada sitede ki diğer arkadaşlkar beni de Hastaneye getirdiler. ) Bana sizde gidin , sabah gelin dediler. Gidermiyim ??.. Eve gidip bazı eşyalar getireyim dedim.(Pijama, telik vs)O sırada Orhan’cığım “Keriman çok karnım ağrıyor, dayanamıyorum , ne yapacaklarsa yapsınlar” dedi.Nöbetci olan Hemşire hanıma “Hemşire hanım, eşimin karnı çok ağrıyor, ağrı eşiği çok yüksektir , basit ağrılara ağrı demez,Dr’a haber verin lütfen “dedim “Olur” dedi.. “Ben de evden , eşya almak için ayrıldım. Döndüğmde Orhan yatağında yoktu. “Hemşire hanım, Orhan nerede “ dedim. “Tomografi çektirmeye götürüldü.” dedi. “ Tomografi odası nerede ?” dediğimde “Vallahi hangi katta olduğunu bilmiyorum” dedi. Düşünebiliyormusunuz, hastasının nerede olduğunu bilmeyen bir hamşire !!!...Hastasını Tomografi çekilsin diye teslim ediyor, tomografi odasoını bilmiyor.. O şaşkınlıkla 20-25 dakika aradığım ve kaybolduğum katlarda, bir odadan eşimle Dr’un çıktığını gördüm.Eşimin ağrısı çok şiddetliydi, dayanamıyordu… Dr’la göz göze geldim. “ Nesi var “ dedim Kaşlarını kaldırarak, konuşmak istemediğini belirtti.Benim Yüksek Hemşire olduğumu biliyordu. Kötü bir şey olduğunu anlamıştım.Beraberce, yoğun bakım müsvettesi olan odaya eşimi koyduk.Dr. Bey bana oturmamı söyledi. tomografiyi götererek “Aort Diseksiyonu “ dedi.Gözlerim karardı, kulaklarım uğuldadı. Benim için , kâbus ondan sonra başladı.Saat 03.15 civarlarıydı. Teşhis konmuştu. Genç Dr arkadaşımı, tebrik etmek gerekiyor. Teşhisi koymuştu, atlamamıştı. Birçok Dr. Bu teşhisi koyamaz, atlar ve teşhisi koymakta gecikir.  
 
Ben bu konularda, Osmangazi Tıp Fakültesini Hastanesinin ne kadar yetersiz olduğunu çok iyi bilirim !!!....Denize düştüm, mecburen yılana sarılacağım..(Ben de 1999 da Beyin Anevrizması teşhisiyle 2 gün yattım.Teşhisimi de kendim koymuştum. Çevremi, servisi ve yapılan ameliyatların sonucunu görünce Bursa Tıp Fakültesi, Beyin Cerrahisine kaçarak gittim. Eskişehirde ki servise PAKET SERVİS adını koymuştum. Hasta yürüyerek geliyor, paketlenerek gigiyor !!!...) 
Şimdi ne olacak dedim, genç Dr’ umuz huzursuzdu . Sadece tansiyonu kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Hocasına telefon etti,oılayı anlattı. Onda ki telaşı izliyor ve gözlüyordum.Ben konuştuğu hocanın hemen geleceğini bekledim, ne gelen vardı ne de giden…Hemen sitemizdeki , Osmangazi2de çalışan Prof. Dr. Firdevs ve eşi veteriner Deniz Güler’e telefon ettim.Onlarda Prof. Dr. Saadettin Dernek beye telefon ettiler.Doktorumuz, gecesini çok rahat uyuyarak geçirmiş ve bir sporcu edasıyla merdivenleri koşarak saat 08.45 de geldiler…Geçen süreyi siz hesabedin !!!... Bu tip hastalara ; hayatta kalabilmeleri için ve komplikasyon olmaması için anında ve zaman geçirmeden müdahale etmek gerekir..Ameliyathaneye telefon ettim hazırlattım dedi.Teşhis konalı 5 saati geçiyordu..Bu vakalarda anında ölüm %35, masada ölüm %35, ameilyattan 2 hafta sonra ölüm yine yüksek. Yaşama şansı %14 civarlarında. 
O sırada İstanbul Cerrahpaşada Çocuk Kardiyoloji Bölüm Başkanı olan Amcasının kızı Dr Türkan Ertuğrul’u da aramıştım. Oda Dr’a ulaşmaya çalışıyordu. O da Saadettin Beyle konuştu. Artık Saadettin bey , kendisini baskıda hissetmeye başladı. Bana olabilecekleri anlattı., hastanın %100 masada kalabileceğini , kendisinin bu ameliyatları pek yapmadığını, bu tip amaliyatlar için anestezi ekiplerinin yetersiz olduğunu, başka bir yere götürülürse kurtulma şansının %1-2 olabileceğini (yolda hayatını kaybedebileceğini), ama yine de ,ben istersem, ameliyatı yapın dersem, yapabileceğini , kararı benim vereceğimi “ söyledi.  
“Başkası olsaydı, ben bu ameliyatı yapardım” dedi. (Deneme tahtası, sonuç %100 ölüm).Benden , ameliyata izin verirsem,açıkcası eşimin ÖLÜM FERMANI nı imzalamam isteniyor.Düşündüm. %1 şans bile olsa eşimi , başka bir hastehaneye yetiştirebilirdik., yolda ölmeyebilirdi.!!!... 
Bu sefer, nereye, nasıl, hangi Dr’a götüreceğiz konusu gündeme geldi.Zaman da geçiyordu. 
Prof.Dr.Firdevs(arkadaşımız), akrabalarını Anlkara Yüksek İhtisas’da Doç.Dr. M.Ali Özatik beyin ameliyat ettiğini , harika bir Dr. Olduğunu söyledi. Prof.Dr Saadettin dernek beyde , o Dr’u tanıyormuş.fakat izmir’de Kongreden bugün dönüyorlarmış. Devamlı Dr bey arandı ve iletişim kurdu. Ankara’ya girmek üzere olduğunu söylemiş.Aynı hastanede Başhekim olan Prof.Dr.Mustafa Paç bey İstanbuldan kongreden dönüyormuş Onada eşimin amcasının kızı Prof.Dr. Türkan Ertuğrul ulaştı.Ameliyathaneyi hazırlayacaklarını ve hastayı beklediklerini söylemişler. Şimdi tek korkumuz yolda kanama olmadan Yüksek İhtisasa ulaşmaktı. Havale işlemleri bitti 14.30.-15.00 sıralarında ambulansla hastaneye ulaştık. Saat 16.45 de eşim ameliyathaneye alındı.20.45 de hasta yakınlarından 2 kişi Yoğun Bakım’ın kapısına gelsin diye telefon geldi….Yoğun Bakıma çıkıyorken 1Herşey bitti, Orhan’ım masada kaldı” dedim. Amelkiyathanenin kapısında 2 gülen yorgun, fakat yorguluklarından mutlu olan 2 gülen yüz gördüm. Biri Prof.Dr Mustafa Paç, diğeri Doç.Dr.M.Ali Özatik’di.Sevinç gözyaşlarıyla Dr’lara sarıldık .Bunu anlatmak çok zor, yaşamak lazım.Aort Diseksiyonu ameliyatı çok başarılı geçmişti.8-9 saat sürmesini beklediğimiz ameliyat 5 saatte bitmişti.  
2 gün sonra böbrekler bozulmaya başladı.Sonucunda da Orhan DİYALİZ ‘e girmeye başladı.(ilk 3 saatte ameliyat edilseydi;böbrekler çalışacaktı ve diyaliz geçici olacaktı.)Gün aşırı diyalize girilmeye başlandı. Komplikasyonlar , solunum sistemin de yükünü artırmaya 
 

başladı ve solunum cihazında daha rahat edebilmesi için ,enfeksiyon riskini azaltmak için TRAKEOSTOMİ yapıldı. Birkaç gün sonra, karında ağrı ve batında şişbaşladı.Gastrocuların  
tetkikleri sonucu 6 Kasım Perşembe günü Orhan ameliyata alındı.Batın açıldığında, kalın barsağın delindiği ve gangren olduğu görülmüş. Batın son derece kirli imiş, kalın barsaklar alındı, İLEOSTOMİ yapıldı. DALAK da alındı.Bu ameliyat son derece riskli bir ameliyattı. Dr’la r da, bende bu ameliyat kurtulamaz diye düşünüyorduk.Ameliyat okadar dikkatle ve titizlikle yapılmıştı ki , peritonit bile olmadı. Eşimin bünyasi okadar güçlü bünye karşısında şaşkınlıklarını saklamıyorlardı.(avcılığa ve futbola borçlu) .10 içerisinde hepsi tek başına büyük olan 4 ameliyat geçirmişti (Diseksiyon, trakeostomi, dalağın alınması ve ileostomi).Dayanıyordu, konuşuyordu,Hemşirelere espiriler yapıyordu.  
Yaşamak için direniyordu. Psikolojik destek için ve bakım vermek için yoğun bakıma giriyordum.%2 günde 24 kez diyalize girdi. Şuur hep açıktı. Dr. Bile bu güçlüğ “ Sevgimizi bunların da üstesinden geleceğini,bünyesinin çok güçlü olduğunu” söyledim. O sırada da Sağlık Bakanlığına yazı gönderdim.(Bunun dikkate alındığını ve bu konda Tıp Fakültesinde araştırma yapılması için vilayete ,yazı gönderildiğini, oradan  
da Sağlık Müdürlüğüne gönderilen yazıda , sonuçtan da benim de haberdar edilmemin istendiği bir yazı gönderilmiş..)  
Bir gün “Keriman yeter beni yaşatmak için uğraşma.,beni tabuta bindirmişler, sen hala yaşatmaya uğraşıyorsun, ben her şeyi biliyorum “ dedi.Kendisi Diş Hekimiydi. 
52 gün Yoğun Bakımda; Hemşire ve Dr’ları izledim. Nasıl özveriyle çalıştıklarını gördüm.Sadece bu ilgi Orhan amcalarına değildi , tüm hastalaraydı. Dr ve Hemşirelerin nöbet değişiminde birbirlerine hastaları nasıl titizlikle teslim ettiklerini gördüm. Hiç gözüm arkada kalmıyordu. Hergün konuşuyor ve moral veriyordum .O komplikasyonları görüyor ve biliyordu. Birgün Hemşire hanım, sevinçle “Orhan amcacığım, bak dışarıda kar başladı diyince, gözlerinden süzülen yaşlar ve –Bakalım birdaha o gökyüzünü görebilecekmiyim?- demesi “ hemşirehanımıda ağlattı.  
Bu yaşama bağlılığın, mücadelenin sonu böyle olmamalıydı..Eskişehir’de bu tip ameliyatları yapabilecek Dr ve ekip olmalı. Yoksa daha çok canlar yanacak. 
52. gün Orhan’ım hayatını noktaladı. Bunu hak etmemişti.Morg’un kapısında omzumu tutan bir el, beni daha da çok duygulandırdı. Bu kişi Doç.Dr.M.Ali Özatik beydi. Gözleri dolu dolu” Elimizden geleni yaptık, çok uğraştık Orhan beyi kurtaramadık, sizin için yapabileciğim bir şey varsa hazırım “ dedi.İşte insanları ve mesleğini seven bir doktor.o Dr’u birgün duvardan atlıyorken gördüm. Merak edip sordum.”Hastaya yetişmek içinmiş” 
Yorumu okuyanlara bırakıyorum. 
Olayların üzerine gidilmeli, kader denilmemeli,herkes kendine çekidüzen vermeli.Yüreğinde insan sevgisi taşımayan ve bu işi beceremeyenler doktor olmamalı bence. 
 

1
Keriman55qgmail.com
Ömer Benokan
Nerden: İstanbul
Tarih: Cts 17 Oca 2009 18:29:00 EET
Öncelikle böyle bir oluşumu bugün öğrendim. Böyle bir sivil toplum örgütlenmesini kutluyorum. Konuk defterinin ikinci sırasında genç kızların sağlık durumlarının ne olacağı sorulmuş. Sanıyorum yeni sosyal güvenlik sistemindeki değişiklikten söz ediliyor.Durum şöyle,506 sayılı SSK mevzuatına göre, kız çocuklar 18 yaşını bitirmişler ve okula devam etmiyorlarsa, bir işe girene veya evlenene kadar anne veya babalarının bakmakla yükümlü olduğu kişiler olarak sağlık hizmeti alabiliyorlardı. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren genel sağlık sigortası hükümlerine göre, 1 Ekim 2008 tarihinden sonra 18 yaşını bitiren kız çocukları öğrenime devam etmiyorlarsa bu haktan yararlanamayacaklar. Eğer 1 Ekim 2008 tarihinden önce 18 yaşını bitirmişlerse bu hakları devam edecek. Bu konuda geniş bilgi www.calismahayati.net sitesinden alınabilir.
benokanomer@hotmail.com
hüseyin bakkalTarih: Prş 08 Oca 2009 22:49:12 EET
18 yaş üstü ortodonti diş teli takılacak hastalara devlet karşılamayak diyolar... 
ne yapacaz biz...???
ÖzgülTarih: Paz 21 Ara 2008 21:41:33 EET
Hem doktor hem hasta/hasta yakını olmak dünyada başınıza gelebilecek en kötü şeydir. Çünkü o andan itibaren meslektaşlarınız için angaryasınızdır, ayaktan üstü sorunlarınız dinlenir, muayeneniz ayaküstü olur ve bu hengame için habire ciddi sorunlar atlanır sonunda doğmamış bebeğinizi kaybedersiniz, hayat devam eder, iş yerinizde buna neden olan meslektaşlarınızı şikayet etme hakkınızı bile kullanamazsınız, hayat devam eder içinizde hep bir acı kalır.
© 2010 HAYAD - Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği
Tasarım Soner Ekici

Tüm hakları saklıdır. Sitenin içeriği kaynak belirtilerek alıntılanabilir.